Bu toplum, Sosyalist Blok’a karşı başlatılan yeşil kuşak projesiyle zehirlendi. Sünni Alevi’ye, Alevi Sünni’ye; Türk Kürt’e, Kürt Türk’e düşman edildi.

Ve de öyle bir ülke olunduk ki, neredeyse yılın her ayı yaşanmış büyük bir acıyı, yaşanmış toplu bir felaketi hatırlatır oldu.

-Aralık; 24 Aralık kanlı Maraş katliamını hatırlatır bize.

-Ocak; Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak gününü hatırlatır bize.

-Mart; 68 kuşağının imha edildiği 12 Mart 1971'i hatırlatır bize.

-Ve Mayıs; 6 Mayıs 1972 gününü, yani Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idam edilişini hatırlatır. Ve de 1977'nin kanlı 1 Mayıs'ını.

-Haziran; 15-16 Haziran 1970 büyük işçi eylemini hatırlatır.

-Eylül; ülkenin siyasetini ve ekonomisini küresel güce teslim eden, “bir sağdan bir soldan” diyerek gençleri idam sehpalarına gönderen 12 Eylül felaketini hatırlatır.

-Ekim; yaşanan en kanlı katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının hatırlatır.

ise telafisi çok zor olan, bu ülkede derin yaralar açan Çorum katliamını, Sivas katliamını ve Başbağlar katliamını hatırlatır.

* * *

Çorum katliamı:

27 Mayıs 1980 günü, Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak'ın öldürülmesi, istenen fırsatı yaratır. 28 Mayıs'ta ortam provoke edilir. Alevi-Sünni kavgasının fitili ateşlenir.

Bir ay boyunca süren olayların final günü “4 Temmuz 1980 Cuma” günüdür. Çünkü İslami toplumların en hassas ve en kutsal günüdür Cuma.

Resmi rakamlara göre 57 ölü, 200'den fazla yaralı, 300'den fazla yakılıp yıkılan ev ve işyeri, yüzlerce ailenin iç göçü, onlarca ailenin dış göçü...

Bakın, o günün yani 1980'in Çorum Savcısı Ertem Türker ne diyor:

“Yeterince önlem alamadık. İdareciler aymazlık içindeydi. Olaylar geliyorum diyordu. Biz atış talimi yapıyorduk, kim atış yapacak da akşam yemeğini alacak diye.”

Daha da vahimi, “Çorum, silah tüccarlarının oyun sahası oldu. Aynı silahla sağcı da solcu da öldürülüyordu. Birkaç silahı tespit ettim” diyor dönemin savcısı Ertem Türker.

* * *

Sivas Katliamı:

Yani bu toplumun asla unutamayacağı, en büyük acının yaşandığı, vicdanların çok ağır yaralandığı bir felakettir bu katliam.

O gün yani 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal Şenliklerinde, Madımak Otel’inde çoğunluğu Alevi kökenli 33 yazar, ozan ve düşünür yakılarak katledilmişti.

“Sivas ellerinde sazım çalınır...” demişti Âşık Veysel. Ama o saz çalınmaz olmuştu o gün. O sazı çalanlar, o sözleri söyleyenler susturulmuştu o gün. Ve ozan Kızılgül, “Varıp Pir Sultan'ı, analım dedik / Aşkın dolusuna, kanalım dedik / Meydanda bir semah, dönelim dedik” demişti.

Ama anamamıştı ve de meydanda bir semah dönememişti Kızılgül…

* * *

Başbağlar Katliamı:

Başbağlar, Erzincan ilinin Kemaliye ilçesine bağlı, Tunceli sınırına yakın ve de Sünni halkın yaşadığı bir köydür. Sivas katliamından 3 gün sonra, yani 1993 yılının 5 Temmuz akşamı köy baskına uğrar. 33 köylü kurşuna dizilir. Okul, cami ve tüm evler yakılır.

20 kişi gözaltına alınır. 18 kişi beraat eder. Örgütsel ilişkiden 2 kişi mahkûm olur. Diyebiliriz ki, Sivas'ta Alevileri hedefe koyan “derin irade”, Başbağlar’da Sünni katliamına imza atmıştır. Amaç, kitlesel büyük bir Alevi-Sünni çatışması yaratmaktır.

Bu davanın yargıçlarından Şakir Kadıoğlu diyor ki: “Katliamdan dolayı tutuklananların olayla hiçbir ilgisi yoktu. O davada hiçbir sanık suçlu değildi. Olay yeri incelemesini yapan asker kimin adını yazdıysa, mahkeme karşısına o çıkarıldı. Başbağlar davası, Türkiye'nin hukuk tarihinde bir yüz karasıdır. Yazıktır, günahtır.”

Ve devamla, “Peki kimler getirildi mahkemeye? Aleviler! Tunceli'de ‘tırpancı’ olarak tabir edilen bölgenin Alevilerinden yakaladıkları kişiler” diyor yargıç Şakir Kadıoğlu.

* * *

Aslında tüm bu katliamlar, bir siyasal projedir.

Alevi ve Sünni halk bu projede kullanılmıştır. Kullananlar amacına ulaşmıştır.

Özellikle Çorum katliamı ile 12 Eylül darbesinin son kilometre taşları döşenmiş, yönetime el konulmuş, anayasal sistem lağvedilmiş, toplumsal muhalefet bastırılmış, toplum sindirilmiş ve 24 Ocak kararları ile ülke ekonomisi küresel sermayeye teslim edilmiştir.

Peki, ne yapılmalıdır?

Yapılacak şey, bu siyasi körlükten kurtulmaktır.

gün önce yani 2 Temmuz, Sivas katliamının yıldönümü idi.

Bugün 4 Temmuz, Çorum katliamının yıldönümü...

Yarın 5 Temmuz, Başbağlar katliamının yıldönümü...

Üzerlerinden yıllar geçti, ama belleklerden silinmedi. Hesabı sorulmadı. Acıları unutulmadı. Hiçbir iktidar bu acıları söndürmedi. Devlet halkıyla yüzleşmedi. Tüm bunlara karşın, neden Alevi ve Sünni halk, bu katliamları birlikte kınamasın? Neden birlikte bir duruş göstermesin? Neden ‘birlik ve beraberliğin’ ateşini birlikte yakmasın?

Özellikle de geçmişte kamplaşmış siyasetlerin, bugün yan yana geldiği bir günde…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol