Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow HATIRALAR KARŞILAŞMASI
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
HATIRALAR KARŞILAŞMASI Yazdır E-posta
14 03 2007
1949’da, Urfa’nın 60 km güneyinde bulunan Akçakale’de Hükümet Tabibi olarak görevliyim. Görevimin ağırlığını veba mücadelesi teşkil ediyor. Veba hakkında büyük bir bilgiye sahip değilim ama, Bakanlığımızın oraya zaman zaman gönderdiği, bilen insanlardan eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum.
O zaman, Ceylanpınar’da bir köy, bir de çiftlik vardı. Bu çiftlikte de hekim idim. Ayda iki defa beni aldırırlardı. Acil vaka olunca da, ayrıca günlük gidiş-geliş olurdu. Üreme Çiftliği Müdürü Ferit Kayıran ile çok iyi arkadaşlık ta kurmuştum.
Bir gün, beni özel olarak çağırdılar. Amerikalı, iki büyük gazetenin başyazarı olan bir misafiri vardı. Misafiri, zayıf, uzun boylu, yaşlı, Türkçe’yi iyi bilen bir insandı. Yanında, Türklerden yardımcı olup olmadığını hatırlamıyorum. Safra kalabalıktı.
Gazetecinin Türkiye’ye üçüncü gelişi idi. Bize, eski gelişlerini anlatmıştı. Abdulhamit padişahı iyi tanıyordu. Bir iki defa huzura kabul de edilmişti. Türk dostu olacak ki, Padişah kendisine iltifatlar da etmişti.
Gazetecinin ismini öğrenmiştim ama, zamanında not almak alışkanlığım olmadığından, şimdi hatırlamam mümkün değil. Pek te zor bir ismi yoktu. Osmanlı topraklarını, bütün Anadolu’yu katır sırtında dolaşmıştı. O zaman genç olduğuna göre, söylediklerinin yapılmaması için bir sebep görmemiştik. Şimdi de, Osmanlı devrinden pek te farklı durumda değildik. Yollarımız topraktı. Kendisinin bir jeep arabası vardı. Bu zamanda, önde giden bir arabaya yetişirseniz, tozundan kurtulup ta bir kaza yapmadan onu geçmeniz mümkün olmazdı. Zaten bize, Türkiye’de en mahir insanların şoförler olduğunu da söylemişti. Güzel rakı içiyordu, güzel sohbeti de vardı. Biz de, Türkçe’den başka dil biliyor değildik. Onun Türkçe’si, benim Fransızcamdan çok iyi olduğu için, Türkçe konuşmuş olması yakınlığımızı da temin etmişti.
Sofra gece yarılarını geçinceye kadar sürdü. Kadehi boşaldıkça, kendisi, espriler yaparak, tekrar doldurulmasını istiyordu.
Veba hakkında bilgiler istedi. Bilgilerimi aktardım. Hem sorumlu ve hem de yetkili idim. Devletimiz her imkanı, o zamanki kısıtlı durumuna rağmen, temin etmişti. Emniyetimizi temin etmek için de, ilçenin normal jandarma teşkilatı dışında, bir bölük jandarma daha memur edilmişti. Her fırsatta, vebanın Suriye’den geldiğini anlatmaya çalışıyorduk. Arkadaşlarım da beni teyit ediyorlardı.
Odanın duvarında bir sivrisinek, hem de sıtmayı taşıyan cinsinden olanı, bizim dikkatimizi çekmedi ama, Amerikan gazetecinin dikkatini çekmişti. Bize sivrisineği işaret etti. Sıtmayı bunun atıştığını da söyledi. Hafif alaycı bir tebessümle, “bu sinek te mutlak Suriye’den gelmiştir” dedi. Tebessümüne, biz de gülerek karşılık vermek zorunda kalmış idik.
Gece sonunda bizimle vedalaştı. Kendisini pek yakın bulmuştuk. Onun da bizi yakın bulduğu açık seçik ortada idi. Ufak tefek saçmalarımızı da görmek istemiyordu. Suriye’yi yerli yersiz ithamımızı da öyle karşılıyordu. Sabah erkenden, kahvalıtyı galiba yine beraber yaptıktan sonra, bizden ve devlet çiftliği müdürü Kayıran’dan ayrılmış idi. Yolculuk, yine Güneydoğu ve Doğu Anadolu idi. Osmanlı devrinde iki defa katır sırtında yaptığı geziye, üçüncü defa, Cumhuriyet devrinde, bir Amerikan jeep ile devam edecekti.
Bu tesadüfü de, konuştuklarımızı da, ben, belki bir yazıda okurlarıma aktarmış olabilirim ama; olay tamamen hafızamdan çıkmış durumda idi. Bir ömrün bütün olaylarını kafanızda nasıl taşıyacaksınız! Unutma fiili olmasa, bana öyle geliyor ki, insanlar, hele çok okuyan insanların beyinleri çok çabuk yorulmuş olacaklardır. İşleyen demir ışıldar, denirse de, gereksiz ve pek çok kullanılan demir, ışıldamaya devam etmiş olsa bile, eskimeye devam edecektir. Eskiyen her şey de, bir gün işe yaramaz olacaktır. Unutmak ta Allah’ın insanlara bir lütfu olmalıdır. Şu bizim insanlar, Allah’ın lütuflarına hep kayıtsız kalmışlardır.
Dün akşam, rahmetli Velidedeoğlu hemşerimizin bir yazısını okurken garip bir tedai olayı bu hatıraları kafamda canlandırdı. Velidedeoğlu’nun yazısında da, bizim Amerikalı’nın hikayesinin aynına benzeyen taraflar vardı. Belki de aynı olayı Velidedeoğlu da yaşamış olabilir. Kendisinin tanıdığı gazeteci de, belki aynı adam idi. Adamın adı, onun yazısında da yoktu. Makalenin altındaki tarih ise 1949 idi. Arkasını yarınki yazıda bildireceğim.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

BAYAN MUHASEBE ELEMANI ALINACAKTIR
İş Verenler (21.11.2008)
KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 50 misafir ve 2 üye bağlı
  • huseyinors1
  • metinerisken

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55