|
Türkiye’nin “onur konuğu” olarak katıldığı dünyanın en büyük kitap fuarı olan 60. Frankfurt kitap fuarı dün akşam açıldı. Fuarın açılışında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk birer konuşma yaptı.
Dünya çapında böylesine bir organizasyona Türkiye’nin onur konuğu olarak katılması bir Türk olarak beni çok sevindirdi. Bu yüzden dün akşam bütün dünyanın gözü kulağı Frankfurt’taydı. Fuarın açılışını televizyondan izledim.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül konuşmasında ;"Türkiye’de yazarlar ve kitaplar üzerinde uygulanan bazı baskı ve sınırlamalar zaman içinde azalmış veya ortadan kalkmıştır. Önceki yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nün değerli Türk yazarı Orhan Pamuk’a verilmiş olması, Türk Edebiyatının evrensel olarak kabul edildiğini bir kez daha teyit etmiştir.”diyor.
Cumhurbaşkanımız Türkiye’de olanı değil, olması gerekeni söylüyor. Maalesef, Türkiye olarak okuma yazma özürlü bir toplum olduğumuz için çağdaş uygarlık düzeyine bir türlü ulaşamadık. Bu gidişle ulaşmamız da çok zor.
Çünkü, batı ile aramızda 277 senelik bir uygarlık farkı var. Batıda Jan Gutenberg 1450 yılında matbaayı icat etti. Biz ancak, 1727 yılında Şeyhülislam’ın fetvasıyla ve “dini kitaplar basılmaması” şartıyla matbaayı kurabildik.
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk açılışta yaptığı konuşmada ; Biz Türkler, özellikle son yüz yılda dünyaca kötü tanınmaktan o kadar şikayet etmişizdir ki, bu düşünceyi ulusal kimliğimizin bir parçası yapmışızdır." diyor.
Sayın Pamuk, unutma sen de batıya yaranmak için, ülkeni şikayet ederek Nobel Edebiyat ödülü aldın. Batı, ünlü bir Türk yazarı olarak senin ağzından “Türkler 1,5 milyon Ermeni’yi katletti” dedirterek, sözde Ermeni soykırımı safsatasını gündeme taşıdı. Sana bu yüzden Nobel ödülü verdiler.
Bu yüzden Nobel ödülü alman ülkede buruk bir sevinç yarattı sayın Pamuk.
Yurt dışında Nobel ödüllü, yurtsuz ve mutsuz bir insan olarak yaşamaya çalışıyorsun.
Kitap en güzel arkadaştır. Kitapsız büyüyen çocuk susuz yetişen ağaca benzer.
Gelişmiş ülkelerde insanlar yılda ortalama an az 25 kitap okuyormuş. Maalesef, Türkiye’de bu oran çok düşük. Bu nedenle her yazımda, üzülerek sık sık “okuma yazma özürlü bir toplumuz “ diyorum.
Kitaplar düşünsel alanın pınarlarıdır. En iyi kitapları okumak geçmiş yüzyılların en büyük ve en seçilmiş insanlarıyla konuşmak gibidir.
Çarpık eğitim sistemi yüzünden bizim kuşak kitap okuma alışkanlığı edinemedi.
Çokluğa Devletimizin imkanları yetişemediği için kendimizi geliştirme imkanı da bulamadık. Ancak, öğretmen olduktan sonra kitabın, okumanın, eğitimin önemini kavradım. 10 yıllık öğretmenliğim sırasında çocukların yılda en az 5-10 kitap okumalarını önerir ve takip ederdim.
Emekli olduktan sonra kitaplar en büyük dostum oldu. Şimdi yılda en az 15-20 kitap okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Okudukça cehaletimin farkına varıyor, daha çok okuyarak aydınlanmaya çalışıyorum. Şanlıurfa’dan selam ve saygılar…
Aramak gerektir hikmeti bulmak için,
Tekamül gerektir varlığı görmek için,
İnsan-ı kamil olmak zorlu bir süreçtir,
Nice çileler çekilir, vahdete ermek için…(Mehmet Özata)
|