|
Baş döndüren bir hızla gelişen teknoloji; insanoğluna, akıllara durgunluk veren boyutlarda rahat ve keyifli bir yaşam biçimi sağlıyor. Ama beraberinde de bir o kadar insansal hasleti alıp götürüyor.
Gelişen teknolojinin yarattığı maddi ve manevi getirinin albenisinden kendini kurtaramayan insanoğlu, giderek birbirine yabancılaşıyor, birbirinden uzaklaşıyor.
Günümüz insanı, tüm duyu organlarıyla, daha fazla kazanma, daha iyi yaşama, daha fazla tüketme hırsına kilitlendi.
Rekabet hırsına kendini kaptıranlar, rekabetten başka bir şey düşünemez oldu.
İnsan ilişkileri giderek bozuluyor.
Bunun adı rekabet falan değil. Bu başka bir şey.
Kimse kimsenin, kendinden daha iyi durumda olmasını kabullenemiyor; kardeş, kardeşin lokmasını sayıyor; insanlar birbirini çelmeliyor; paçalarından, eteklerinden asılıyor.
* * *
İçinde bulunduğumuz hafta, Ahilik Haftası…
Ahilik, bir kültür, bir yaşam, bir ticaret biçimi…
İçinde, toplumsal değerleri, güzel huyları yoğun olarak barındıran bir örgütlenme yapısı.. Her şeyiyle bu topluma, her şeyiyle bu coğrafyaya ait bir kültür…
Ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları olan, çok kapsamlı derin bir felsefe…
Ele, bele ve dile sahip olmak, Ahiliğin ön koşulu. Bu öğretide; töre, gelenek, görenek, edep, adap… gibi kavramlar çok önemli.
“Düzgün insan” niteliklerine sahip, “adam gibi, adam olan” insanları kucaklayan, onları bağrına basan, onların maddi ve manevi sorunlarına yardımcı olan sanal bir kurum Ahilik…
Ancak ne yazıktır ki, unuttuğumuz pek çok değerlerimiz gibi, bu kültürümüzü de unuttuk.
Oysa bugün, her zamankinden çok daha fazla gereksinimimiz var bu kültüre…
* * *
Ahilik, atalarımızın geliştirmiş olduğu esnaf lonca sistemi.
Bir diğer tanımla, esnaflar arası yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan sanal bir örgüt.
Ama işin özünde “ahilik”, insanlığın ta kendisi… İyi niyetleri kötüye kullanmamak… Dürüst olmak… Borca sadık olmak…. Yetim ve kul hakkı yememek…Ahde vefalı olmak
Olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak…
……
Rahmetli babama, rahmetli dedem anlatırmış… Nur içinde yatsın, rahmetli babam da bize anlatırdı her fırsatta…
Bu öykücük (anekdot), Ahiliğin de, Ahilik Felsefesinin de tam özeti…
……
1900’lü yıllar… Bir kunduracının yanına çırak olarak verilen dedem, 6 – 7 yaşlarında…
Bir gün akşama doğru (dedemin çıraklığını yaptığı dükkâna) bir müşteri geliyor… Ayak numarasını söyleyip, ayakkabı istiyor. Dedem istenen ayakkabıyı vermek üzere rafa yönelirken, ustası hemen müdahale ediyor. “… Kusura kalma efendi, o numara ayakkabı bizde yok, ama karşı komşumda var… İster buraya getirteyim, isterseniz siz gidip oradan alın…”
Dedem şaşkın… (müşteri dükkândan çıkınca) soruyor, “…Usta, neden ‘yok’ deyip, komşuya gönderdin, rafta bir sürü var ya!…”
Ustası dedemin sırtını sıvazlayıp yanıtlıyor… “Evlât biz bu gün (allah bereket versin) tam dört çift ayakkabı sattık, ama komşumuz henüz siftah yapmadı…”
* * *
Tavrın, davranışın asaletine bakar mısınız?
Bugün bu asaleti, gösterecek esnaf, tüccar kaldı mı?
……..
Kutsallarımız, olmazsa olmaz değerlerimiz, birer birer elimizden kayıp gidiyor.
“Kazan da nasıl kazanırsan kazan” felsefesi, habis ur gibi, toplumu sarıp sarmalıyor. Kazan, kazan, kazan…
Kaynak önemli değil, yeter ki kazan… Dişle, dengirle, çalıkla, hortumla… Yeter ki, kılıfına uydur…
Artık bu toplum, Yunuslara, Mevlanalara, Ahi Devranlara prim vermiyor.
Toplum önderleri, anneler, babalar ama en önemlisi öğretmenler, çocuklarımıza bu tür değerleri anlatmıyor, aşılamıyor.
Artık bunları, enine boyuna tartışmanın zamanı gelmedi mi?
|