|
Hikâye ünlüdür. Adamın biri emekli olmuş. Ona buna emir verme olanağını yitirmiş.
Ne karşısında saygıyla ayakta duranlar, ne bir yere girerken saygıyla ayağa kalkanlar...
Kimsenin artık iplediği yokmuş emekliyi. Adam bu ilgisizlik karşısında bunalmaya başlamış.
O tarihte Yenicami helaları önünde ihtiyacı olanlara parayla su satan ibrikçiler varmış.
Bizim emekli de orada kendine bir yer bulup, ibrikçiliğe başlamış. Ancak ayrı ayrı renklere boyamış her ibriği; örneğin birini sarıya, ötekini maviye, üçüncüsünü kırmızıya...
Sıkışanlar hızlıca önüne gelip ibriklerden birine uzandılar mı, oturduğu yerden:
- Bırak onu sarıyı al, dermiş...
Sarıyı alan olursa:
- Bırak onu, maviyi al !..
Böylece emir verme özlemini giderir, tatmin olurmuş.
Eski İstanbullular bu hikâyeden yola çıkarak, ona buna gereksiz yere kumanda etmeye kalkanlara:
- İbrikçi başılık ediyor kerata, derlerdi.
Küçük ve ezik insanlarda çok rastlanır bu duyguya.
Ellerine fırsat geçti mi, önemlerini kanıtlamak için yapmadıkları densizlik kalmaz.
SADECE DENEME
Temel ile Dursun askerde paraşütçülük eğitimi alıyorlarmış. Komutan:
- Şimdi bir deneme atlayışı yapacağız. Aynı anda atlayacaksınız.
İlk paraşüt açılmazsa paniklemeyin, ikinciyi deneyin' demiş.
Atlamışlar.
Temel birinci paraşütü çekmiş. Açılmamış. İkinciyi denemiş. O da açılmamış. Hızla aşağı düşerken Dursun'a bağırmış:
'- Ula Tursun, iki paraşüt de açilmiy, yere çakilip oleceğum.'
Dursun kendinden emin, demiş ki:
'- Korkma Temel, haçan bu sadece denemedur.'
|