|
Bir Çinli, Çin Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı, Prof. Dr. Taciser Onuk’a demiş ki: Çin’in gelişmesindeki en büyük etkenlerden birisi de büyük Atatürk’tür.
Bu güzel söz söylenmiştir. Bu güzel sözün söylediği şahıs, sayın Onuk da, bunları, bir günlük gazetemizde, Cumhuriyet gazetesinin 20 Ağustos 2008 sayısında, ikinci sayfasında çıkan makalesinde yayınlamıştır. Cumhuriyet gazetesinde, bir makale içinde neşredilen söz yanlış olabilir mi?
Sayın Kültür Müsteşarı’nın anlattıklarına göre, Çin’de, ilköğreti öğrenicilerine dört dünya büyüğü ders olarak öğretilirmiş. İşte, Çin çocuklarına zorunlu olarak öğretilen bu dört kişinin başında Atatürk bulunuyormuş. Atatürk, yaptığı beyanatla, Dünya’nın bütün mazlum milletlerine hitap etmiş ve onlara kurtuluş yollarını göstermişti. Bu mazlum milletlere Çin de, Hindistan da ve bütün Asya ve Afrika’nın mazlum milletleri dahil bulunuyordu. Kurtuluş Savaşımız sırasında da, bu mazlum milletlerin bir kısmından maddi ve manevi yardım dahi görmüş idik. Sayın Kültür Müsteşarı’nın söylediklerine göre, Çin bu alicenap basireti göstermiş ve kendilerine kurtuluş yolunu işaret eden büyük kurtarıcıyı kendi çocuklarına öğretmeyi bir görev bilmişti.
Kurtuluş Savaşı devam ederken, Arap devletlerinin ileri görüş sahibi olanları da, Mustafa Kemal’e müracaat ederek, kendilerine de baş olup yardımcı olmasını istemişlerdir. Mustafa Kemal, yapabileceklerini önceden iyi tartan bir insandı. Araplara yaptığı tavsiyede, önce kendilerinin mücadeleye atılıp kendilerini kurtarmalarını söylemiştir. Önce, herkes, kim olursa olsun, kendisini kurtarmayı denemeli ve başarılı da olmalıdır. Sonradan, gerekenler bir masa etrafında toplanılıp karara bağlamak düşünülebilir, demiştir. Çünkü Türkiye, bu yardım istendiği anda, kimseye yardım yapacak durumda değildi. Herkes, önce, Türkiye’nin yaptıklarını, ona bakarak kendileri yapmalı idiler. Mustafa Kemal, hayatı boyunca, hep akıl içinde kalmış ve hep yapabileceği işlere tevessül etmiştir. Böylece, Osmanlının yıkıntıları arasından, modern Türkiye Cumhuriyetini ortaya koymasını becermiştir.
Mustafa Kemal’in büyüklüğünü, sadece geri ve esir kalmış mazlum milletler değil, bütün Avrupa büyükleri ve Amerikan yöneticileri de takdir etmişlerdir. Vakitsiz ölümünde de, gereken güzel sözleri esirgememişlerdir. Biz de gözümüzle gördük ve kulaklarımızla işittik ki, bütün Avrupa memleketleri Mustafa Kemal’i büyük devlet adamı olarak tanıyorlar. Kitap satış yerlerinde, Mustafa Kemal Atatürk için yazılmış kitaplar, hep ön saflarda bulundurulmaktadır. Her gittiğimiz yerde, gece sohbetleri Atatürk’le açılmış ve Atatürk’le kapanmıştır. Atatürk Dünyanın büyük evladı olarak anılmıştır. Hatta, bir Türk olarak, Atatürk, bizim için itibar kaynağı bile olmuştur. 50 kişilik bir grup halinde Fransız şatolarını tanıma seyahatına çıktığımızda, bir lise müdürü, yemekte, beni birazcık yaşlı görerek, kim olduğumu öğrenmek istemiştir. Türk olduğumu öğrenince, beni kalkıp masasına götürmüş ve yabancı öğrenicilere Atatürk ve Türkiye hakkında bir tanıtma konferansı vermiştir. Fransız müdür, Atatürk’ü benden iyi tanıyordu, eşi de kollejine gelen Türk çocuklarına Fransızca öğretiyordu. Kollej müdürünün bu konuşmasından sonra, bizim grupta bulunan çocuklar arasında benim itibarım oldukça yükselmişti. Bazı şeyler hep bana soruluyor ve benim önümden geçen olmuyordu.
Hem doğuda ve hem de batıda, Mustafa Kemal böyle tanındı ve de sevildi. Norveç gezimiz sırasında da, yaşlı bir adam, Türk olduğumuzu öğrenince, “Atatürk” diye yüksek sesle bir şeyler söylemiş ve insanları hep kendine bakıtmıştı. Söylediklerini anlamadık ama, bizi selamlamasından Atatürk hayranlığından bahsettiğini herkes anlıyor ve güzel tebessümlerle ifade ediliyordu.
Bu büyük Türk, büyük insan, Memleketimizde gerektiği kadar tanınıp seviliyor mu? Bizce hayır! Bu bizim büyük insanımız bazı kesimler tarafından Humeyni kadar seviliyor değil. Aslında onlar tarafından hiç sevilmedi. Çünki, yaptıklarını anlayacak ve minnettarlık duyacak bir halk Türkiye’de yoktu, bu halkın yetiştirilmesine de onun kısa ömrü yetmedi. Ve ömrü takip eden İkinci Dünya Savaşı ve de demokrasinin yanlış anlaşılması, söz konusu olan bilgili halkın yetişmesini önledi. Eksik olmasınlar, sağ kesimin devlet yönetmleri de, temayüle uyum sağlama yardımından geri durmadılar.
|