|
İnsanlık, arkeologlara çok şey borçludur. 1800 senelerinin başlarında, daha önce yazdığımız olay ortaya gelmiş ve Amerikalılar Osmanlı hükümetinden, Osmanlı topraklarında kazı izni almıştı. Hamdi bey de, Mezapotamya’yı tavsiye etmiş ve kazının yapılabileceği noktaları bile işaret etmişti. O sıralarda, Sümer adı da pek bir anlam taşımıyordu.
Bu kazılar pek çok şey ortaya koymuştur. Sümerlere ait hacimli değil ama, küçük ve anlamlı eserler ortaya koymuştur. Mezapotamya’da taş olmadığı için, Hititler gibi büyük hacimli eserler yapılamamıştır.
Amerikalıların yaptıkları bu kazılarda, Sümerlerin şekil ve çivi yazıları ve bu yazılarla ortaya getirilmiş tablet kitapları ortaya çıkarılmıştır. Bu çivi yazısı çözülmüş ve de seslendirilmiştir.
Sonra bu Çivi yazısı, Sibirya’ya ve Rusya’nın içlerine doğru Türkler arasında, Mısır’da ve de Anadolu’da Hititler’de yaygınlık göstermiştir. Şu anlaşılıyor ki, en az beş bin senedir, Mezapotamya’da yazı mevcuttur. İşte, “Tarih Sümer’de başlar” kitabı da, bu maksatla yazılmıştır. Tabir doğrudur, çünkü, yazı olmadan tarih rivayetten ibaret kalır. Rivayetler de, bir zaman sonra ya unutulur veya aslının dışında milletlere mal edilir. Bütün bunları biz arkeologlara borçlu bulunuyoruz.
Arkeologlar olmasa, biz medeniyet yolunu başka türlü düşünmüş olacaktık. Medeniyeti Çin ve Hindistan’dan başlatıp Mısır’da geometrinin nasıl iyi gelişmiş olduğunu bilecek ve sonra da Eski Yunan’ın medeniyet yolu olarak bilinmesini izleyecektik. Ege medeniyetini de eski Yunanlılara hamledecektik. Avrupalı yanılgısı hepimizi etkileyecekti. Şuna da işaret edelim ki, eski Fransız Başbakanı ve Radikal Parti Genel Başkanı Ed. Herriot, hiç bir zaman bu medeniyeti eski Yunan medeniyeti olarak kabul etmemiş ve hep “Ege medeniyeti” olarak anmıştır. Şimdi de, böyle bir temayül belirginlik kazanmaktadır.
Şimdi, arkeologlar sayesinde, medeniyetin Sümer’de başlamış olduğunu görüyoruz. Sümerler de Mezapotamya’ya başka yerlerden göç etmişlerdir. Deniz ve kara yoluyla geldikleri artık kitaplara yazılmıştır. Nereden geldikleri hakkında açık bilgi gözükmüyor ise de, bunun hep böyle karanlıkta kalacağı da kabul edilemez. Bizim bu arkeologlara inancımız ve itimadımız da tamdır. Bu mesleğin büyük ve yorulmaz mensupları, daha çok şey bulacaklardır. Yer altının daha pek çok şey sakladığına da, bizim itimadımız büyüktür.
Bu Sümerlerin Araplarla ilgisi yoktur. Kendileri, bıraktıkları kitaplarında, Arapların kendi aralarına girerek, medeniyetlerini kesintiye uğrattıklarına inanmaktadırlar.
Sümerlerin Kuzey’den, yayladan, büyük yayladan geldikleri bir gün anlaşılırsa, tarih ve medeniyet anlayışının tamamen şekil değiştireceğini düşünmek hata olmaz.
Bizim arkeologlarımız, Sümerlerde olduğu gibi, Hititlerde de büyük bulgular ortaya koyacaklardır. Hititler hakkında bilgi birikimi yapmak, Sümerler hakkında olanlardan daha kolay olacaktır. Çivi yazısı dışında, Hititlerin bir yazısı oluduğunu biz bilmiyoruz ama, gelecekte bulunmayacağı da söylenemez.
Boğazkale’de çivi yazılı tabletler bulunduğu halde, Alacahöyük’te bu tabletler bulunmamıştır. Sanıyorum ki, Hititlerde de kütüphanecilik olacaktır. Yine çok muhtemeldir ki, Hititlere ait kitaplıklar bulunacaktır. Bu kitaplıklar bulundukça, Hititler hakkındaki bilgilerimiz de çoğalacaktır. Bu güne kadar bulunanlar, kütüphaneciliğin, Hititlerde daha az yaygın olduğu kanaatını kuvvetlendirmektedir.
Netice ne olursa olsun, Hitit medeniyeti biraz da bizim kendi medeniyetimiz sayılır. İçimizde yaşayan Hitit asıllıları da düşünmüş olursak, Hitit bilgilerine daha çok ehemmiyet vermemiz gerekir. Rahmetli, eski Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da Hititler için yazmış olduğu kitabı iyi okumak gerekiyor. Turgut Özal’a bu merakın nereden geldiği de bilinmiyor. Acaba, eski Hititlerden gelmiş olduğu hakkında içinde bir his mi uyandı?
Bizim ülkemiz, büyük bir kara medeniyetinin beşiğidir. Çorum da tam merkezinde bulunuyor. Hitit medeniyeti için gösterilecek gayret, biraz da bizim kendi medeniyetimiz için göstereceıimiz gayret demektir. Arkeologlarımızı yapacakları gelecek hizmetleri için de kutlamak istiyoruz.
|