|
“Horozcular” faslını kapatmak istiyorum, ancak gelen yazılı ve sözlü tepkilerin ardı arkası kesilmiyor.
Tepkiler, farklı kentlerden, farklı sosyal yapılardan, farklı yaş gruplarından, farklı mesleklerden geliyor ama endişe, aynı endişe; korku, aynı korku; kuşku, aynı kuşku…
Egemen ortak düşünce, bu iktidar, bizi korkutuyor ve endişelendiriyor.
* * *
Okurum M.Sarıselviler,
“Bu iktidar beni korkutuyor, çocuklarımın ve ülkemin geleceğinden endişe ediyorum…” diyor ve ekliyor,
“Elimde değil… Güvenmek istiyorum, güvenemiyorum; inanmak istiyorum, inanamıyorum; boş vermek istiyorum boş veremiyorum. Yüreğimde bir tipirti, her an istim üzerindeyim.
(…)
Geçmişte inandığım, güvendiğim yazarlar, aydınlar vardı. Sağcılıkları solculukları bir tarafa, en azından dürüst ve içten demokratlardı bu insanlar. Yurtseverdiler, cumhuriyetçiydiler, Atatürkçüydüler…
Şimdi, cumhuriyet anlayışlarına numara verdiler, numaralı cumhuriyetçiler olarak Atatürk düşmanı kesildiler. Kraldan fazla kralcı, AKP’lilerden fazla AKP’li oldular.
Ulusal ve yerel basının köşelerini bunlar tuttu şimdilerde. Sizin gazetenizde de var bu tiplerden…
AKP karşıtı her tür söyleme, önce bu adamlar karşı çıkıyor.
Bu nasıl bir örgütlenme, bu nasıl bir çalışma, bu nasıl bir çark, anlaşılır gibi değil!
Hadi birileri, yokluktan, dört torba kömüre, bir çuval una kendini satıyor; ya bunlara ne oluyor, neye, kime, kaça satıyorlar kendilerini?
İnsan onuru bu kadar ucuz mu?...
Bu ülke bu kadar sahipsiz mi?...
Kolay mı gelindi bu günlere?...”
* * *
Almanya’da yaşayan okurum Tarık Sadık, hiç tanımadığı, Sarıselviler’in bu yorumuna yanıt verircesine şöyle diyor yorumunda;
“…Şeriat felsefesi, bu toplumun kanına girmeye, beynini kemirmeye başlamıştır.
Bu mu demokrasi?
Eğer demokrasi buysa, ben demokrat memokrat değilim.
Bindiği dalı kesen demokrasi mi olur?
Demokrasilerin ‘Frankeştayn’ yarattığı, dünyanın neresinde görülmüştür?
Demokrasi budalası sözde aydınlar, bu tehlikeyi görmüyor mu?
Bal gibi görüyorlar.
E o zaman niye, farkında değillermiş gibi, demokrasi yobazlığı yapıyorlar?
Çünkü böyle davranarak, böyle yazarak belli çevrelerden nemalanıyor, arpalanıyorlar. Bunlar ücretli aydınımsılar ve ücretli yazarlar…”
* * *
Gazetemizi İstanbul’dan izleyen, adı bende saklı, iznini alamadığım için adını veremediğim okurum da hiç tanımadığı, varlığından bile habersiz olduğu Tarık Sadık’ın yorumuna Aziz Nesin öyküsüyle yanıt veriyor.
“Eşeğin biri, köye bir kurdun dadandığını duymuş ama inanmamış, ‘Yok canım’ demiş, ‘benim gibi eşeğe bir şey olmaz.’
Bir gün çayırda tembel tembel yatarken kurt gelip kuyruğunu yemiş ama eşek, ‘Kurt mu acaba?’ demiş, sonra da ‘Yok canım kurt murt olamaz’ deyip, miskin miskin yatmayı sürdürmüş.
Ertesi gün kurt gelip bir bacağını yemiş; eşek, yine eşekçe tepki vermiş, ‘Olamaz canım’ demiş, ‘olmaz, kurt olamaz…’
Olurdu, olmazdı derken, zaman içersinde eşeğin vücudunun büyük bir bölümü kurda yem olmuş.
Sıra gelmiş eşeğin kafasına… İşte o an, eşek başını çevirip kurdu görünce, "Aaaa o imiş!" diye bağırmaya başlamış ama o an dili tutulduğu için bağırtısı, "Aaa iii" biçimine dönüşmüş.
İşte o nedenle, dünyanın dört bir yanındaki eşekler aynı sesi çıkarırlarmış.”
Adı bende saklı bu yiğit okurum, yorumunun ilerleyen bölümlerinde şöyle diyor.
“Bu coğrafyada şeriat özlemcileri ve şeriat ortamı, dün de vardı, bugün de var, hep de var olacaktır. Bunun ayırdında ve bilincinde olan Ulu Önder Büyük Atatürk, o nedenle tarikat ve cemaatlere karşı hep duyarlı yaklaşmıştır. (…)
AKP’nin kapatma davasını safça yorumlayanlar var. AKP bu davadan, sanılanın üzerinde güçlenerek ve bilenerek çıkmıştır.
Şimdi giderek daha çok sertleşeceklerdir. (…)
İstanbul’da, Ahmedinejat’ı çılgınlar gibi alkışlayanlar, fırtına öncesi sessizliği gibi altı senedir susup, bu günleri, bu tür ortamları bekleyen zavallılardı. Cellatlarını alkışladı onlar…
(…)
Son iki yılda, üniversitede, sınıfımda 3 kız öğrenci türbanlandı. Olabilir, bu bir tercihtir, saygı duymak gerekir. Ama bu kızların önceki yaşam biçimlerini ve ailelerinin yaşam koşullarını göz önünde bulundurunca, bu işin altında yatan çapanoğlu hemen seziliyor.
Bu arkadaşlarımız üzerinde, türbanlı bir grup etkili oldu. Üniversitemizdeki türbanlı bu grup gibi ne gruplar daha var bu ülkede.
Mahalle baskıları, toplumun en ücra köşelerinde bile ağırlığını hissettirmeye başladı.
Hal böyleyken, dünün sözde aydınlarının tavır ve söylemlerini anlayabilmek mümkün değil.
Tabii o gün gelince onlar da anlayacaklar ama, iş işten geçmiş olacak.
Ogün sadece Aziz Nesin öyküsünde olduğu gibi, “Aaaaiiiiii!...” diyecekler.”
* * *
Yorum?
Yorum yok. Herkes her şeyin ayırdında.
|