|
“Horoz beyinliler” adlı yazıma yoğun tepkiler geldi, gelmeye de devam ediyor.
Kimi yazılı, kimi sesli ileti gönderiyor; tepkime katıldıklarını ifade ediyorlar. Ben de onlara teşekkür ediyorum. Körler ve sağırlar, karşılıklı olarak birbirimizi ağırlıyoruz.
Sonuç?
Sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır…
Esas tepki vermesi gereken, kadın derneklerinden, sivil toplum örgütlerinden, siyasetçilerden (!) ses yok.
Yok, çünkü bugünlere de o tepkisiz hazretlerin yüzünden geldik. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cı zihniyet, bizi bugünlere getirdi.
Söylenecek söz çok ama bugün susup, sözü okurum Selmanpakoğlu’na bırakacağım.
* * *
Ankaralı okurum Selmanpakoğlu, iletisinde şöyle diyor.
“… 15 Ağustos’ta , İstanbul’da (bir grup insan tarafından da olsa) İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’a gösterilen sevgi tezahüratlarını gördükten sonra şuna inandım; bu ülkede potansiyel gerici güç çok güçlü ve bu ülkede şeriat için her türlü koşul hazır durumda.
Korkularım ve endişelerim her geçen gün an be an artıyor.
Önümüzdeki yıl yargı, tamamen iktidarın güdümüne sokulacak, hazırlıklar ona göre yapılıyor.
Laik Türkiye cumhuriyetinin tek güvencisi TSK’nın durumu ise ortada…
Dolayısıyla, ben artık olana bitene şaşırmıyorum.
Bu adamlar, az bile yapıyorlar.
Toplumlar, layık oldukları yönetimler ve yöneticiler tarafından yönetilir. Biz bu yönetime müstahakız.
Düşüncelerim, size ve bazılarına “paranoya” gibi gelebilir. Keşke düşüncelerim paranoya olsa, ben yanılmış olsam; çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekleri risk altında olmasa.
Bakın o talihsiz yazı Milli Gazetede yayımlanalı kaç gün oldu. Hiçbir kadın derneği, hiçbir sivil toplum kuruluşu tepki gösterdi mi? Hiçbir savcı dava açtı mı?
Ne diyor molla?
“Tesettüre girmeyen kadınlar, soyunurlar, dökünürler; bedenlerini anonim kullanıma peşkeş çekerler”
Sizin de buyurduğunuz gibi bu toplumun kadınlarının yarısının başı açık. Tesettüre girmeyen pek çok siyasetçi, asker, bürokrat, yargı mensubu, savcı… eşi var.
Hani, kimse tepki veriyor mu ya da verebiliyor mu?
Bir erkek için, “Senin eşinin başı açık, senin eşin, anonim kullanıma müsait…” lafından, daha ağır bir laf olabilir mi?
Dün olmazdı, olamazdı ama bugün oluyor.
Niye, çünkü cemaatler ve tarikatlar, tüm kurumlara, tüm ülkeye egemen olmuş durumda.
Düne kadar birbirini boğazlayan cemaat ve tarikatlar, bugün can ciğer kuzu sarması oldular.
Niye?
Çünkü el ele, omuz omuza hedeflerine doğru yürüyorlar.
(…)
Bakın bu yazımın altına, internette dolaşan bir yazıyı ekliyorum.
Bu yazıda betimlenen her şey, şu an “şeriat ihracat eden” ülkelerin tümünde yaşandı. Korkarım bizde de yaşanacak...
(…)
Noktasına, virgülüne kadar aynen katıldığım bu yazıda şöyle deniyor.
“…29 yıl önce İran'da başladı, şimdi Fas, Afganistan, Sudan, Endonezya, Cezayir, Malezya'da aynen yaşanıyor.
Ve tüm olanlar, önce "baş örtüsüne özgürlük" sloganı ile başlıyor, mahalle baskısı ile devam ediyor. Hükümetler "dur" demek istese bile artık çok geç oluyor! (Kaldı ki bu ortamı yaratanlar, bu tür hükümetler, neden “dur desinler ki…)
Üniversite ve liselerde okuyan kızlarımıza türban özgürlüğü tanındı diyelim.
Peki sonra ne gelir?
Üniversitede türbanla okumasına izin verilen ve kamu hizmeti yapmak isteyenlerin; “Türban taktıkları için, kamu hizmetinden engellenmeleri insan haklarına aykırıdır, savcı, doktor, memur, polis tüm kamu kurumlarındaki kadınlar da türban taksın…” denir.
Sonra ne gelir?
"Kız ve erkek öğrenciler ayrı okullarda okusun" denir.
Sonra ne gelir?
"Kadın hastayı kadın doktor, erkek hastayı erkek doktor muayene etsin" denir.
Sonra ne gelir?
"Parlak renkli tesettür caiz değildir, kadınlar siyah veya kahverengi çarşaf giysin, başını aynı renk örtüyle kapatsın" denir.
Sonra ne gelir?
Satıcılara "Siyah ve kahverengi çarşaftan başka giysi satma, yoksa dükkanını tahrip ederiz" denir.
Sonra ne gelir?
"Çarşaf giymeyen kadın fahişedir, sokakta fahişe kadın görmek istemiyoruz" denir.
Sonra ne gelir?
Din polisi "çarşaf giymem" diyen kadınları toplar.
Sonra ne gelir?
Sonra sıra erkeklere gelir.
Erkeğe ne denir?
"İslamiyet' te kravat yoktur, çıkar o batı özentisi kravatı" denir.
"İslamiyet' te kadın erkek bir arada toplanamaz" denir.
"İslamiyet'te dans etmek yoktur, dans müziği çalamazsın" denir.
"İslamiyet'te kadınla beraber denize girilmez, sen İslami mayo ile erkekler denizine gir" denir.
"İslamiyet'te içki kesinlikle yasaktır. İçkiyi satan da içen de cezalandırılır, ayağını denk al" denir.
Sonra ne gelir?
Bunlara uymayan erkek, kravatından tutulup sokaklarda sürüklenir, kısa kollu gömlek giyeni, içki içeni, dans edeni güvenlik güçleri toplar.
Sonra ne olur?
Üniversiteli kızlarımız ve toplum bin kere pişman olur.
Sonra ne olur?
Hükümetler "dur" dese bile, toplum içinde belli güce ulaşanlar, din adına istediği baskıyı yapmakta engel tanımaz, onları durdurmak artık mümkün değildir.”
* * *
Selmanpakoğlu’nun iletisi ve endişeleri böyle.
Diğer okurların benzeri endişeleri taşır iletileri de “Horoz Beyinliler” adlı yazının altında.
Görüşlerini benimle paylaşan tüm okurlarıma teşekkür ederim.
Selmanpakoğlu’nun endişelerine elbette katılıyorum. Ama benim endişelerim, henüz Selmanpakoğlu’nun endişelerinin boyutlarına ulaşmadı.
Ben her şeye karşın anayasal kurumlara karşı güvenimi henüz yitirmedim.
Çok mu iyimserim!?...
|