|
Bizim milet, geçmiş felaketler ne kadar büyük olursa olsun, çabuk unutan bir millettir. Başka milletler bizim gibi değildirler. Onların, üç yüz sene önce olmuş bazı olayları unutmadıklarını biliyoruz. Mesela, bizim Viyana kuşatmasının tarihini Türklerden kaçı bilir? Viyana kuşatmasının birincisi bir facia ile bitmiştir. Merzifonlu Mustafa paşa’nın bu yenilgiyi telafi edeceği padişaha söylendiği ve Paşanın öldürülmemesi tavsiye edildiği halde, Padişah Kara Mustafa Paşa’yı asmıştır. İkinci sene yapılan ikinci Viyana muhasarası da birincisi gibi son bulmuştur. Ondan sonra da, sınırlarda dikiş tutturmak mümkün olmamıştır. Acaba, Padişahımız, tavsiyelere uymuş olsa da Kara Mustafa Paşa’yı asmasa, durumda bir değişiklik olur mu idi?
Bizim için bir değişiklik olup olmayacağını bilemeyiz. Ancak, Avusturya bu acıyı unutmamıştır. Türkiye’nin AB içine girmesine ilk itiraz edenlerden birisi Avusturya’dır. Bu olayı unutmamak için, Avusturya, Osmanlı’nın bıraktığı topları hatıra olarak saklıyormuş. Kahveyi de Avusturya, çekilirken çuvallarla bırakılmış Osmanlı terekesinden öğrenmiştir.
Avusturya denince, insanın aklına pek çok şey geliyor. Yakından başlarsak, sağ bir başbakanın görevden alınması Avusturya’da olmuştur. Bütün Avrupa ayağa kalkmış ve seçimle iktidara gelmiş başbakan, görevini terk etmek durumunda kalmıştır.
Avusturya büyük bir imparatorluktu. Pek çok devlet adamı yetiştirmiştir. Bu büyük dediğimiz devlet adamları daha çaplı insanlar olsa idi, osmanlı Padişahı da durmasını öğrenmiş olsa idi, Avusturya ile düşmanlık değil, dostluk geliştirilebilirdi. O zaman, Avusturya büyük roller oynar ve hem doğuda Osmanlı ile ve hem de batıda Fransa ile iyi münasebetler kurarak ve bazan bazan da ittifaklar yaparak, imparatorluğunu koruyabilirdi. Osmanlı da bu yoldan istifade edebilirdi. Bu roller kullanılmayınca, Fransa hakim duruma gelmiş ve Avrupa’da tek olma rolünü kendisi kullanmıştır. Fransa, Avusturya ile akrabalık bile kurmuş ve Mari Antoinette, 16. Louis’ye eş almıştır.
Avusturya, unutmamak için, hatıralara çok saygılıdır. Sadece, Viyana surları dışındaki Osmanlı topları hatıra olarak saklanmış değildir. Mari Antoinette’in Norveç sefiri sevgilisine yazdığı aşk mektuplarını da, sefirin kız kardeşinden büyük bir paraya satın alarak müzelerinde saklamaktadır. Kraliçe Antoinette her okuduğu mektuplarını ve bu arada aşk mektuplarının topunun şömineye atıp yaktığı halde, Norveç sefiri, Kraliçenin kendisine yazdığı aşk mektuplarını yakmamış, yakmaya kıyamamış ve bir dosyada saklamıştır. Sefir ölünce, terekesini bıraktığı kız kardeşi bu aşk mektuplarını eşyalar arasında bulmuş ve Avusturya hükümetine haber vermiştir. Avusturya hükümeti, Prenseslerinin aşk mektuplarına sahip çıkmış ve satın almıştır. Müzede duran bu mektupları şimdi herkes okumaktadır. Kötü bir iş yapılmış ta olmamıştır. 36 yaşında Giyotine başı verilen Kraliçe’nin, hisleri hakkında Dünya bilgisiz kalmamıştır.
Bizim bazı insanlarımızın da böyle mektupları mutlak vardır. Bu insanlarımız ölmüşlerdir. Onların his yanlarının bilinmesi, ne günahtır ve ne de ayıptır. İnsanlar her yönleriyle bilinmelidir ve bilinmesinde bir gereksizlik te yoktur. İnsanın bu yönlerini bilmenin ne mahzuru olabilir?
Mustafa Kemal Paşa’nın bir İtalyan asıllı ve musikişinas bir kadına olan mektuplarını da, o kadın saklamış ve sonra, terekesini teslim alan kızkardeşi tarafından bu mektuplar kitaplaştırılmıştır. Ama, bu mektuplarda aşk ve sevgi ifade eden yazılar yoktur. Bizim düşüncemiz, Mustafa Kemal Paşa’nın bu kadınla münasebetlerinin ileri olduğu istikametindedir. Eğer böyle mektuplar varsa, bu mektuplarda ve hatta daha ileri giderek söylüyorum ki, Türk Tarih Kurumu’nun elinde başka aşk mektupları da varsa, bunlar da kitaplaştırılmalıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın hatırasına herkesin saygılı kalacağına ben inanıyorum. Sevmeyenlere gelince, bunların sevmesi de bir anlam taşımaz, Paşa’yı sevmemesi de bir anlam taşımaz. Paşamız tarihte yerini almıştır. Kimsede, onu küçültecek beceri ve kabiliyet yoktur.
|