Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow FELAKETSİZ GÜN OLMUYOR Kİ
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
FELAKETSİZ GÜN OLMUYOR Kİ Yazdır E-posta
07 08 2008

Hemen her gün, sabah uykudan kalkınca, daha traş olup yüzünüzü bile yıkamadan, bir felaket haberiyle başınız dönüyor. Bu kötü haberlerin cinsleri de, tasnife tabi tutulmayacak kadar çeşitli.

Konya ilimizin bir beldesinde, hayır yapma maksadıyla yaptırılmış bir bina, büyük bir patlama ile çökmüş ve içinde yatan kız çocuklarından 17’si ölmüş ve kalanları da yaralanmıştır. Sabaha karşı olan patlamanın sebebi ise, gazla işleyen bir mutfak aleti imiş. Üç katlı olan binadan, ayakta kalan bir şey yok.

Bu bina ne idi? Yurt olarak kullanılmış olsa, okulların tatil olduğu bir anda, alacağından daha çok kız öğrencinin burada toplanmasının sebebi ne? Acaba kaçak bir Kuran Kursu mu?

Tedaiyi biliyorsunuz. Bu sözcüğü, biliyorsunuz dedim ama, ancak edebiyatcıların veyahut, edebiyatla kültürlenmiş aydınların bilmesi gerekir. Yeni neslin bilmesi olmayabilir, olursa da ayıplanacak tarafı yoktur. Bu yabancı kelimelerin kullanıldığı ve anlaşılamaz duruma gelmiş kitaplar, bu gününün kullanılan Türkçesine çevrilip yeniden yazılmalıdır. Fransızlar bunu böyle yapıyorlar. Bizim insanlarımızdan bir kısmının iddia ettiği gibi, eski eserlerimizin adedi, altından çıkılmayacak kadar çokluk göstermezler.

İşte, Tedai, bende bazı şeyleri hatırlattı. İsmet Paşa, Gülek olayında, kendisinin bilmediği ve fakat herkesin bildiği bir olaydan şikayet etmişti. Şimdi de bu çöken ve facianın sebebi olan binanın ne maksatla kullanıldığını herkes biliyor ve fakat, kimse çıkıp ta açıkça konuşamıyor. Açıkça, çıkıp ta, bu binanın kaçak çalıştırılan Kuran Kursu olduğnu söylese, oh iyi mi oldu diyenler çıkar? Bu bir felakettir. Kullanılmasının yasaklı olması, onun facia olmaktan çıkarılmasını gerektirmez. Öyle olsa, bu kız çocuklarının ölmelerine sevinenler mi olacak? Burada, kaçak Kuran Kursu çalıştırmak belki değil, mutlak kanun önünde suç teşkil eder de, bu faciaya meşruiyet kazandırmaz. Bu bina, yemekhane olarak kullanılmış olsa bile, bu akibetten kendisini kurtaracak değildi. Çünkü, binayı kullanan insanlar, binayı kullanmayı bilmiyor. Bu binanın kullananları, binayı kullanma vasfında değliler. Çünkü, bu adamlar, işe adam olarak aranıp seçilmemişler, adama iş olarak tercih yapılmıştır. Şimdi beni daha iyi dinlemeye çalışın:

Bir Türk dostu alim Fransız, akademi azası, Figaroda, iyi hatırlıyorum, şimdi, güzel bir yazı yazmıştı. Bu büyük Türk dostu, Arap ülkelerinin üniversite tahsili için Fransa’ya gelmiş arap çocukları hakkında bir etüd yapmış. Tahsildeki arap çocuklarının hemen hepsi, ilahiyat, edebiyat, felsefe, hukuk tahsili yapmaktalar. Yazar bunları kaydettikten sonra, bunların iyi olduklarını ve fakat, bunlarla devlet yönetilemiyeceğine işaret ediyor. Devletin ne olduğunu bilmek için, Atatürk Türkiyesine gitmelerini ve Türkiye’de, başka mesleklere nasıl ehemmiyet verildiğini görmelerini tavsiye ediyor. Yazarın bunları yazdığı seneler Atatürk’ün koyduğu eğitim düzeni, henüz bu günkü bildiğimiz eğitim düzeyine çevrilmemişti. Araplardaki eğitim Türkiye’nin eski eğitimine çevrilmiş değildir. Türkiye’deki modern müsbet eğitim, Arap ülkelerindeki menfi eğitim düzeyine indirgenmiştir.

İşe adam yerine, adama iş bulmaya kalkarsanız, bunları da kendinizin adamı olduğunu sandıklarınızdan alırsanız, bu sizin adamınız sandıklarınızın işlerinden sadece zarar görürsünüz. Bu işe aldığınız adamlar belki sizdendir, size oy da verecektir; ama, kafalarındaki bilgi, verdiğiniz işin içinden çıkmaya yeterli değildir. İş verenle iş alan, aslında birbirini kullanıyor durumu ortaya gelmektedir. Bundan çıkacak zararları da vatandaşlar çekmektedir. Bu çekenlerin veya ölenlerin hepsi sizin partinizin dışında olan insanlar değil ki!

Binalar yapılırken planları olmalı, inşaat ruhsatları alınmalı, ehliyetli yetişmiş dediğimiz insanlar tarafından kontrol edilmeli ve böylece, döt başı memur olarak yönetime hazırlanmış olan bina, gine, ehliyetli, bu maksatla yetiştirilmiş, diplomalı insanlar tarafından idare edilmelidir. Muntazam kontrolları da, yine ehliyetli olarak yetiştirilmiş yöneticiler tarafından kontrol edilmelidir. Görüyorsunuz ki, bu yazının  burasına kadar, parti yöneticilerinin hiç birinin yeri bulunmuyor. Onların işleri ise, tamamen başka sahadadır.

Bunlar zor işler. Evet öyledir. Tıpkı bu işlerdeki zorluk gibi, adam olmak, millet olmak ve devlet olmak ta zordur. Bu zorlukların başına medeni vasfını da ilave etmiş değilizdir.

 

 

 

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

DEVREN SATILIK CD MARKET
Satmak Istiyorum (01.12.2008)
MATEMATİK ÖĞRETMENİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)
ELEKTRİK TEKNİSYENİ VEYA TEKNİKERİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)
2005 BORA
Satmak Istiyorum (30.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 17 misafir ve 2 üye bağlı
  • aakrep_
  • mavcu17

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siyeteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55