Anasayfa arrow YAZARLAR arrow MEHMET ÖZATA arrow CANI DERDİNE DÜŞÜNCE
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
CANI DERDİNE DÜŞÜNCE Yazdır E-posta
26 07 2008

Eğer, bir millet sorunlarını düzene koydu ise, geçinecek kadar para kazanması, yaşaması için yeterli oluyor. Ve, çok zengin olmamasına rağmen, huzur içinde olunması, yaşamanın kıymetini ortaya koyuyor. İnsanlar ve milletler huzur içinde değillerse, yaşam kıymetini kaybedebiliyor.

Bana şu günlerde anlatılan bir olaydan size nakiller yapmak istiyorum. Bir yaşlı Çorumlu vatandaşımız, aydın insanın bütün gereklerine dikkat ederek aramızda yaşamasını sürdürüyor. Tek başına yaşıyan vatandaşımız, sabah kalkınca ilk işi traş olmak oluyor. Muntazam giyiniyor ve kravatsız da dışarı çıktığı görülmemiş.

Bu yaşlı vatandaşımız, son günlerde görünmez oluyor. Arayanlarından birisi, bir gün kapıyı çalıp kendisini arıyor. Kapıyı açan yaşlı Çorumlu, adeti olmadığı bir tavır içinde görülüyor. Saç sakal birbirine karışmış ve de elbise olarak giydikleri, şimdiye kadar üzerinde hiç görülmemiş. Vatandaşımız arayanından özür diliyor; giyindikten ve traşını olduktan sonra, kendisini ziyaret edeceğini söylüyor. Dediklerini de yapıyor. Yalnız, tanıyanları, kendisinin eski dayanıklı halinde olmadığının da farkında oluyorlar.

Bu sessizlik devam ediyor. Yine kendisini arayan akrabaları, yaşlı bu güngörmüş, sonradan da yaşama zevkini kaybetmiş insanımızı yatağında, yine o perişan kıyafeti içinde ölmüş olarak buluyorlar. Herkes gibi biz de, kendisine Tanrıdan rahmetler niyaz ediyoruz. Akrabalarına ise, bir şeyler söylemeye, kendimizde hak bulmuyoruz.

Ben hekimim ve bu yazdığım gibi olayların pek çoğunun şahidi de olmuşumdur. Bunları açıklama hakkımın olmadığını da biliyorum. Bu, şahıslar için bıkkınlık hali, milletler için de olabiliyor. Bir millet, toptan yaşama zevkini kaybedebiliyor. O zaman, milli bağlarını kaybetmiş milletin, yaşama zevki de ortadan kalkıyor. Etrafındaki milletlerden de, eski hatıralara saygılı kalınarak, yaşamaktan usanmış görünen milletin selameti için çalışanlara pek az rastlanıyor. Herkes, durumu fırsat bilerek, kendi çıkarını düşünür duruma geliyor. Onun için diyoruz ki, milletler, şahıslardan daha çok olarak, yaşamlarını takip etmek ve bu bıkkınlık durumuna gelmemelerini gözetmek durumundadırlar.

Bizim milletimiz, acaba, dediğimiz durumu gösteriyor mu? Bunu tam kabul etmiş olmasak bile, eski neşeli ve gayretli günlerimizi düşününce, bu günkü yaşantımızdan pek te memnun olmamamız gerektiğini görmemiz gerekiyor. Biz, eski ideallerimizin hepsini, yeni bazı alışkanlıklarımızla değiştirmiş bulunuyoruz. Ülkemizin bütün insanları, yeteneklerini dahi düşünmeden, ya demokrasi, ya da insan hakları iddiaları peşine düşmüş görünüyoruz.

Biz, demokrasiyi de, insan haklarını da ve bu yazdıklarımıza ekliyeceğimiz ulusallığı da Avrupa’nın demokrat milletlerinden öğrenmiş bulunuyoruz. Eskiden her şeyimiz padişaha ait bulunuyordu. Bizler sadık birer kullar idik. Söz hakkımız falan da yoktu. Kulluktan vatandaşlığa, saltanattan da demokrasiye geçince biraz da bunları hazmeder durumda olmadığımızı bir kısmımız gördük. Bir kısmımız ise, elde ettiklerimizle yetinir durumu da kabul etmedik. Bazı noktalarda işleri iyi kavramış olmadığmıız ayan beyan ortaya çıkıyor.

Bir başörtüsü, yani türban sorunumuz var. Bunun dinimizde olmadığını bilmemize ve iyi bildiklerine inandıklarımızın ikazlarına rağmen, millet olarak kabul etmiş bulunmuyoruz. Gerek iç adaletimiz ve gerekse gönlümüzle kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını da asla kabul etmek niyetinde değiliz. Bizi yaratan Allah da yukardan gelip bizi ikaz etmeyeceğine göre, huzura kavuşmak ve müşterek iddialarda bir noktada birleşmek için neyi ve kimi bekliyoruz? Böyle bir bekleyişe kalkışımızda akıl payı var mıdır?

Cumhurbaşkanımızın sayın eşleri Hayrünnisa Gül hanımefendi, bir İngiliz gazetesine, beyanatta bulunuyor. Beyanatında, kendisinin başını örttüğünü ve zihni, yani beynini örtmediğini açıklıyor ve başörtüsünü meşru bir insan hakkı olarak anlatmaya çalışıyor.

Yerli ve yabancı mahkemelerimiz de, başörtüsü hakkında tam tersi kararlar vermiştirler. Bu kararlar, türbanın meşru olmadığını, bunun insan haklarından olmadığını bildirmişlerdir. Diyanet İşleri Başkanımız da, dinde böyle bir emir olmadığını bildirmişti.

Dinimiz İslamiyette de, Ulul Emre İtaat edilmesi emredilmiştir. Bu deyiş doğrudur da.

Hanımefendinin beyanatı ile bizim şu yazdıklarımızı bir arada kıymetlendirmek isterseniz, yaşam zevkinizin rahatsız olmadığından emin olabilir misiniz?

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)
BAY-BAYAN ELEMANLAR
İş Verenler (17.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 18 misafir ve 1 üye bağlı
  • umuty

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55