Çöplük Çarşısı esnafı meramını mı anlatamıyor, yoksa birileri anlamak mı istemiyor?
Verilmeye çalışılan tüm mesajlar “Bu, Çorum için çok önemli bir proje, sakın ha önüne geçmeye kalkışıp da gecikmesine, tavsamasına sebep olmayın!” tarzında.
Projeye karşı çıkışların “anlayamamaktan” kaynaklandığını söyleyenler var.
“Canım, mülk sahipleri de Çorum için fedakârlık ediversinler” demeye getirenler var.
Projeye karşı çıkanlar da elbette var, ama bunlar genelde, tarihi dokunun korunması gerektiğini savunanlar.
Arasta esnafından yükselen sesler ise, daha çok, mülk sahiplerinin mağdur edilmemesi talebine dayanıyor.
Çorum güzel bir meydan ve yeraltı çarşısı kazanacak diye birkaç yüz kişinin olağanüstü fedakârlıkta bulunmasını beklemek doğru değil, o anlatılmaya çalışılıyor.
Şu bir takım soruşturmalarda yaşandığı gibi, Kentsel Dönüşüm Projesi konusunda da “bilgi kirliliği” yaratmayalım; kafaları karıştırmayalım.
Daha doğrusu, sapla-samanı karıştırmayalım.
Proje uygulansın, hepimiz de destek olalım, ama mülk sahiplerinin katlanması gereken özveriyi de, mümkün olduğu kadar aşağıya, asgari seviyeye çekelim.
Bunda anlaşılmayacak bir şey var mı?
* * *
Bugün, sansürün kaldırılışının 100. yıldönümü.
Bu 100 yılın son 38’ini gazeteci olarak yaşadım. Ondan önceki yerel gazetelere öykü, şiir yazdığım yılları da eklerseniz, 40 yılı aşkın süredir işin içindeyim.
Fiili olarak “sansür” yaşamadım, ama insanların beynine kazınan sansürü hep hissedegeldim.
Kendi kendinizi sınırlamak zorunda kalışınızdan söz ediyorum. En başta ekonomik gerekçelerle…
Benim halkım gazete okumaz; yıl boyu ayağına getirilecek yerel gazeteye yılda 100 lirayı çok görür…Gazeteyi sadece başı sıkışınca hatırlar. Ve o anda da ister ki, gazete çıksın, Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırsın. Dünya kendisinin etrafında dönmektedir çünkü.
Avrupa’da resmi ilan diye bir sübvansiyon da yok, gazetecinin bu anlamda kendi kendisini sınırlama ihtiyacı da. Zira, Avrupa’daki yerel gazetelerin tirajları onbinlerle ifade ediliyor. Halk gazetesine sahip çıkıyor, gazete de bağımsız ve özgür, gazetecilik işlevini yerine getiriyor, ekonomik sıkıntıya düşme kaygısına kapılmadan…
Oralarda insanlar, gazete enflasyonuna yolaçmayacak kadar da bilinçli…Birbirinin benzeri sayısız gazete türemesine fırsat vermiyor. Daha doğrusu buna prim tanımıyor.
Bizdeki gazete çokluğu “çok seslilik” ya da “demokrasi” ile izah edilebilir mi?
Adama sormazlar mı, “Farklılığın ne de, farklı bir gazetesin?” diye…
Açıkça adını koymak gerekirse, şu günlerde siyasi iktidarın medya üzerindeki “görünmez” baskıları, demokrasinin askıya alındığı dönemler dışında hiçbir tarihte görülmedi.
Buna rağmen ben diyorum ki, basının gerektiği kadar özgür ve bağımsız olamamasının müsebbibi, gazetesine sahip çıkma bilincinden yoksun olan bizim insanımızdır.
Yine altını çizmek gerekir ki, Çorum, diğer Anadolu kentlerine göre bu bakımdan çok ileri düzeydedir, ama bu bile çok yetersizdir.
Boşuna denilmiyor “demokrasi bir kültürdür” diye.
Demokrasi kültüründen nasibini almış toplumlar, sansürü nasıl olsa yeniyor zaten.
Sansürün kaldırılışının 100. yılı kutlu olsun.
Darısı, Atatürk Cumhuriyeti’nin 100. yılına…
Kazasız, belâsız…