|
Başlığın birinci kısmı, Fransa’nın Atlantik sahilinde, deniz içinde bulunan taştan bir kale, başlığın ikinci kısmı da, bizim Çorum’da bulunan bir kaledir. Bu iki tabiat gösterisi, birbirinden uzakta olmalarına rağmen, birbirlerine çok benziyorlar. Sadece, Fransa’da olan sahilde, bizde olan denizle ilgili değil. Fransa’da olan, denizin çekilip yayılmasına göre, yani, med ve cezir olaylarına göre şekil değiştiriyor. Bizde bulunanın şekil değiştirmesi falan yok. Fransa’da olanda deniz 20 km. kadar çekilince, denizin dibindeki ince kum ortaya çıkıyor. Bu kumda çıplak ayakla dolaşmak insanları mutlu eden bir şey. Ancak, met olayı birden olursa, bu kum sözde çölü deniz oluveriyor ve yüzmeyi iyi bilmeyenlerin ve hatta sahilden çok uzaklaşmış yüzme bilenlerin bile boğulma olaylarına sebep olabiliyor.
Ben İmat köyündeki ilkokulda okurken, öğretmenlerimiz, Adviye Hanım ve Veyis bey, bizi kaleye götürmüşlerdi. Bütün okul, bir gün bizim köy, Alaca-Höyük’te misafir edilmiş, ikinci gün, kaleyi görülüp tekrar bizim köye gelinmiş ve misafir kalınmış, üçüncü gün de asıl okula yetişilmişti. Okul çocuklarının misafir kalışı, bizim köy için de eğlenceli günler olmuştu. Adviye Hanım öğretmenimiz, anamın sabah börek yapışını seyretmişti.
Ben, ihtisas yaparken, Dr. Op. Orhan Günel ile birlikte, Fransa’nın Atlantik sahiline, Vespa denen küçük tekerlekli motosikletin ve çadırımla birlikte bir geziye çıkmıştım. İşte General De Gaull’e de bu yolculuk esnasında rastlamıştık. Bu, sahildeki Mont Saint Michell kalesine de bu gezi esnasında rastlamıştık. Kaleye yüksekçe yapılmış bir yoldan gittik. Kalenin etrafı satıcı dükkanları ile donatılmıştı ama, oturulacak ev yoktu.
Grup halinde bizi kaleye çıkardılar. Kalenin yarısından sonra, çıkrıkla cevrilip insanları yukarı çıkaran bir cins asansör de vardı; ama, tarihi eser olarak görüntüde bırakılmıştı. Biz onun çalışır durumunu görmedik. Kaleye ayaklarımızla çıktık. Yaşım 33 olduğuna göre, pek te yorgunluk duymamış idik.
Kalenin yukarısında, oldukça geniş saha mevcuttu. Çeşitli aletler, işkence aletleri ve evler vardı. Bir de daha önce de galiba yazmış olduğum, sütunlardan oluşan bir salon gördük. Salon pek aydınlıktı ama, girişten bakınca karşıda iki büyük pencere görülüyordu. Bize, bu aydınlığı bu iki pencerenin nasıl temin edileceğini sormuşlardı. Aslında, yan duvarlar tamamen pencerelerden teşekkül ediliyordu. Bu arada, mimari bir aldanım sözkonusu idi. Mimar kafasını kullanmış, sütunlardan bir cins duvar görüntüsü ortaya koymuştu.
Bize anlattılar ki, burası, bir engizisyon yeridir. Paspazlar oturur ve dinin emirlerine karşı gelenler, çeşitli cezalara çarptırılır imiş. Geçmiş devrin eseri olarak bu kalenin üzerindeki işkence aletleri ve evleri muhafaza ediliyormuş.
Fransa’daki bu engizisyon yeri kaleyi pek çok, binlerce turist ziyaret ediyor. Kalenin etrafındaki dükkanlardan hatıra eşyası satın alıyor ve lokantalarından yemek yiyor. Ayrıca, giriş ücreti de ödedik. O az paralı zamanımızda, bu paraları ödedik. Bir günümüzü de heyecan içinde geçirdik ve bir daha asla göremiyeceğiz bir yeri, asla unutmayacak şekilde gördük ve öğrendik. Şimdi ben Fransa’ya gitsem, bukaleye tırmanmam mümkün olur mu?
Bizim kalenin bir yanında Kalehisar, bir yanında Mahmudiye vardır Her iki köyün de pek çok okumuşu bulunmaktadır. Bilhassa öğretmen bakımından bu köylerimiz zengindirler. Bizim kalenin durumu, Fransa’daki kalenin hemen hemen aynıdır.Kalenin üzerindeki bina yıkıntıları da birbirinkine benziyo. Kaleye tırmanmak yerine asansöre benzer bir teşkilat burada yoktur.
Burada insanın aklına şu geliyor: Acaba, Fransa’dakinde olduğu gibi, bizim kalede, Hıristiyanların engizisyon zulümleri maksadıyla kullanılmış mıdır? Bizim memleket te, başlangıçtan itibaren bir müslüman memleketi değildir. Bin yıla yakın Hıristiyan dinine inanan insanların memleketi olarak kalmıştır.
Biz hayatımız boyunca, bizim kale hakkında yazılı bir vesikaya rastlamış değiliz. Biz bilmiyoruz diye, böyle birvesikanın olmadığını düşünecek değiliz. Ancak,bugün pek çok imkan var oduğu halde, araştıranları da görmedik. Alacahöyük’te kazılar olduğu halde arkeologlarımızdan kimsenin de, bu kale hakknıda bir meşguliyeti görülmedi. Bütün bunlara rağmen, yine de araştırılması gerekir. Tarih ehemmiyet dışında, bu kale turistik maksatlada düzenlemeye tabi tutulabilir. İlk önce, Kalehisar ve Mahmudiye ile birlikte, kültür temsilcilerimizin bu işe alıcı gözle bakmaları gerekir. Boğazdaki Kız Kulesi Turistik kıymet taşır da, yol üzerinde olan bizim kale niçir bir kıymet ifade etmesin? Her şeyin tarih yönünden düşünülmesi gerekir diye de bir kaide yoktur. Tabii kıymetler de kıymetlendirilmelidir.
|