Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow BU BİZİM ÜLKEMİZDE OLMAYAN
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
BU BİZİM ÜLKEMİZDE OLMAYAN Yazdır E-posta
09 07 2008

Bir yazımızda, bizim ülkemizde aradığımız her şeyin olduğunu ve akşam sofrada yediklerimizin hepsinin ülkemizde bulunduğunu yazmıştık. Bu yazımızı önce, bizim imzamız altında okudunuz. Bu yazıyla sadece yiyeceklerimizin kendi yetiştirdiklerimiz olduğunu yazmış olmadık; başka tabiat beklentilerimizin de hemen hepsinin bulunduğunu söylemek istedik. Mesela, güneş küçümsenecek bir şey midir? Avrupa’nın çok ülkesinde, istenildiği zaman güneş görünmez; insanlar, güneşlenmek için uzun yollar geçerek güneşli ülkelere ve bu arada bizim ülkemize gelirler. Parasız olan bu nimetten, bizim insanlarımızın tam olarak istifade ettiği söylenebilir mi? Bir kısım insanımız, güneşe kendilerini, yani vücutlarını açmazlar, açanları da cehennemlik olarak görürler. Sonra da, bir arada barış içinde yaşanması gerektiğinden dem vururlar. Bunlarla anlaşma olur mudur ki barış içinde yaşamak imkanları bulunsun?

Bizim ülkemizde olmayan, insanlarımızın birbirlerine olması gereken itimat duygusudur. Türkler, birlikte yaşamak için, birbirlerine duymaları gereken duygudan yoksundurlar. Kendileri gibi düşünmeyen bir insana rastladıkları zaman, bu başka fikirli insanın, bir gün, Türkiye’ye hakim olacağını ve mevcut düzeni değiştireceğini sanıyorlar. Bu sebeple, de, birbirlerine itimat etmiyorlar. Ya bu insanı bizzat, veya devletin imkanlarını ve vasıtalarını kullananları ele geçirerek, bu yolla o sevmediklerini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bunun hiç bir şekilde mümkün olmayacağını düşünen yok. Şu Cumhuriyetin ikinci devrinde diyelim, faili meçhul kalmış katledilmiş insanların bu düşünceleri yapmaları mümkün müdür? Kışlalı’nın bu imkanı olduğu ve Kışlalı’nın bunları düşündüğünü akıl kabul eder mi? Bu katledilen insanlar fikir adamları idiler. Adam katletmekle fikir öldürülür ve o fikrin getireceklerinden kurtulunur mu? Dünyada böyle bir şey olmuş mudur?

Geçişte işaret edelim ki, öldürülen, yani katledilen ilim adamlarımızın katilleri gizli örgüt mensuplarıdır. Gizli örgüt mensupları kullanılarak, bir ülkede gayelere varılamaz. Olsa olsa, katil sıfatı kazandırılmşı beş on kişi memleketin nüfusu içine salınır. İş bu noktada kalır. Bütün çete örgütlerin yapabilecekleri burdan ibarettir. Devlet anlayışı da, hiç bir zaman çete anlayışının emri altında kalmaz.

Ülkemizde eksik olan itimadın yaratılması ancak ve ancak laik eğitimle olacaktır. Laik eğitim, insanları kardeşlik duyguları içinde eğitecektir. İnsanlara düşman olunamayacağını, laik eğitim telkin edecektir. Laik eğitimde, insanlar eşit olarak yetiştirilir ve kardeşlik anlayışı, ancak bu çocukların beyinlerinde böyle yerleştirilir.

Laiklik ise, Cumhuriyetin ikinci devrinde, yani, 1950’den sonra büyük bir kısım insan kitlemiz tarafından nefretle karşılanmıştır. Laiklik eleştirileri insan haklarından sayılmış ve bu nosyon kullanılarak laikliğin içi boşaltılmaya çalışılmıştır. Laiklik bu ülkeden gidecektir diyen insanlar, devletin en yüksek kademelerine yükselmiştir. Bir meclis başkanı olan zat, eski Cumhurbaşkanlarını düşünmeyerek, sayın şimdiki Cumhurbaşkanımızın seçildiğinde, milletin müslüman bir Cumhurbaşkanı görmek istediğini ifade etmiştir. Bir daha yazayım ki, 1938’de, Atatürk’ün ölümünden sonra o makama seçilen İsmet Paşa için de, yanlış bir kanaat neticesi, Yozgat halkından Allaha el kaldırıp dua edenleri ben gördüm. İsmet Paşa düşmanlığı seçiminden altı ay sonra başlamıştır. İsmet Paşa’nın düşüncelerindeki insan olmadığı anlaşılmıştır.

Bu yazdığımız nokta halledilmeden, büyük bir şey yapılacağı düşünülemez. Türkiye laik cumhuriyet olmasına rağmen, ikili eğitim işi devam etmektedir. Adeta bir yarış söz konusudur. Bu yarış ikilidir. Birisi, dinci zihniyet (Asla dindar zihniyet demem. Dindar zihniyetten, bin senedir ülkemiz bir zarar görmemiştir. Dindarlarımızın bir şikayeti de olmamıştır) zamanının gelip gelmediği hesabı içindedir. Laik zihniyet ise, laik cumhuriyete hiç bir şey olmayacağı düşüncesini taşıyor. Bu düşüncenin ikisi de yanlıştır. Sorumlu insanların akıllarını toplamalarına ülkemizin ihtiyacı vardır.

Benim bu yazdıklarımla, Ergenekon olayının bir ilgisi yoktur. Ergenekon olayını, ben hala anlar duruma gelmiş değilim. Avrupa basını da, bu olayın  sözde faillerinin yaşlı kimseler olduklarını yazmaktadırlar. Bu hizmet etmiş insanlar ellerinde kuvvetler varken neden bu işe teşebbüs etmediler de, şimdi, yaşlı durumlarında, hiç bir kuvvet ellerinde yokken bu işe teşebbüs ettiler? İşte Avrupalı yazarlar buna bir ifade şekli bulamamaktadırlar. Biz de öyle değil miyiz?

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK CORSA VE KİRALIK BÜRO
Satmak Istiyorum (03.12.2008)
ACİL SATILIK BAĞ VE YOLA CEPHELİ ARSA HİSSESİ (ÇOK HESAPLI)
Satmak Istiyorum (02.12.2008)
DEVREN SATILIK CD MARKET
Satmak Istiyorum (01.12.2008)
MATEMATİK ÖĞRETMENİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 3 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siyeteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55