|
Devlet hakim olunca, ancak adalet o zaman teşekkül edebiliyor. Fransız Cumhurbaşkanı, AB içine alınacak yeni devletler için, Türkiye’yi göz önünde tutan bir kanun çıkardı. Alınan devletin nüfusu bir rakamdan yüksek ise, onun kabul edilebilmesi için, Fransa’nın halk oylamasına başvurmasına gerek var olacaktı. Parlamentonun Senato kanadı, bu kanunu geri çevirdi. Hükümet partisinin milletvekilleri de ret oyuna iştirak ettiler. Bu kanun için, adil olmadığı, bu kanunla, bazı devletlerin aşağılanacağı fikri ortaya atıldı. Burada devletin düşünce hakimiyetini görüyoruz. Siyasi partilerin dar düşünceleri burada aşılmıştır. Demokrasinin yerleşmiş ve pekişmiş olduğu laik ülkelerde bu aşamalar ve aşmalar mümkün oluyor.
Demokrasinin tam yerleşmediği memleketlerde ise, parti hakimiyeti ve düşüncesi aşılıp Devlet nosyonuna yakışır şekilde düşünmek ve karar vermek mümkün olmuyor. Demokrasi geleneğiniz yok; partinizin çıkarlarını prensipler içinde aramak imkanına varamıyorsunuz. Bir tarafta laik devlet ve onun laik prensipleri, öbür tarafta laiklik karşıtı prensipler takip eden gerici bir zihniyet. Bu gerici zihniyet karşıt devrim için her fırsatı gözetiyor kuşkusu da hakim ise, gece rüyalarınızı bile rahat görme imkanlarınız olmayacaktır. Hiç kimse, ben karşıt devrim yapacağım, karşıt fikirleri yok edeceğim, saltanatı getireceğim, laikliği ülkeden çıkaracağım, din devleti kuracağım ve halifeyi de başa dikeceğim der mi? Siz olayları akıl, ilim, ahlak ve kanun imkanları içinde eleştirip, bir karar almak zorundasınızdır. Devlet hepimizindir; parti iktidarı ise, her halûkârda geçicidir.
İşte Türkiye, 1950 değişmesinden beri bu zihniyet içinde yönetiliyor. Bunları önlemek için bir ihtilal yaşanmış ve bilinir ve bilinmez, çeşitli el koymalar olmuştur. İhtilal, bir kuvvetin devlete el koymasıdır. Kanunlarını da kendisi getirir. Bizim yapılan ihtilalden faydamız olmamış değildir. Örnek bir Anayasayı, bu ihtilal memlekete getirmiştir. Becerilememişse, kusur Anayasada değil, o anayasayı tatbik eden az bilgili ve az ehil insanlardadır.
El koyma, devletin ordusu ile iktidara el koymaktır. Bu yapılanlardan memleket bir fayda görmüş değildir. Biz diyoruz ki, artık oldukça deneyim sahibi bulunuyoruz. Akıl, ilim ve ahlâk içinde şu eksiklerimizi düzeltelim de rahata kavuşalım. Demokraside imkanlar hudutsuz olduğuna göre, biz de bu yolda huzura kavuşalım ve hayatımızın kalanını korkusuz, sadece korkusuz değil, aynı zamanda endişesiz geçirelim. Bizim düşüncemizde kabul görmeyecek bir yan bulmaya çalışan olur mu?
Eğer ülkede, bazı fırsatları kullanarak, bir rejim değişikliği yapmak niyetinde olanlar varsa; zaman geldi gibi bir zehabın içine düşmemelidirler. Bunun altından kalkılamaz. Güvenilen dağlara kar yağdığını görmek istememeli insanlar. Bazan bazan, akıllı kanılan insanlar, kendi düşüncelerinin altında ezilebilirler. Bu duruma düşülmemesi temennisinde olmak istiyoruz.
Ergenekon olayının mahiyeti belli değildir. 19 bombanın Ümraniye’de bir gecekonduda bulunmuş olması pek inandırıcı bir düşünce ortaya koymuyor. Aradan 13 ay geçmiş, içerde hapiste olan insanlar, niçin içerde olduklarının sebebini bilmiyorlar. İddianame ortada yok ve de yeni hazırlandığı söylenen iddianamenin 2500 sayfa olduğu söyleniyor. Bunun altından nasıl kalkılabilir?
Gözaltına alınan insanların kaçma ihtimallerinin olmadığı iddia ediliyor. O zaman, bunların onurlarını kırmadan ifadeye davet edilmesi gerekmez mi idi? Bu kadar çeşitli ve iktidarı eleştirip gelen insanların, büyük bir hareket yapmak için bir araya gelmeleri nasıl düşünülebilir?
Önceleri, ihtilal ve el koyma gibi çok büyük ve dehşet saçan durumlardan bahsedilirdi. Halbuki, bu adı belirlenmiş insanların ellerinde, bu büyük olayları yapacak imkanlar yok. Bir ordu kumandanı emekli olunca bu işlere tevessül edemez. Tarih içinde hiç görmedik. Madanoğlu Paşa için söylenenler ve düşünülenler de doğru çıkmamışlardır.
Son anlarda, gözaltına alınanların çete kurmuş olabilecekleri ima ediliyor. Öyle bir olay varsa, kanunlar işlemelidirler. Bizim kafamız bu iddialara inanmıyor. Eğer, iddialar iddia olarak kalırsa, bu gözaltına alınmış olan saygın insanların pek çok sahibi çıkacaktır. Çıkmaya da başlamıştırlar. Hiç bir şey yokken, ülkeyi bu şekilde, içinden çıkılmaz duruma getirenlerin işleri zor olacaktır. Galiba, Hüsamettin Cindoruk’un vaktinde hissettiği endişeler yaşanacak gibi bir his içimizi rahat bırakmıyor!..
|