|
Hastalığın asıl adı KKKA harfleriyle belirlenen “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi”dir.
Bu hastalık, aslında, 12. asırda, İsmail El Cürcani tarafından izah edilmiş olduğu söylenmektedir. Memleketimizde tanınma tarihi 2002’dir. Daha önce görüldüğü bildirilmemiştir. Yabancı ilim adamları, hastalığın daha önce de olabileceği ve Türklerin atlamış olabileceklerini iddia etmektedirler. Ancak, hep yabancılar doğru söyleyecekler de değillerdir. Bu hastalık, kanamalı ağır bir hastalıktır. Ağır ve kanamalı bir hastalığın teşhisi her yerde yapılamıyacağına göre, bu cins hastalar daha büyük hastahanelere nakledilmektedir. Buna göre, Türk hekimlerinin atlamış olmaları mümkün görünmüyor. Bu hastalık, hekimlerimiz tarafından 2002 senesinde görülmüş ve bilinmiştir.
Bu hastalığı, Cumhuriyetin “Bilim Teknik” yayınlarından esinlenerek yazdım. Bu yazıyı, daha çok Cumhuriyet düşmanlarını düşünerek kaleme aldım. Onların da bir gün, akıllarını başlarına toplayıp bizim gibi müsbet olacaklarını düşündüğüm için, canları cehenneme, demek içimden gelmedi. Onların bizim için “Canları cehenneme” dediklerini biliyorum ama, ben yine de insaflı olmak istiyorum. Bize, “canları cehenneme” denmez. Biz, büyük yaratıcının emirlerini belki tam yapanlar değiliz ama, kendisi de şahittir ki, biz, ne kendisini ve ne de gönderdiği yüksek anlamlı emirlerinin hiç birini kullanmadık; ne çıkarlarımız, ne de politika kazançlarımız için hiç bu yola sapmadık. Bu Cumhuriyet düşmanları, bu yazıyı okuduktan sonra, bir daha durup düşünmezler mi?
Kene, bütün Dünyada mevcut ve 8 yüz biraz da küsur çeşidi varmış. Bu tehlikeli virüsü hepsi taşıyor değil. Şu anda, Türkiye’de çok sayıda virüs taşıyan cinsi var. Bunların hepsinin hastalık yapma vasıfları da aynı değil. Türkiye’nin etrafı, bu cins virüs taşıyan kenelere dolu durumda.
1945 savaşlarında, bu hastalık Kırım’da da görülmüş. 200 Rus askerinin öldüğü yazılıyor. Stalin, 30 ayrı bölgeden, Kırım’a 30 ilgili mütehassıs göndermiş ve bu hastalığı tetkik ettirmiş. İşte hastalığın başına, “Kırım” sözcüğü böyle konmuş. Daha sonra, Amerikalıların Kongo’da gördüğü hastalıkla bir arada etüd edilmiş ve yukarıda yazdığımız isim ortaya çıkmış. Uzunca, İspanyol adları gibi ve akılda tutulması da zor. O zaman, gereksizleri silip, sadece kene hastalığı olarak anılması daha doğru olur s anırım. Böyle bir isim de teklif ediyorum ki, benim için, mesleği üzerinde hiç yazı yazmadı denmesin.
Keneler toprakta yaşıyorlar. Her cins hayvan ve kuşlar tarafından kene nakli mümkündür. Sulak ve ıslak topraklarda kene üremesi daha kolay olurmuş. Sıcak mevsimlerde kene hayatiyet gösteriyor. Kış aylarında kene donuyor. Dünyanın ısınıyor düşüncesi, kenenin artmış olabileceğini düşündürüyor. Başka böceklerin, insana yakın parazitlerin hastalık virüsü taşıdığı bilinmiyor. Bu gün elimizde tek delil kenedir. Bu kenenin virüs taşıması ve insanı ısırdığı yerde de virüsü insan vücuduna aktarması gerekiyor.
Dünyada kene cinsleri yaygın. Hemen her ülkede mevcut. Memleketimizde, Orta Anadolu’nun kuzeyinde, Karadeniz’in de güneyinde yaygın bulunuyor. Trakya’da var. Türkiye keneleri daha çok Balkan ve Rusya kenelerine yakın. Buna göre, kenelerin Arap ülkelerinden veya İran’dan geldiği düşüncesi yanlış gözüküyor.
Hastalığın teşhisi basit. Kanamayı önleyen kan elemanlarının kandaki miktarları azalıyor. Lökositler ve Trombositler azalmış olacaklardır. Bizim ülkede, kati teşhis, Hıfzıssıhha Enstitüsünde konurmuş. Biliyorsunuz. Bu güzel enstitüyü Refik Saydam kurmuştur. Refik Saydam sağ partilerden değildir. Bu sağ partilerin böyle halk sağlığı hizmeti veren bir kurumları var mıdır? Niçin bu halk sağ partilere bolca verdiği oyunu Refik Saydam’ın partisinden esirger? Refik Saydam az dinli, sağ partililer de dindar. Cenabı Hak bazan bazan yarattığı insanlara görünse de, hakikatı şöyle bir gösteriversek.
Kene hastalığının tedavisi yok. Palyatif tedavi yapacaksınız. Onun endkasyonunu da, Refik Saydam Enstitüsü veriyormuş. Demek ki, Türkiye’de bazı kurumlar, Cumhuriyet kurulalıdan beri Türk halkının yanındadırlar. Halk bunu bilmese bile, daha sonraları bilecektir. Bu zamanın uzak olmadığını görüyoruz.
Kene hastalığının aşısı da yok. Bulgarların yaptık dedikleri aşıyı yalnız kendileri kullanıyorlarmış.
Tedavisi yok dedik ama, ilk erken zamanlarda “Ribavirin” Antiviral ilacı etkili olabilirmiş. 800 kene cinsinden, yalnız 30 adedi virüs taşırmış. Kene mücadelesi faydasız sayılıyor, yalnız keneden korunma yapılmalıdır. Kene, ısırmışsa, usulüne uygun çıkarılmalıdır. Sabunlu su tercih edilmelidir.
|