|
Hani derler ya; “Et kokarsa tuz ekilir”
Ya tuz kokarsa?
Ne ekilir?
“İşte o zaman toplumun kıyameti yakındır” diye de ilave ederler.
Bütün kurumların siyasallaşması, tuzun kokması anlamına gelir.
Erki, kuvveti, makamında bulunduran hemen herkes, durumdan vazife çıkartarak, kerameti kendinden menkul bir eda ile medya önünde arzı- endam edip anlatır ha anlatır…
Konuşur da…konuşur…
Ama hiç biri,
Toplum bundan nasıl etkilenir…
Ekonomi dibe vurur mu…
Türkiye’nin içte ve dışta itibarı zedelenir mi…
Diye bir düşüncenin içine girmeden habire konuşur da …konuşur…
Esas düşündürücü olan budur.
Demokrasilerde bu tarz yaklaşımlar hoş görülür mü?
Bence hayır.
Bu tarz yaklaşımların adı demokrasi değil, jüritokrasidir.
Demokrasi;
Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimiyse,
Ve halkın yerine jüritokrasi (seçiciler kurulundan oluşmuş heyet) karar verecekse, işte bu düşündürücüdür.
Eğer Ulu Önder Atatürk’ün,
“Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü bay pas edilecekse…
Milli İradenin bir kıymeti harbiyesi olmayacaksa…
Vatandaşların bütün kesiminin verdiği oyların bir kıymeti olmayacaksa…
Canı isteyen, canı istediği zaman milli idareyi öteleyecekse…
Atatürk’ün devrimlerinde kasıt aranıyorsa…
O zaman kurulan sandıkların ve verilen oyların NE ANLAMI VAR?
Bir takım siyasi odaklar,
“Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya” sözünden yola çıkarak “Vatandaşı kendi haline bırakırsan, ya davulcuya gider ya zurnacıya” diye düşünerek ipleri her zaman ellerinde tutmayı amaçlayabilirler.
O zaman biz de,
Bırakalım mı?
Bırakalım da yönetim erkini elinde bulunduran bir takım atanmış insanlar, dilediği gibi memleketi idare etsinler.
Bırakalım da,
Boşuna sandıklar kurulmasın…
Bırakalım da,
Canım ülkeme yazık mı olsun.
Buna hiç birimiz razı olmayız.
Her Gününüz Güzel Olsun.
|