|
Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra, pek çok ileri geri konuşmalar ve eleştiriler olmuştur. Bunları dinleyip, okuyup kendimizi bir yola koymaya çalışırken, iktidar ve bilhassa sayın Başbakan sessizliğini korudu. Araya, tefsirler yapılabilecek sorunlar attırdı. Biz, onun konuşma anını beklemekle yetindik. 10 Haziran günü de, beklenilen konuşmayı, bizzat Başbakanın ağzından dinledik. Bu yazımızda, beklediklerimizle, duyup gördüklerimizi kıyaslamaya çalışacağız. Sadece, olanları aktarmakla yetineceğiz.
Sayın Başbakanımızı dinledikten sonra, beklediğimiz bir konuşma olmadığını açık seçik gördük. Ortada bir Anayasa Mahkemesi kararı var. Bu karar, gelecek karar için de bir yol gösterici olabilir. Bunları yazarken, gelecek kararın da böyle olmasını istiyor değiliz. AKP’nin kapatılmasının bir faydası olmayacağını iyi bilenler arasında bulunuyoruz. Toplum ikiye ayrılmıştır. Bir tarafta, türban denilen bir ölçüyü insan hakları kabul eden bir zihniyet var ve bu zihniyet istikametinde iktidar partisinin hareketleri bulunuyor. Öbür tarafta da, türbanın gericilik alameti sayılması gerektiği zihniyetini taşıyan bir kitle var. Bunları nasıl bağdaştırmayı düşünebilirsiniz? Biri, din simgesi olarak kabul ediliyor. Bir millet, abşı açıklar ve başı kapalılar olarak ikiye bölünmüş. Başı kapalı olanları, daha müslüman kabul eden insanlara karşı, başı açıkları nereye koyacaksınız? Bu gidişle, başı açık olanların daha az müslüman oldukları iddia da ediliyor. Bu iki kesimi nasıl ikna edip bir noktada birleştireceksiniz ki, bir millet teşekkül ettirebilesiniz? Bu millet, birbirine saygılı olarak bir arada yaşayabilsin? İnançsızlık ithamının ne olduğunu bilen bir ülkede, inançsız olduğu düşünülenlerin de, zaman zaman ötekiler tarafından katledildiği göz önüne getirilirse, çözüm nasıl olacaktır ve bu çözümü akıl ve mantık içine nasıl sokacaksınız?
Sayın Başbakanın konuşmaları, bunların hiç birisini cevaplandırmış olmadı. Oldukça yumuşak bir konuşma idi. Anayasa Mahkemesi’nin kararını benimser gibi bir eda seziliyordu. Bunda olduğu gibi, gelecek kararın da benimseneceği intibaını veriyordu. Zaten, başka düşünme imkanı da yoktur. Anayasa Mahkemesi’nin kararları tatbik edilecektir. Bu kararların temyizi yoktur. Bunların hepsi de, Anayasa’da yazılıdırlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin görüşü ve aldığı kararlar da ortada duruyor.
Herkesin yetiksini Anayasa’dan aldığı fikrine saygı göstermek zorunluluğu varsa, bu kaideye sayın Başbakanımızın da uymuş olması gerekir. Şimdiye kadarki icraatta, sayın Başbakanın dedikleri ve düşündükleri dışında bir şey mi olmuştur? Bu zihniyetin adını telaffuz eden de olmamıştır. O zaman, herkes bildiğini ve düşündüğün üyapma alışkanlığından vazgeçmeli ve kanunların, bilhassa Anayasa’nın istekleri içine girmeli ve Anayasa’dan aldığı yetkileri kullanmalıdır. Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri içinde kalmaya özen gösterilmelidir.
Sayın Başbakanın konuşmasının esasını, CHP’ye yönelttiği eleştiriler teşkil etmiştir. Bu ithamlarına elbette ki CHP yetkilileri cevap verecklerdir. Şimdiye kadar, iktidar yetkililerinin ithamları altında kaldıklarını görmedik. Yalnız, işaret edelim ki, CHP Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiyi kullanmıştır. Türban kanunu mecliste konuşulurken, yanlış yapıldığı keyfiyeti ortaya konmuştur. Buna rağmen de kanun çıkarılmıştır. CHP çeteler kurup dağa çıkmış değildir. Yetkisini kullanmış ve hatalar yapıldığını mecliste anlatamadığını ortaya koyarak, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Bu yetkisini kullanması, onun kuyu kazdığının ifadesi olamaz. Çırpınmanın hiç bir işe yaramadığını görecksiniz. Bizim düşüncelerimiz de aynı istikamette idi. Bizim düşüncemiz mantığımızdan çıkmıştır.
Devlet erkleri arasında, kimin daha üstün olduğu fikrini sayın Başbakan ortaya koymuştur. “Kanun yapan mı, yoksa meclisin yaptığı kanunları tatbik eden mi daha büyüktür?” sözlerini söyleyen sayın Bşabakanımızdır. Bu başbakanımızın, erkler arasındaki eşitlikten bahsetmeye hakkı olur mu? Dün söylediğini bu gün unutabilen bir şahsiyetten de, aslında Başbakan olmaması gerekir. Devlet yönetenlerin, hafıza zaaflarının da olması istenmez. Devlet adamı, çok konuşan değil, az ve fakat mantık içinde konuşandır. Kimsenin kimseyi tehdit yetkisi olamaz. İktidar mensupları ne yetkiye sahipseler, muhalefet mensupları da aynı yetkiye sahiptirler. Bunların takdirini yapanlar da mahkemelerdir. Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri, 11 rakamı ile tain edilir değildir.
|