|
Uslamlama özürlü bir toplumuz.
Çünkü okuma ve çok yönlü araştırma kültürümüz yok.
Asırlardır toplumsal beynimize, “yalan yanlış bilgiler, hurafeler” enjekte edildi, (hâlâ da) edilmeye devam ediliyor.
Kulaktan, kulağa aktarılan bu bilgiler, tüm benliğimize egemen oldu. Doğru düşünemez, doğru algılayamaz, doğru yorum yapamaz hale geldik.
Onun için eller aya giderken, biz yerlerde sürünüyoruz.
Onun için, hiçbir kavramı yerli yerine oturtamıyoruz.
Onun için demokrasimiz boşlukta, hukukumuz boşlukta, yargı erkimiz boşlukta, dilimiz boşlukta, dinimiz boşlukta, insanlarımız boşlukta…
Onun için Arap ve Angloman yalakasıyız…
* * *
85 yılı deviren Türkiye Cumhuriyetinde, yerli yerine oturtabildiğimiz tek bir kazanımımız yok, her şey pamuk ipliğine bağlı…
Atatürk’ün ölümünden bugüne, ülkede her şey, “her an, her şey olabilir” modunda…
Yok edilen yok edilene…
Satılan satılana…
Peşkeş çekilen, çekilene…
Sapırdayan, sapırdayana…
Öyle şeyler görüyor, öyle şeyler duyuyor, öyle şeylere tanık oluyoruz ki; insanın aklı, havsalası almıyor.
Ben artık kendi payıma, yaşama direncimi, yaşama zevkimi, geleceğe olan güvenimi yitirdim. Olanları bitenleri, iğrenerek, tiksinerek izler oldum.
Tıpkı, Fatih Altaylı’nın programında, türbanlı bayanların konuşmalarını izlerken, iğrendiğim gibi…
Bu programda, Nuray Bezirgan adlı bir zibidi; “Ben Atatürk’ü sevmiyorum. Keşke Atatürk, ülkeyi kurtarmasaydı. Hiç değilse İngiliz ya da Fransız işgalinde olan bu coğrafyada daha özgürce yaşardık…” anlamına gelen bir şeyler zırvaladı.
Kafaya, mantığa bakar mısınız?
Bu türbanlı zihniyet için, “Türklük, bayrak, vatan, ulus…” gibi kavramların hiç ama hiç önemi yok. Varsa yoksa, başlarındaki bez parçası…
O bez yoksa, din elden gitmiş demektir.
O bez yoksa, vatanı Arap işgal etmiş, İngiliz, Rus işgal etmiş umurlarında değil.
Nereden, nerelere geldik ayırdında mısınız?
* * *
Geçenlerde ziyaretine gittiğim bir kadim dost, lafı eveleyip geveleyip, AKP’nin kapatılma davasına getirdi.
Ben bu tür konuları, önyargılı insanlarla, birebir tartışmam. Bilirim ki, o tartışmanın sonu iyi bitmez. O gün de o konuştu, ben sadece dinledim.
Konuşmasının arasında, “Biz millet olarak, üç şeyden ödün vermeyiz…” dedi ve saydı… “Bayrağımızdan, dinimizden, namusumuzdan…”
Şimdi bu kadim dostun “ödün vermeyiz” dediği bu değerlerle, bu türbanlı hanımın söylemi arasında bağ kurmaya çalışırsak; lütfen bana söyler misiniz, bu nasıl bir namus anlayışı, bu nasıl bir bayrak ya da vatan sevgisidir?
Türbanlı muhterem, “Böyle bir Atatürk Cumhuriyetinde yaşamaktansa, keşke İngiliz ya da Fransız yönetiminde yaşasaydık…” diyor.
Bu zavallı, şu an İngiltere’de ya da Fransa’da yaşayan “denizde bir damla” türbanlı nüfusun varlığına kanıp; İngilizlerin ya da Fransızların zapt ettikleri ülkelerde de aynı toleransı göstereceklerini sanıyor.
Düşüncenin zavallılığına bakar mısınız?
Nereden nereler geldik.
Yazık, çok yazık…
|