Anasayfa arrow YAZARLAR arrow İSMAİL HABOĞLU arrow HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLUR MU?
HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLUR MU? Yazdır E-posta
10 06 2008

“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” ibaresi bir ayettir. Bunu eleştirme hakkınız olamaz. Biz, ayetin dışında da, bilenle bilmeyeni bir tutanlardan olmadık. Bilenin aklı, fikri, bilgisi ve deneyimi vardır.

Eskiden de, eskiden dedimse, benim bile çocukluk yaşlarımda, bizim köşede, cedelleşen iki kişi, dört komşu çağırarak fikirlerine başvururlardı. Genel olarak, düşüncelerine başvurulan kişilerin sözlerine itibar edilirdi. O zamanlar, bizim köyden mahkemelere gidenlere hemen hiç rastlanmazdı. Şimdi, sabah erken kalkan soluğunu mahkeme kapısında alıyor. Mahkeme kapısında, daha hakim gelmeden önce, onlar hazır bulunurlar.

Demek oluyor ki, eski, hakem durumunda olan dört komşunun yerini şimdi mahkemelerdeki hakimler almıştırlar. Esas itibariyle, arada büyük bir değişiklik bulunmuyor.

İşte şimdi de, Meclis’in çıkardığı bir kanunu, muhalefet partisinin birisi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Bu götürüş te kanun yoludur. Anayasa Mahkemesi de, daha ilk celsede, biraz da iktidar partisinin çabuklaştırılma arzusuna adeta uyarak, ilk celsede, kanunu, büyük bir ekseriyetle reddetmiştir. 9/2 , büyük bir ekseriyettir.

Eskiden olsa, kanun yolu burada bitmiş olması gerekirdi. Şimdi, Anayasamızı dahi bağımlı kılan “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” var. İktidar partisinin bu türban davasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürme hakkı vardır. Yapılacak iş te budur. Yoksa, bir devletin adalet cihazını eleştirmek, hatta yakışıksız sözcüklerle küçük düşürmeye çalışmak değildir. Bu adalet cihazı, hepimizin teminatıdır. Gece, evimizde uykumuzu bile, bu cihaz sayesinde rahat uyuyabiliyoruz. Ben, bütün ömrüm boyunca, işim düştükçe, Adalet sisteminin verdiği kararlara saygılı oldum. Sen de, siz de olacaksın ve de olacaksınız. Keskin sirkenin zararı küpünedir. Densizlik yapmanın hiç alemi yoktur. Bu iş çokluk işi değil, adalet işidir. Herkes, her kurum, Anayasa’dan aldığı yetkileri kullanmaktadır. Bu olunca, bir ülkede huzur ve sükun olur. Kanunlar önünde saygılı olmak, insan olmanın vasıflarından biridir. İnandığımız dinimiz dahi, devlet emrine itaatı mretmektedir. Din de mi yanılmıştır? İnanan müslümanlar, dinin her emrine de itaat edeceklerdir. Türban, din emri de değildir. İnsanlar, türbanı, daha açık deyimi ile başörtüsünü dinin emri kabul etmişlerdir. Kadınların ve erkeklerin başörtüsünü dinin emri olarak kabul etmeleri de bir şey değiştirmez. Bu işi Diyanet İşleri Başkanımızdan daha iyi bilecek te değilsiniz. Başörtüsü, dinin emri değildir.

Her türlü düşünce, esası olmayınca, geçerlilik gösteremez. Bu işi yalnız üniversiteye mahsus olarak müdafaa edilmeli idi diyenler de yanılgı içindedirler. Üniversitede başı örtülü okumuş bir kıza devlet görevi vermeyecekseniz, bu kızın okumasının sebebi nedir? Her üniversitede öğrenicinin bir gayesi, hayatını kazanacağı bir meslek edinmektir. Bir tek Japon İmparatorluk aile mensupları, üniversite tahsilini zevk için yapıyorlar. Şimdiki Veliaht’ın arkeoloji yapmış olması bunun içindir. Bu meslek dahi, sıkışılınca hayat kazanmak için kullanılabilinir. İyi düşünülürse, bizim devlet, kimsenin evinde, kırda ve de genel olarak dışarda, kıyafetiyle meşgul olmamaktadır. Herkes istediği kıyafeti giymekte serbesttir. Devlet görevi almak isteyenlerin de, devletin kararlarına uymaları gerekir.

Biz, bütün yazılarımızda, fırsat buldukça da konuşmalarımızda, türbanın kanun dışı olduğu üzerinde durduk. Bunu bir öğünme konusu yapmak için kullanıyor değiliz. İngiliz Kral ailesinin fertleri de, devletin başı olmalarına rağmen, kanunların dışına çıkmamaktadırlar. İnsanları yanlışlıklardan bu düşünce önlemiştir. İnsanlar arasında, bu düşünce huzuru yaygınlaştırmıştır. İnsan sevgisi bu düşüncenin mahsulüdür.

İnsanlar ne düşünürse, bizzat insanların kendilerinin, bu düşüncelerini insan hakları olarak ilan etmeleri doğru değildir. İnsan hakları da, bazı resmi vesikalarda, bir esasa bağlanmışlardır. Fransız İhtilali, Amerikan devletinin istiklal savaşı ve de son savaştan sonra ortaya konan Birleşmiş Milletler, insan haklarını vesikalaştırmışlardır. Bizim başörtüsü sorunu bu vesikalarda var mıdır? Ortada hiç bir şey yokken, Türkiye’nin tek sorunu başörtüsü mü idi? Ben, çok eski tarihlerde, yaşadığımız devrin türban devri olarak anılabileceğini yazmıştım. Beni haklı çıkarır bir durum ortaya konuyor. Halbuki ben, bu sorunda yanılmış olmayı çok isterdim.

Bu saçma iş bitmeli. Meclisin kanun yapma hakkını elinden alan yok; Meclis’ten çıkan kanunların Anayasaya uygunluğunu gerekli mahkeme kontrol edecektir.

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 5 misafir ve 2 üye bağlı
  • hayta19
  • askimsin

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61