|
Her milletin tarihinde büyük adamlar vardır. Bu büyük adamlardır ki, milleti geleceğini yönlendireceklerdir. Küçük adamlardan millet yönlendirenlere rastlanmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’na adını veren Osman, okur yazar da değildir. Biz büyük adam derken, büyük düşünen adamları kastediyoruz; yoksa, kafasını hayatta kullanmadığı bilgilerle dolduran insanları söz konusu ediyor değiliz. Osmanlılığın banisi Osman okur yazar değildi ama, duruşu, oturuşu ve bakışı devlet başkanı izlenimini insanların gözünde uyandırıyordu. Selçuk sultanlarının da, ona hitapları da aynı düşünceyi gösteriyordu. Bunları yazarken, insanların bilgi birikiminden vazgeçmelerini ihsas ediyor değilim. Bilgi, devlet adamlarının en büyük hazineleri olmalıdır.
Tarihimizde, illa kuruluş dönemlerini çok iyi bilmemiz gerekmiyor. Biz yakın olan zamanları daha iyi kavramaya çalışmak, sanıyorum ki daha faydalı olacaktır. Biz, önceki yazılarımızda, üçüncü Selim’in ve devrinin bir dönüm noktası olduğuna işaret ettik. Yani, okuduğmuz kitaplarda böyle okuduk, demek istiyorum. Bu padişahtan sonra, hem padişahlarımızda ve hem de devlet adamlarımızda, bir gelişmişlik göze çarpıyor. Şinasi’yi örnek alanlar arasında Ziya Paşa, Namık Kemal, Mısırlı Fazıl Paşa var. Bunlar, bir fikir bilgilerinde birleşebilmişlerdir. Yeni Osmanlılar fikrini doğuran bunlardır. Bunların fikirlerinden, Terakki ve İttihat çıkacaktır. Aslında, yeni Osmanlıların Avrupa’ya kaçanları değil de, Avrupa’ya çekilenleri demek istiyorum. Bu çekilenler kendilerine “Terakki ve İttihat” demişlerdir. Türkiye’de örgütlenenler de, “İttihat ve Terakki” adını almışlardır. Talat Paşa ise, ittihat olmadan terakki olmaz fikrini ortaya atmı ve düşüncesinde de ısrarlı olmuştur.
Yukarda isimlerini şöyle yazıverdiklerimiz, daha sonra da bunlara eklenen pek çok yenilikçiler, birbirlerinden esinlenerek, tartışarak, fikirler aramışlar ve bir çıkış yolu bulmaya çalışmışlardır. Hem İttihat ve Terakki devrinde ve hem de, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında, orijinleri ittihat ve Terakki de olsa, bu vatansever insanlar hep olmuşlar ve bir devrin kapanmasında ve modern Cumhuriyetin kurulmasında da amil olmuşlardır. Gidiş istikametleri, yavaş ta olsa, laik düşüncelerin yerleşmesidir. Başarılı olmadıkları söylenemez. Laik modern devletin kurtuluşu, Türkiye’de tam olarak teşekkül etmiştir. Din devleti isteyenlerin tamamen kaybolduğunu iddia eden olmamıştır; ama, bu kadar kısa zamanda, bu kadar etkili olacaklarını da düşünenimiz olmamıştı.
Bildiklerimizi bir daha gözönüne getirirsek, gerek Osmanlı’nın son zamanları, gerekse Cumhuriyetin ilk yılları ortada, gözüken bu idealist insanlar, birden bire niçin görüntüden silinmişlerdir? Bu ileri düşünceli insanlar cidden yetişmekten durmuşlar mıdır; yoksa, bu insanlar, aramızda vardır da, biz onları ortaya çıkarmayı mı beceremiyoruz? Biz biliyoruz ki, sıkışık zamanlarda, bu büyük yaratılmış insanlar, artık nazlanmazlar ve kendilerini ortaya atmak için, vasıta da beklemezler. Vaktin geldiğine kendileri karar verirler. Kitaplarda biz böyle okuduk. Ülkemiz için tehlike varsa, bu adamlar artık ortaya çıkmalıdırlar. Ülke için bir tehlike yok ta, bazılarımızın gürültüleri ortalığı karıştırıyorsa, o zaman da bu karıştırıcılar ağır olmalıdırlar. Her halde, ne düşünürseniz düşününüz, bir müşterek noktaya gelmiş olmamız zorunluluk gösteriyor. Türkiye’de irtica varsa, bu ülkenin düşünürleri, bu tehlikeyi açıkça konuşmalıdırlar. Korkunun ecele faydası yoktur. İrticadan korkanlar, sıralarını geçiştirme imkanını bulmayı düşünmemelidirler. İrticanın merhameti olamaz. İrticadan anlayış ve merhamet beklenemez.
Dışişleri Bakanımız, kendisine sorulanları cevaplarken, sadece başka dinden olanların sorunlarının olmadığını, müslümanların da büyük sorunlarının bulunduğunu söylüyor. Böylece, daha baştan, başka dinden olanların din sorunlarının olduğunu kabul ediyor. Doğru mu?
Başbakan’a sorulduğunda, bu işleri Diyanet İşleri Başkanı’na sormalarını istiyor. Başbakan da zımnen, sorun olduğunu kabul ediyor. Başörtüsü sorun yapılır da, din sorunu yoktur denemez ki.
Diyanet İşleri Başkanımız, her zamanki mert tavrıyla, din sorunumuz yoktur, bizim dinimizi politikaya alet etmeyiniz, şeklinde konuşuyor.
Memleketimizde durum bu. Tehlike var mıdır, yok mudur? Rahat uyuyalım mı, yoksa gece uyanıp cep telefonumuzun kapalı olup olmadığını mı kontrol edelim. Ya, korkulu bir rüya görür de, o esnada biz saçmalarken, bir gazetecinin bizi aramış olması ihtimalini mi düşünelim? Ülkemiz bu durumdadır. Hayır derseniz, sizin iyi niyetinizi nereden bilelim?
|