|
Dinlerle laiklik prensiplerini mezcetmeye çalışmak, hiç bir şekilde düşünülür bir durum değildir. Aslında, dinler kadar laiklik te eskidir. Bir nosyonun eski olması, eğer çok iyi bilen birisi tarafından tarif edilmedi ise, büyük bir kıymet taşımaz. 13. asırda Türklerin büyük solcu sayılabilecek insanları vardır. Bunlar vardır diye, solculuğun bağını bunlara taşımak mümkün olmaz. Bu büyük insanlarımızın hiç birisi solculuğu tarif etmiş değildir. Bunun için Karl Marx’ın gelmesini beklemek gerekmiştir.
Laiklik te öyledir. Her asırda ve her milletin içinde laik prensipleri bilenler ve öyle yaşayanlar oldukları halde, bunları da aynı şekilde düşünmek gerekir, laik prensiplerin kabulü için de, Fransız ihtilalini beklemişizdir.
Osmanlı İmparatorluğunun yaşamı göz önüne getirilerek, laiklikten bahsedenler oluyor. Din devleti ile laik devlet anlayışı bağdaşmayacağına göre, Osmanlı İmparatorluğu ile de laiklik bağdaştırılamaz. Padişahı halife olan bir devletin laiklikle bağdaşması söylenmez. Ne tarafından bakarsanız bakınız, Osmanlı devleti bir din devletidir. Şeriat prensipleriyle yönetilmiştir. Uzun yaşamı içinde asla laik devlettir denebilecek bir devre yaşamamıştır. Bunların düşünülmesi bile abes sayılmalıdır. Bu dine çok hizmet ettiğini söyleyebilen Abdulhamit’ten, laik devlet anlayışı beklenebilir mi?
Bu yazdıklarıma bakarak, Osmanlı devleti içinde, laik insanların olmadığı düşünülemez. Gerek Osmanlı padişahları arasında, gerekse padişahların Sadrazamları içinde laik insanlar vardır. Fatih Mehmet, İtalya’dan getirttiği ressama, kendi resmini yaptırmıştır. İslamiyet buna karşı değil midir? O halde, dine karşı padişah ayak diremiş ve ressam karşısında poz verebilmiştir.
II. Mahmut Müslümanları camide, Hristiyanları kilisede ve Yahudileri Havra’larında görmek istediğini söylemiştir. Bu söze göre, padişah laik sayılabilir. Ancak padişahın başında bulunan rejim laik değildir. Yönetimde kullanılan kanunların hepsinin, laik prensipler içinde yapılıp tatbikata konduğu düşünülemez. Bu kanunların bir kısmına karşı çıkan dincilerin icraatına, padişahın gücü yetmemiştir. Halbuki, hiç bir din, İslamiyet dışında, devletleri yönetmek için gelmemiştir. Çünki, bir çok din geldiğinde, o sahada siyasi iktidar mevcut idi. İslamiyet geldiğinde, Arap yarımadasında, Araplar tarafından kurulmuş bir arap devleti yoktu. İslam Peygamberi, dini esasları getirirken, öbür dinlerden farklı olarak, Araplara devlet yönetim esaslarını da getirmiştir. O zaman, İslam Peygamberi, hem Peygamber ve hem de öbür peygamberlerden ayrı olarak, devlet başkanıdır.
Osmanlı yönetimi içinde, laik sayılabilecek pek çok yöneticinin arayıp isimlerini de bir yazı içinde zikretmek mümkündür. Yine de, Osmanlı devletini laik devlet olarak kabul etmeye, bu yazdıklarımız yeterli olamazlar.
Eski Türk devletleri üzerinde araştırma yapanlar da, laik sayılabilecek devlet adamı isimlerinden bahsediyorlar. Bunları da, yine, yukarda bahsettiğimiz prensipler içinde düşünmek ve ona göre karar vermek gerekir.
Laik prensipleri Avrupa, Fransız İhtilali sonunda kabullenmiştir. Fransız ihtilali bu prensepler için pek çok adama kıydığı halde, öbür Avrupa devletleri akıllarını kullanmışlar ve adamlara kıymadan laik prensipleri, bir devletin geleneği olarak kabul etmişlerdir. Prensipleri kabul edenler de, Dünyada aklın işe yaradığı durumunu görmüşlerdir.
Türkiye bu laik prensipleri kabul etmek için, Devlet kurtarıcısını beklemiştir. Mustafa Kemal bu prensipleri, doğru olarak Avrupalılardan almış ve tatbik sahasına koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti’ni laik prensipler içinde kurmuştur. Mustafa Kemal’in arkasındaki büyük zafer, bir çok gerici ve dincinin ses çıkarmamasını temin etmiştir. Dindarlar (Dinciler asla değil) Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardır. Son Padişah ve Sadrazamlarına karşıt fetva verenler, Anadolu’nun dindarlarıdır ve asla dincileri değildirler. Dindar, dini, müstakil bir devlet içinde yaşamak ister. Dinci için müstakil bir devletin kıymeti yoktur. O, her şeyi Allah’ın olarak kabul ettiğinden, istiklal anlayışını benimsemez. Ama, o zaman için susmuştur. Fırsat buldukça da, büyük bir sabır göstererek, ortaya çıkmaktan çekinmemiştir. Bu gün, dinci, belki de gericiliği de buna sıfat olarak eklemek gerekir, hareket zamanının geldiği kanaatındadır. Bir eski meclis başkanının, bu günkü Cumhurbaşkanı için, milletin müslüman bir devlet başkanı görmek istediği arzusundan bahsetmiş olmasının anlamını başka türlü nasıl açıklayacağız?
Bugün de, Avrupa Birliği devletlerinin hepsi laiktirler. Bunların, Türkiye’nin laiklikten uzaklaşmasını istemelerini anlamak bizim için cidden zordur.
|