|
(Bir yeni mezun idealist doktorun anısı)
-2-
Kalktı, kahvecinin kolundan yapıştı:
-Gel buraya, dedi.
O koskoca adamı görecektiniz, sanki ameliyat edecekmişiz gibi korkuyordu.
-Gıyma baa mıkdar, gıyma baa mikdar, diye yalvarıyordu.
-Gel buraya, altı üstü iki çizik.
-Gurban mıktar, şu duvardaki senin cızıkların hepsini silem, tek baa gıyma!
Sinirimden,deli gibi fırlamışım adamın üzerine. Muhtar, o sırada kahveciyi yere yıkmıştı. Bana:
-Boğazına bas, bogazına! diyordu.
Sinirimden ne yaptığımı bilmiyordum. Adamın bogazına basmışım...
-Fur simdi, memur efendi, golunu eyicene yakaladım, gaçamaz!
Adam, bir debeleniyor, bir bağırıyor ki, demeyin gitsin:
- Baa acımıyosunuz, bari çoluğuma çocuğuma acıyın....
Aşı yapmağa muvaffak oldum.
Etti iki...
-Var mısınn memur efendi?, dedi muhtar.
-Neye?
-Yakalayak şu herifleri!
Yeni mezun, ideal bir sağlık görevlisi, başka ne düşünebilir ki:
- Varım, dedim.
Çıktık kahvenin önüne. Daha biz içerde kahveciyle cenkleşirken, bir tek kimse kalmamış ortalıkta, Sanki, pasif korunma varmış gibi, herkes evine kaçmış, kapısını sürgülemiş...
-Şööle bi dönek begim, belki bir iki denesini dutarık.
Aynı bir avcı gibi, sokaklardan adımlarımızın ucuna basa basa yürüyorduk. Çeşmenin başında ellilik bir adam su içiyordu... Muhtar:
- Sen şurdan dolan, ben burdan, kısdıralım, dedi.
Çesmenin arkasından dolandım. Adam bizi görünce basladı kaçmaya, hem de ayakkabılarını çeşmenin başında bırakarak... Adam kaçar, biz kovalarız. Bir tarlayı boydan boya aştık... Ne de olsa gençlik var , adamı tarlanın öte başında yakaladım. Adam, hem soluyor, hem de:
-Beyim, ben seni öteki dünyada nerede bulam? diyor.
-N'apacaksin beni öteki dünyada?
-Günahmış begim, günah!...
-Ne günahmış?
-Zorla iş yaptırmak... Kul hakkı...
-Kim dedi bunu?
-Köyün hocası didi..
-İşine geldiği gibi anlıyorsun da..
Demeye kalmadan muhtar da yetişmişti.
İkimiz iki yandan, adamı karga tulumba yıktık yere ve aşısını yaptım. O gün akşama kadar ancak beş kişinin aşısını yapabildim... Ama köyü en az on kere turladıktan sonra. Muhtar:
-Artık kimse dışarı çıkmaz beyim, dedi.
Yorgun argın kasabaya döndüm. Doğruca kaymakamın evine gittim:
-Olmadı efendim, dedim.
-Ne olmadı?
-Aşı. Köylüler aşı olmuyorlar.
-Baytarı götürmedin mi?
-Hayvan aşısı değil bu kaymakam bey!
Güldü:
-Toysun daha, dedi. Bizim memlekette, köylere aşı vurmağa gideceğin zaman baytarı da yanında götüreceksin!
-Vallahi bir şey anlamadım efendim.
-Anlamazsın, anlamazsın... Yarın giderken baytarı da götür o bilir işini!..
İkinci gün, ayni köye baytarla gittik.
Köylü nasıl eğiliyor baytarın önünde, nerdeyse yere kapanacaklar .Daha biz kahveye oturmadan iki tepsi yemek gelmişti. İçinde sadece kuş sütü eksik... Biz, kahvelerimizi içtiğimiz anda, köyün meydanlığı, ineklerle, öküzlerle, buzağılarla dolmuştu. Hatta, öne geçmek için bir birbirleriyle kavga ediyorlardı. Baytar:
-Hazır mısın? diye sordu.
-Hazırım, dedim.
Ayağa kalktı:
-Köylüler, diye bağırdı, son günlerde, insanlarda olan ve insanlardan sığırlara bulaşan bir hastalık, çevrenin tüm sığırlarını kasıp kavurmaktadır.
Köylüler:
-Abooov, dime baytar efendi diye hayretle gözlerini açtılar.
-Bu hastalık, geçen ay içerisinde, ilçemizden dörtyüz hayvanın ölümüne sebep oldu...
-Aman baytar efendi, ocağına düştük!...
-Şimdi kollarınızı sıvayın? Sizin aşılarınızı bu arkadaş, sığırlarınızınkini de ben yapacağım!
Sanki, altına hücum varmış gibi, köylü masama saldırdı. Dün, zorla aşı yaptığımız kahveci kolunu sıyırmış:
-Fur begim, diyordu.
-Sen dün oldun, dedim.
-Fur begim, fur, artık mal göz çıkarmaz ya! İki kere olursak daha eyi olur.
-Dün neden zorluk çıkarıyordun?
-Ne bilem ben begim. Sen heç heyvan lafı etmedin ki!
-Sığırlar sizden kıymetli galiba?
-Sen ne diyon begim? Köy yerinde, hazina ilazım... Nirde bizde beş kuruş, Bi de sığır ölürse, o zaman bizde kriz başlar!...
|