|
Alışılmışlık, Türkçe enine boyuna kullanılarak ifade edilmiş olsa, hoşa gidecek metinlerin konusu olabilir.
Alışılmışlığın pek çok cinsi de vardır. Alkol ve cigara alışkanlığı başta gelir. Uyuşturucu alışkanlığı da unutulmamalıdır. Şu bizim insan cinsi, pek çok şeye kolayca alışabiliyor. Bir insanı, bilhassa bir hastayı “Morfin”e alıştırmak için, iki iğne yapılmış olması kafi gelebilir. Onun için, morfin özel reçete ile alınır ve kullanılış kayıtları da tutulur. Ben, bütün hekimlik hayatımda, morfin reçetesi kullanmadım. Ben, morfini sadece kalp ağrısında kullanmışımdır. Kalp yetmezliğinde de morfin kullanılırsa da, konuyu iyi tanımayanlar için bazan can sıkıcı işaretlere sebep olabilir. Aslında, morfin, kalp yetmezliğinde de can kurtarıcı olabilir. O zaman, meslektaşlarımızın bu konuyu iyi bilmiş olmalarına hastaların ihtiyaçları vardır. Konumuz da tıp dersi vermek değildi.
Ben, Çorum’da Ortaokul öğrencisi idim. Pek çok sınıf arkadaşım olmuştu. Şunu da yazmak istiyorum ki, bizim Ortaokul’da, ilk kravat takmış olan öğrenici bendim. Satın aldığım kravatı benim takdığımı da sanmayın. Pek çok arkadaş çabaladı ise de, ancak jimnastik hocamız takarak bize öğretmişti. Öğünülmez mi bu hatıra ile!
İşte bir gün, sınıfta ders dinlerken, neden gerektiğini hatırlamıyorum ama, hocamızın biri, haftada kaç gün yıkandığımızı hepimize sormuştu. Bir köylü arkadaşımız, soruya “Her gün” olarak cevap verdi. Arkadaşlarımızın hepsi, öğretmenimiz dahil gülmüştük. Arkadaşımız kızardı ve bir şey söylemeden yerine oturdu. Hocamız da, her gün mümkün olmaz ama, haftada bir defa yıkanılmanın yeterli olacağına işaret etmişti.
12 Şubat günü akşamı, bir TV kanalında, AKP’nin Genel Başkan Yardımcılarından birinin konuşması vardı. İnanın ki, isteyerek dinledim. Tıpkı öbürleri ve hatta eskilerinki gibi, hep partisini methetti. Bir cins, tek başına öğünür durum almıştı. 1950’den beri, iktidar mensuplarından yukarı kademede yer işgal edenlerden dinlediğim konuşmalardan biri idi. Memlekette demokrasi olduğuna göre, onların da böyle konuşmalara hakkı olacaktır. İstemiyrsanız düğmeyi çevirebilirsiniz. Bu sözcüğü rahmetli Turgut Özal çok kullanırdı. Her halde kendisi de böyle yapıyordu.
Ben düğmeyi çevirmedim. Konuşmaları dinledim. En sonunda konuşmaların yöneticisi son sorusunu sordu:
AKP’nin yaptıklarının hesabını elbette ki seçimlerde vereceğini; ancak, harici politikada başarılı olmadığı da belli. Acaba, AKP dış politikası için bir not vermek gerekirse, sayın Genel Başkan yardımcısının kaç not takdir edeceğini sordu. Sayın Başkan yardımcısı, 100 not vereceğini açıkladı. AKP’nin dış politikasına tam 100 not biçti. Ekranda yalnız iki kişi olduğu için, yönetici işi ciddi olarak karşıladı. Ekran başında olanların kaçının ciddi karşıladığını ve kaçının güldüğünü ölçecek bir imkanımız yok. Ben muhalif olarak gülmeyecek kadar ciddi bir insanım.
Türkiye, hangi sahada bir dışı konuda başarıya ulaşmıştır?
Türkiye, Kıbrıs konusunda, sayın Denktaş’tan ilerde olduğu bir nokta gösterebilir mi? Denktaş, başarısızlığın başarı sayılmayacağını, tıpkı sayın Başbakanımız ve KKTC Cumhurbaşkanı M. A. Talat gibi, meydanlara çıkıp söylemiş olsa, bunu ayıplayacak tek insan ortaya çıkar mı?
Ortadoğu’da, tek iş var mıdır ki, Türkiye’nin takip ettiği politika etkili olmuş olsun?
Türkiye, AB’den gördüğü istiskali hangi devirde görmüştür? Şu içinde bulunduğumuz durum başarı mı olur?
Türkiye, ABD’deki sözde soykırım kanunu için, Dışişleri Bakanı’nı Amerika’ya yolladı. Altı gün çalışmadan ve görülmemiş gayretten sonra, yalnız Temsilciler Meclisinde kanun taslağı varken, Senato dahi bir kanun taslağı ortaya koymayı karar altına aldı. Sayın Gül gidip te işi araştırmasa, işler kendi haline bırakılsa, Senato belki sessiz kalacaktı. Bunlar her halde post modern başarılar sınıfından olacaktır. İşte, dış başarılar için verilen 100 not. İnsan hiç olmazsa, 99 falan derdi.
|