Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow TARIMA GEÇİŞ MEDENİYETİN GEREĞİDİR
 
TARIMA GEÇİŞ MEDENİYETİN GEREĞİDİR Yazdır E-posta
12 05 2008

Yazı’nın, medeniyet tarihini göstermesi bakımından ehemmiyet taşıdığını önceki yazımızda işaret etmiştik.

Tarım buluşları da bir buluş olarak ele alınmamlıdır. Ancak, bunun önceki nesillere nakli yazı sayesinde olacaktır. Alacahöyük’te, bizim arkeologlarımız tarafından bulunan ve Hititlerin ilk barajı olarak tesbit edilen baraj, Anadolu için ve Hititler için bir ilk olarak alınacaktır. Memleketimiz toprakları ve ilim adamlarımız için çok ehemmiyetli olarak kabul ediyoruz. Sözümüz bu bakımdan doğrudur. Hititler, Türkiye içinde, yaptıkları ziraatın sulanması için, böyle bir barajı yapmışlardır. Bunu meydana çıkaranlar da Türk arkeologlarıdır. Bu buluşları küçümsemek küçüklük olur. Tarih içinde eskileri de bilmemek küçüklük olur. İlim, hepsini bilmek demektir.

Tarih Sümerde başlar, adlı bir kitap İngilizce basılmış ve Fransızca’ya da çevrilmiştir. Sayın İlmiye Çığ tarafından da, aynı kitap Türkçeleştirilmiştir. Bu kitaptan öğrendiklerimize göre, eski Sümerlerde bendler ve kanallar yapmak biliniyordu. Bu bendler ve kanallar sayesinde, genişçe bir alanda sulama teşkilatı kuruluş ve sulayarak ziraat yapma usulü genişletilmiştir. Hatta, ülkenin çok sıcak olmasından dolayı, gölgelendirmek usulü de bulunmuştur. Başlangıçta, bu gölgelendirmenin Mezapotamya’da nasıl yapıldığı hakkında doğru bir fikir edinmiş değildik. Sonra çıkan yazılardan öğrendik ki, geniş yapraklı ve çabuk büyüyen ağaçların altında bahçe nebatları büyütülüyor. Güney topraklarımızda, biz de, bu cins geniş yapraklı ağaçlar altında, yazın sıcağına dayanmayan veya her gün sulanmak istenen sebzeler yetiştirebilir olduğunu görmüşüzdür.

Şuna işaret etmek istiyoruz ki, Alacahöyük’te bulunan Hitit Barajı, Dünyada ilk yapılmış baraj değildir. Sümerler bunu yapmışlar, kullanmışlar ve edebiyat kitaplarına da geçirmişlerdir. Sümerlerin bu baraj, bent ve sulama teşkilatlarının bulunuşları ve yazıya geçirilişleri, Anadolu’daki bu Hitit buluşundan öncedir. Bu Anadolu yapılışı, ticaret kastıyla Türkiye’ye gelen ve koloniler kuran Sümer ve Akatların etkisiyle mi olmuştur; veya, Hititlerin kendi buluşları mıdır? Şimdilik bunun hakkında bir şey söylememiz mümkün gözükmüyor. Şu kadarına işaret edelim ki, Sümerlerin etkilerinin olması çok muhtemel gözüküyor. Nitekim, çivi yazısı da, bizzat Sümerlerden alınmış ve Hititçeye adaptasyon yapılarak kullanılmşıtır. Hatta, ilave etmek gerekir ki, Hititler de, Çivi yazısında bir değişiklik yapmadan kullanmışlardır. Bir bilgim yok ama, Göktürklerin de çivi yazısında bir değişiklik yaptığı sanılamaz. Meydana konan Rus eserlerinde, yalnızca Çivi yazısı terimi kullanılmaktadır.

Galiba, ilk yazı şeklinin “Hiyerografik yazı” olduğunu kabul etmek gerekecektir. Resimlerin hep birer sözcüğe delalet etmesi usulü, Çinlilerde de aynen vardır. Hatta, bizim, şu yaşadığımız devirde, alfabe öğrenmemiş ve fakat yaratıcılık vasfı olan insanlarımızın bir kısmı da, bu resim yazısından istifade etmişlerdir. Hastahanede, kahveci Emine Hanım’ın, bu işaretleri rahatlıkla kullanmış olduğunu, ben eskiden bir yazımda belirtmiştim. Kahveyi kim ısmarlarsa ısmarlasın, kahvenin parasını, Emine Hanım içenin işareti altına yazardı. Emine Hanım’ın bu yaptığının da, kimse farkında olmazdı. Herkesin bulduğu keşif oluyor da, bizim kadının buluşu niçin olmasın! Ha yazı olmamış, ha da, mevcut yazıyı insanlar öğrenmemiş. Beş bin sene önceki insanla, bu günün cahil kalmışı arasında fark olur mu?

Görülüyor ki, bu arkeologlar, insanların bilgisine büyük buluşlar getirmektedirler. Yazının bulunuşunun zamanımızdan beş bin sene önce olduğunu onlara borçluyuz. Beş veya altı bin sene önce, bu günküne yakın bir şekilde, hem Mezapotamya’da Sümerlerde ve hem de, Anadolu’da Hititlerde, bu günküne yakın şekilde ziraat yapılmakta idi. Bu gün bile kullandığımız aletler arasında, Hititlerce kullanılanlar vardır. Rahmetli Turgut Özal, bu sorunu etüd etmiş ve ilk eserini Fransızca olarak neşretmiştir. Bu Turgut Özal eserinin mutlak okunması gerektiğini, ben daha önce okurlara tavsiye etmiştim. Hititçe giyim eşyalarını da biz bu gün kullanıyoruzdur. Mesela, çarık bunlardan biridir. Eski ziraat aletlerinden de çok olması gerekir. Başka ülkeler gibi, etnografik eşya toplama adetimiz olmadığı için, geçmişimiz hakkında elimizde bir şey kalmıyor. Sümerlerin yazılı eserlerini gün ışığına çıkarmasak, onların ziraat çalışmalarını da bilmeyecektik. Türk arkeologlar, bu birinci barajı bizim köyde ortaya koymasalar, onlar hakkında da bilgimiz olmayacaktı. Bu büyük hizmetlerin banisi olup, Tarih Dil’i, Türkiye’nin yokluk devrinde açan insanın sevilmeme sebeplerini de, böylece anlamış ve kavramış oluyoruz. Biz, kendisinin nur içind eyatmasını diliyoruz!..

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

 






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Gazete Oku


Başlangıç 01.01.2007
Ip Adresiniz: 38.103.63.16

Free Page Rank Tool   Basın ve Yayın