|
İstanbul’un işgalinden üç gün sonra yayınladığı bir bildiri ile olağan üstü yetkilerle donatılmış millet meclisinin Ankara’da toplanacağını dünyaya duyuran Mustafa Kemal, böylelikle Türk insanının hiçbir emperyal gücün mandası olamayacağı sinyallerini de vermiş oluyordu.
23 Nisan 1920’de açılan meclisin en yaşlı üyesi olma nedeni ile başkanlığa seçilen Sinop vekili Şerif bey, milletvekillerine ve dışarıda bekleşen halka şöyle seslenmişti:
“Burada bulunan saygıdeğer insanlar. İstanbul’un geçici kaydı ile yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir.
Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak yüksek meclisimizi meydana getirmiştir.
Bu yüksek meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içerisinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİ AÇIYORUM”
Ulusal egemenliğimizin temellerinin atıldığı 23 Nisan 1920 yılından başlayarak başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde canımıza, malımıza, topraklarımıza, ırzımıza kastetmiş düşmanları yurdumuzdan kovalayıncaya kadar geçen sürenin bir daha hiç yaşanmaması ve asla unutulmaması için, 23 Nisan 1923 yılında meclisin açılmasıyla birlikte “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ilan edilen bu bayramı kutladık ülke olarak.
Böylesine önemli bir bayram;
Hiçbir kişinin…
Zümrenin…
Kuruluşun…
Ve Partinin… Tekelinde olamayacağı için de millet olarak, coşkulu ve hepimiz çocuklar gibi şen olarak kutlarız bu bayramı.
Bu güzel vatanı bizlere bırakabilmek için atalarımız, batıda Yunan ve Rum, güneyde, Fransız ve İtalyan, doğuda Rus ve Ermenilerle, içerde ise bunların işbirlikçileri ile boğuşmuş ve ATATÜRK önderliğinde nihai sonuca ulaşmıştı.
Bizler tarihimizin bilincindeyiz.
Ve asla unutmadık.
Onlar da unutmadı!..
Ermenistan, Yunan ve Rum, Yemen’de İngiliz altınlarını alarak yüz bin Türk gencini arkadan hançerleyen Arap soylarının ülkemizi ziyaretleri sırasında Atamızın kabrini ziyaret etmemeleri, onun resminin olduğu mekanlarda bulunmamaya özen göstermeleri, ismini ağızlarına almamaya çaba sarf etmeleri kesinlikle o nedenledir…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında, her zaman olduğu gibi Atamızın önderliğinde kurduğumuz bu güzel ülkenin Ulusal bayramını kutlamak için tören alanında yerini almaya gidenlerimiz oldu.
Her yerde aynı amaç için kutlanması gerekirken, iddialara göre Kırıkkale gibi Cumhuriyetle birlikte var olmuş bir şehrin bayram organizasyonlarından sorumlu olanların, ülkenin varlık nedeni Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini tören alanına asmadıkları görülmüş.
Bu arada tören alanında bulunan herkes, duyarlı bir-kaç vatandaşın ikazları ile birlikte Atatürk posteri asmaya çalışan iki vatandaşın huzuru bozmaktan ifadesi alınmak üzere karakola davet edildiğine şahit olmuş.
Bu çirkin hadisenin; unutkanlık, ihmalkarlık ya da buna benzer herhangi bir mazeret üretilerek geçiştirilmesinin imkanı yoktur.
Kırıkkale’de bu olaya duyarlı davranan ve üstüne giden vatandaşlar ile bazı basın mensuplarına da sorumluların “İt ürür, kervan yürür” diyerek basın yoluyla cevap verdiği söyleniyor.
Savaş meydanında alt ettiğimiz unsurların torunları ve onların yerli işbirlikçileri, bilerek, isteyerek ve kasten bin bir meşakkatle kazandığımız zaferin Ulu Önderini yok saymaya, onu bizlere unutturmaya ısrarla devam ediyor mu diye düşünmekten kendisini alamıyor insan
Bilinmelidir ki;
Biz ATATÜRK çocukları, Atamızın bize emanet ettiği bu güzel yurdumuz üzerinde onun adı, onun resmi ve onun ilkeleri ile gurur duymaya ve ilelebet yaşatmaya devam edeceğiz…
Her Gününüz Güzel Olsun.
|