|
Pazartesi ve Salı günleri Yeni Alanya (www.yenialanya.com.tr) ve Çorum Haber gazetelerinde yayımlanan, “Tarihi soru, kaçırılan fırsat” ve “Tarihi soruya nasıl yanıt verilmeliydi” adlı yazılarımla ilgili olarak, okur iletileri gelmeye devam ediyor.
Yazılarımı örüşümağı kanalıyla Almanya’dan izleyen okurum Tarık Sadık, iletisinde; “... ‘Maksatlı Batı’ya, derdimizi anlatmayı beceremediğimiz’ savınız çok doğru. Doğru, doğru olmasına da Maksatlı Batı da aslında bizi anlamak, dinlemek istemiyor...” diyor.
Ve ekliyor, “Ancak, onlar dinlemek istemese de biz anlatmak, dinletmek zorundayız Anlatmanın, dinletmenin yolunu, yöntemini bulmak zorundayız... Allahın belası bu küreselleşen dünyada buna mecburuz... Değil mi ki bir kez kaptırmışız paçamızı, değil mi ki gırtlağımıza kadar borç batağının içersine batmışız, elimiz mahkum... Ezikliğimiz de bundan, pısırıklığımız da... Önce bu ruh halimizden kurtulmalıyız.”
* * *
Sadık kardeşim, iletisinin ekinde bir de; Alinur Velidedeoğlu’nun, Midnight Exspress’in gerçek yüzünü ortaya çıkaran çalışmalarını içeren bir yazı göndermiş.
Alinur Velidedeoğlu, yaşamını reklamcılık yaparak sürdüren, bir ayağı Amerika’da, gözü, gönlü, kulağı hep Türkiye’de olan bir yurttaşımız.
1999 yılından beri gurbet ellerde, Maksatlı Ermenilerin akçaladığı, Gece Yarısı Ekspresi (Midnight Express) filminin, hayal ürünü olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Velidedeoğlu, bu kavgaya nasıl ve ne zaman başladığını şöyle anlatıyor.
...........
“... Cannes’da, (sonradan Oskar da alan) “Life is Beautiful” filminin gala gecesindeyim. Geceye pek çok milletten insanlar çağrılı.
O gecede kırık ama sevimli bir Türkçe ile konuşan bir Amerikalı ile tanıştım.
Amerikalıya, dilimizi nerede öğrendiğini sordum. “Türkiye’de...” dedi. “Ben, ülkenizin hapishanesinde beş yıl yattım...”
Nedenini sordum.
“Esrardan...” dedi, “Esrar kaçırıyordum, yakalandım...”
“Desenize Midnight Express’deki öykü gibi” dedim.
“Gibi değil, ta kendisi” dedi.
Şaşkınlıktan ağzım bir karış açık, karşımda duran filmin kahramanı Billy Hayes’i izlerken; O, olanı biteni filminden çok daha farklı bir biçimde anlatmaya başladı.
“Bana, Türk hapishanelerinde hiç ama hiç kötü davranılmadı” dedi ve ekledi, “Türkiye’deki hapishaneleri, Amerika’daki hapishanelere tercih ederim. O filmde anlatılanların, benim yaşadıklarımla uzaktan yakından ilgisi yok. Ben o olayların hiç birini yaşamadım. O filmde ne söyleniyorsa yalan, ne gösteriliyorsa kasıtlı...”
Birden beynimde bir şimşek çaktı. “Bu anlattıklarınızı, kameraya da söyler misiniz? Madem Türkleri bu denli çok seviyorsunuz...” dedim.
“Hay hay” dedi Hayes. “Derdimi kimseye anlatamıyorum. Bu olay beni kahrediyor. Belki sayenizde dünyaya sesimi duyururum...”
Ve orada, Carlton Oteli’nin kumsalında, kameram karşında tüm olanı biteni anlattı.
O röportajım, (1999 yılında) Türkiye’de tüm gazetelerde yayınlandı. Ama değişen hiçbir şey olmadı. Biz söyledik, biz dinledik.
Bunun üzerine istedim ki, bu gerçeği tüm dünya da öğrensin. Bugüne değin, Midnight Express’i izleyip, Türkiye hakkında yanlış koşullananlar, olayı bir de kahramanın ağzından doğru biçimiyle dinlesin.
CNN’i, ABC’yi, BBC’yi aradım. Olayı anlatıp, elimdeki kasetten söz ettim.
Güldüler. “Biz ilgilenmiyoruz...” dediler.
Kapı kapı tüm Avrupalı, tüm Amerikalı kanalları dolaşıp, Hayes’in anlattıklarını anlattım. Hatta bazı kanal yetkililerine, bu kaseti, özel ofislerinde özel olarak da izlettim. Ancak hiç biri yayınlamaya yanaşmadı.
Ama Midnight Express, sağda solda sürekli gösterildi.
Ben elimde kaset, kala kaldım.
Aradan 8 yıl geçti.... Örüşümağında “youtube” diye bir olay icat edildi.
Düşündüm ki bu söyleşiyi youtube’da yayınlayabilir, youtube kanalıyla gerçekleri tüm dünyaya duyurabilirim.
Öyle de yaptım nitekim.
Şimdi youtube girin lütfen. “Alinur” ya da “Midnight Express” yazın, izleyin.
* * *
Alinur Velidedeoğlu’nun kavgası böyle. Bu kavgayı ta Amerikalardan veren bir yurtseverin, bu uğraşısından etkilenmemek, duygulanmamak olası mı?
* * *
Neyse... Biz yine dönelim Sevgili okurum Tarık Sadık’ın iletisine...
Sadık Kardeşim diyor ki;
“...Beğenmeyip, burun kıvırdığımız o Ermeni diasporası, bu uğurda elini cebinden çıkarmıyor.
Bizim de oyunu kuralına göre oynamamız lazım. Öyle oturduğumuz yerden efelenmeyle bu işler olmuyor. Bizim de elimizi cebimize atmamız lazım.
Bu röportajın, uzun süre yayında kalması için; “tıklanması” yani, youtube’a (sık sık) girip, o röportajın izlenmesi, bunun bir kampanya haline dönüştürülmesi gerekiyor.
* * *
Böyle diyor okurum Sevgili Tarık Sadık.
Maksatlı Ermeni, Rum ve Kürt kopuntusu (diaspora), bu işleri iman gücüyle değil, para gücüyle çekip, çeviriyor.
Uzatılan mikrofonlara, çevrilen kameralara vatan millet sakarya edebiyatı yaparak, gazetelere hamasi demeçler vererek dönmüyor bu çark.
21 Şubat 2006 Çarşamba
|