|
Yazılmış tarih kitaplarının hemen hepsinde, her devirde müstakil yaşıyan Türk devletlerinin olduğunu görüyoruz. Bunların hepsi ortaya çıkarılmış ve devletlerin iç yüzleri tam aydınlatılmış değildir. 130 sene önce de, Sumer medeniyeti hakkında hemen hiç bir şey bilinmiyordu. Hatta, o devrin meşhur seyyahları bile, Sumer şehir yerleri hakkında doğru bilgi vermemişlerdir. İşte bu kısa zamanda ortaya çıkan çalışkan ve idealist arkeologlar, altı bin senelik Sumer medeniyetini, onun yaşam tarihini, ilme ve edebiyata yaptığı hizmetleri ortaya koymuştur. Nereden geldikleri olmasa da, hangi yoldan geldikleri hakkında geniş bilgi edinilmesine yardımcı olmuştur. Hem hiyeroglif ve hem de çivi yazıları ortaya çıkarılmşıtır. Bu yazılar, şimdi okunuyor ve seslendirilmiş durumları da ortaya konmuştur. Halbuki, bu bilgiler olmadan, bizim, medeniyetlerin seyirleri hakkındaki düşüncelerimiz ne kadar yanlış idi!
Biz, Sumerler hakkındaki bilgilerimizi Amerikalı ve İngiliz ilim adamlarına borçluyuz. Eski Türk devletleri hakkındaki bilgilerimizi de, Rus arkeologlarına borçlu bulunuyoruz. Bu işleri kendi ilim adamlarımızın yapması için, büyük Atatürk’ün yaptığı eserleri de yürütemedik. Tarih-Dil binası ve içine konulan ilim kürsüleri bu çalışmalar içindi. Büyük yaratılmış adamınızı takip edecekler küçük doğmuşlarsa, o büyük adamın da kıymeti sınırla kalmakatadır. Sumeroloji kürsüsünü kuran Mustafa Kemal Sumerolog mu idi?
Eski kurulan Türk devletleri hep sınırlı sayıda kalmışlardır. İlk defa, 5-6-7 adet müstakil Türk devletin ibir arada gördüğümüz bir devri yaşıyoruz. Bu devir yaşanır olunca, bir çoklarımız olayı layık olduğu şekilde kıymetlendirmediler. Kimimiz demir dövdük, kimimiz maden erittik. Oluşumunda, kuruluşunda hakkımız olmayan sorunları uluorta benimsemek hakkına sahip değiliz. Bu benimseme, hem bu ortaya gelmiş yeni Türk devletlerini üzer ve hem de, etraftaki çıkar peşinde koşanların dikkatini çeker. Benimsememiz, devletler saygısı içinde olmalıdır. Nitekim de, zaman geçince, bu söylediklerimiz benimsenmiştir.
Yeni kurulmuş bu müstakil Türk devletleri, bizim kardeş saydığımız devletlerdir. Kendilerini bu hisler altında selamlıyoruz. Elbet ki, bir tehlike karşısında göz kulak oluruz. En önce onları, kendi aralarındaki dostluğun ve kardeşliğin geliştirilmesinde destekleriz. Aralarında, çıkar bakımından, bir geçimsizlik olmasını kati olarak istemeyiz. Kendilerinin gelişmesini, uzak yakın Dünya devletleriyle münasebetlerini geliştirmiş olmalarını isteriz ve destekleriz. Kendi deneyimlerimizi onlara aktarmaktan da fayda bekleriz. Ancak, bütün bunlar kendi onurlarını koruyarak olacaktır. Bizim, Anadolu’daki Atatürk Cumhuriyetinin bir üstünlüğü asla söz konusu olmadan, hiç düşünülmeden bunlar yapılacaktır. Biz, bizim de kendileri gibi bir Türk devleti olduğumuz fikrinden asla ileri gitme niyetimizin kendilerine aktarılmış olması istenecektir. İki yüz küsur sene birlikteliği olan Rusya’nın,bu devletlerle ilişkilerini tamamen kesmiş olacağı ise asla düşünülemez. Nitekim, gerek bize karşı ve gerekse Amerikan münasebetlerine karşı, Rusya’nın durumu açıklık göstermiştir.
Keşke, aslı Türk olan başka devletlerle de bu münasebetlerimiz düşündüğümüz düzeyde olsa idi. Macaristan, Finlandiya ve en yakınımızda bulunan Bulgaristan da, bizim düşüncelerimizi paylaşmış olsalardı. Din değişikliği, bu devlet ve milletlerin bizden uzaklaşmasına sebep teşkil etmiştir. Din değişikliği yanında, medeniyet değişikliğ ide bu uzaklaşmya yardımcılık etmiştir. Geçmiş artık geçmiş olmuştur. Bu saydığımız üç devlet için yapılacak hiçbir şeyimiz yoktur. İlim adamları arasında bazı şakalaşmalarv e hatırlatmalar oluorsa da, artık Finlandiya Finlandiya olarak kalacaktır.
Yeni doğacak Türk devletleri için de niyetimiz bu olacaktır. Eğer bir gün 10 adet Türk devletini müstakil olarak yaşar görürsek, bundan sadece gurur duyacağımız bilinmelidir. Bu 10 Türk devletini birleştirelim de şöyle sesimizi duyuralım fikrini, aklı olan hiç bir Türk taşımayacaktır. Artık, ülkelerin büyüklüğü, genişliği yerine, milletlerin gelişmişliği ve refah seviyeleri söz konusu olmalıdır. Biz, birinci büyklüğün daniskasını yaşamışızdır. Bu büyüklükten ne faydamız olmuştur? Bin yıllık Osmanlı İmparatorluğu, Türk milletine sefaletten başka ne getirmiştir? Bizim ortaya sürdüğümüz fikirle, hem kendi soyumuza ve hem de Dünya barışına hizmet etmiş olacağımız açık seçik ortadadır.
|