Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow TARİHİ SORU, KAÇIRILAN FIRSAT
TARİHİ SORU, KAÇIRILAN FIRSAT Yazdır E-posta
19 02 2007
Biz dünyaya kendimizi anlatamıyoruz.
En haklı olduğumuz konularda bile, kendimizi savunmayı beceremiyoruz.
Bu bizim, birey olarak, toplum olarak, millet olarak en büyük eksikliğimiz.
Bu eksikliğimiz, öyle bir eksiklik ki, karakterimiz olmuş sanki. Bütünleşmişiz bu eksikliğimizle. Değişmesi ve değiştirilmesi olanaksız huyumuz olmuş. Genlerimize işlemiş.
Bunun çeşitli nedenleri var.
Ulu önder büyük Atatürk’ün ölümünden bu yana, çok kötü yöneticiler tarafından yönetiliyoruz.
Sağlıklı bir eğitim sistemimiz yok.
Yetersiz eğitim sistemimiz; kendini tanıyan, geçmişini bilen, geleceğini öngörebilen, çağa ayak uydurmasını becerebilen, toplumsal çıkarlarımızın nerede başlayıp, nerede bittiğini sezebilen yöneticiler, siyasetçiler yetiştirmeye uygun değil.
Bu toplumsal yapının, bu eğitim sisteminin, bu kültürün çıkardığı böyle bir yapıdaki seçmen; sağlıklı ve doğru kararlar verip, kendisini yönetebilecek siyasetçi ve yönetici kadrolarını bulup çıkaramıyor.
Siyasetçilerimiz, ağırlık ve önem vermeleri gereken toplumsal önceliklerinin neler olduğunu bilmiyor. Bilemiyor. Anlayamıyor. Kafası basmıyor.
Kişisel, küçük ve günlük işlerle uğraşmak, günü kurtarmaya çalışmak, din sömürüsüne yoğunlaşmak, siyasetçilerimize daha kolay geliyor. Aklı, zekası, kapasitesi ve aldığı eğitim, daha ötesini yapmaya izin vermiyor.
Sözü gene, yazımın başında kullandığım tümceye getireceğim.
Biz dünyaya kendimizi anlatmasını beceremiyoruz.
Çünkü neyi anlatacağımızı, nasıl anlatacağımızı bilmiyoruz.
Bilmiyoruz ama, “biliyormuşuz gibi” de o işi yapmaya soyunuyoruz.
* * *
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ın son Amerika gezisinde (yanılmıyorsam) bir Yunan gazeteci; “...Siz Kıbrıs’ta iki toplumlu federe bir devlet istiyorsunuz ama kendi ülkenizde bu görüşünüzü uygulamıyorsunuz. Neden?” dedi.
Böyle bir tarihi soruya hazırlıksız yakalanan ve bu konuda yeterince donanımlı olmayan, yabancı dilsiz Sayın Başbakan, üç beş sözcükten oluşan tek bir cümleyle bu tarihi soruyu geçiştirdi.
Sandı ki, sorulan o soruyu yanıtladı.
Sandı ki, o soruya verdiği yanıtla, yıllardır bu tür konularla beyni yıkanan Batı’yı ikna etmiş oldu.
Oysa “maksatlı dünyaya” kendisini anlatmasını bir türlü beceremeyen Türkiye için, tüm dünya medyasının kilitlendiği o basın toplantısı, tam bir fırsattı. Bu tarihi fırsatı, çok iyi değerlendirmesi gereken Sayın Başbakan’ın, bu tarihi soruya vereceği yanıt da; ders verir nitelikte, tarihi bir yanıt olmalıydı.
Ama kendi ulusunu tanımayan, Türk ve Türklük kavramlarını bile “Maksatlı Batı’nın” kendi çıkarları için yazdırdığı, P.A.Andrews’in “Türkiye’de Etnik Gruplar” adlı maksatlı kitaptan öğrenen “dilsiz” Sayın Başbakan, kendinden önceki siyasiler gibi, kimseyi tatmin etmeyen bir yanıtla olayı geçiştirdi.
Bu örneği şunun için verdim.
Bu coğrafya üzerinde emelleri olanlar, tüm dünya kamuoyunu gergef işler gibi işliyor.
Ermeni, Rum ve Kürt kopuntuları (diaspora) bu konularda çok büyük paralar harcayarak, kendilerine yandaş topluyor, yalan yanlış bilgilerle onları dolduruyor.
Biz... biz sadece seyrediyoruz.
Bizler ne yazık ki uzak ya da yakın tarihimiz konusunda bilgili değiliz. Bu konuda eğitilmedik. Bu durum, sıradan vatandaşlarımız için de geçerli, aydınlarımız, siyasilerimiz, devlet adamlarımız için de geçerli.
Bu sözümün altında kimse çapanoğlu aramasın. Son derece iyi niyetle ve içten söylüyorum.
Uzak ya da yakın tarihimizi Başbakan da bilmiyor, Dışişleri Bakanı da bilmiyor.
Nitekim, “alt kimlik, üst kimlik, etnik mozaik, Türkiyelilik” gibi kavramları yerli yersiz dillendiren, başta sayın Başbakan olmak üzere bulundukları orunun hakkını veremeyen tüm siyasetçiler ve bürokratlar; bu toplum üzerinde, onulmaz yaralar açıyorlar.
Diyeceklerimin özü şu.
Biz, en haklı olduğumuz konularda bile, Batı’ya kendimizi anlatamıyoruz. Çünkü eğitimsiz bir toplumuz. Pek çok konuda olduğu gibi, yakın ve uzak tarihimiz konularında da eğitilmiyoruz. Dersimizi çalışmıyoruz. Örgütlenmesini beceremiyoruz. Varlıklı Rum, Ermeni ve Kürt kopuntularının (diaspora) gösterdiği özveriyi gösteremiyoruz. “Ne dersek, ne anlaşılır; ne demeliyiz, neyi, nasıl savunmalıyız...”, bilmiyoruz. 
Bilgi sahibi olmadan, düşüncelerimizi dillendirmeyi hüner sanıyoruz.
Başbakan da böyle yapıyor, aydınlarımız, sanatçılarımız, yazarlarımız da böyle yapıyor.
Bu tavrımızla, çok sevdiğimizi söylediğimiz ülkemize iyilik değil, kötülük yapıyoruz.
Önce bu hastalıktan kurtulmalıyız.
19 Şubat 2007 Pazartesi
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 52 misafir ve 2 üye bağlı
  • ilknur123
  • SUNGU

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61