Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow İHTİLAL İLK FİKİR MİDİR?
 
İHTİLAL İLK FİKİR MİDİR? Yazdır E-posta
01 04 2008

Aslında, Mustafa Kemal Paşa yola, Anadolu yoluna çıktığı zaman, kafasında bir ihtilal yapma düşüncesi yoktu. Gerek kendisinin ve gerekse onun gibi bir şeyler düşünen herkesin düşüncesi, bu aziz vatanı düşman çizmesinden kurtarmaktı. O esnada kendisine ‘harf inkılabı yapacak mısınız?’ diyen olsa, belki de soruyu cevaplamakta zorlanırdı. Söyleme niyetinde olmasa bile, saltanatı kaldıracağı, Cumhuriyeti kuracağı zihninde varsa da, ne bunu herkese açıklayabilir, ne de bunlardan kendisi de emin olabilirdi. Başlangıçta, yalnızca vatanı kurtarma bir gaye olarak hem onun ve hem de bütün vatanperverlerin düşüncelerini işgal ediyordu. Yunan ordusunun İzmir ve mıntıkasını işgale başlaması ise, önce vatan kurtarma keyfiyetini alenileştiriyordu. Böylece, aciliyet kazanmış durum içinde, bir de Rauf Bey’in, gemiye değil, evine sabah gelerek, tevkif edilebileceği keyfiyetinin bildirilmesi keyfiyeti, durumu daha da nazikleştirmişti.

Mustafa Kemal ile Rauf Bey’in bu ihbar keyfiyetini izahları birbirine ters düşmektedir. Bize öyle geliyor ki, tedbirler almış olmasına rağmen, Mustafa Kemal Paşa, bu tevkif ihbarına pek inanmış görünmüyor. İçin ebir kurt girmiştir, yalnız bb u ihbarı bir korku durumuna getirmemiştir. Kaptanla ve birlikte yola çıkan arkadaşlarıyla gemide olan münasebetlerinde, bir çekingenlik göze çarpmamıştır. Kaptanın Karadenizi iyi bilmemesi ve geminin pusulasının bile olmayışı, Paşa üzerinde ürkütücü bir etki yapmamıştır. Düşman gemilerinin uzaktan takip durumu almaları bile, Paşa’nın hareket serbestliği üzerine etki yapmamıştır. Sinop’ta gemiden inip kara yoluyla gitmeye karar vermiş ise de, yolun güvenilir olmaması, kendisinin tekrar vapura dönmesine sebep olmuştur. Ertesi gün Samsun’a varılmıştır. Samsun’da İngiliz askerlerinin bulunmuş olması, kendisine emniyet vermemiş ve kısa bazı tetkiklerden sonra, Havza’ya hareket etmiştir. Havza’daki ilgi ve dayanışmayı daha sıcak bulmuştur. Buradan bazı tetkikleri tamamlamış ve kaplıcalardan istifade etmiştir. İsim verilmeden, Ankara’dan bir yakınının kendsine mülaki olacağı da Havza’da olmuştur. Bu zat, Rauf Bey idi. Rauf Bey, tam bir ters yol takip ederek Ankara’ya, Ali Fuat Cebesoy’un yanına gelmişti. Ankara’ya gelmeden önce de, Mudanya’ya çıkarak Çerkes Ethem’in köyüne gitmiş, Ethem’i uyarlamış, onu köyünden alarak Muğla bölgesinde çete olarak görevlendirdikten sonra Ankara’ya, Ali Fuat Cebesoy’un yanına gitmiştir.

Mustafa Kemal, Rauf beyle Havza’da randevulaşmış ise de, her nedense, Rauf Bey’in Havza’ya geleceği gün, kendisi Amasya’da olmayı tercih etmiştir. Halk arasında konuşulagelen bazı sözlerin doğruluğu şüphelidir. Ne kendisi ve ne de yanındakilerce, inanılır bir mütealaa beyanı yoktur.

Bizim, sonradan Ceylanpınar Devlet Çiftliğinde tanıdığımız ve Halep Jandarma Komutanı olan Albay İbrahim Bey, Havza’da iken Mustafa Kemal’in yanında bulunmaktadır. Bir üsteğmenle birlkte, Tokat istikametinde keşfe çıkmışlar ve dönüşte bu yoldan asker geçemez raporunu vermişlerdir. Raporu dinleyen Mustafa Kemal Paşa, çok ciddi bir tavır içinde “geçecek İbrahim, geçecek; o yoldan ordu geçecek” demiştir. Cidden, Şark cephesinin savaş malzemesi, Garp cephesine bu yolla taşınmıştır. Ankara’ya yeni tain edilen o zamanki Rus sefiri, yolda, bu malzemenin köylüler tarafından taşınmasına şahit olmuş ve kendi hatıratında da pek güzel yazmıştır. Ayrıca, benim anam da, bu malzemeyi sırtında taşıyanlar arasında bulunmaktadır. Bütün köylüler, Zile yoluyla gelen bu savaş malzemesini, köyden köye sırtlarında taşımışlardır.

Nedense, teğmen İbrahim bey, Havza’dan görevle İstanbul’a gönderilmiş ve oradan da bir daha Anadolu’ya geçme imkanını bulamamıştır. Kendisi Suriye’de görevli idi. Ceyanpınar Çiftliğine bir akşam bizimle buluşmak için gelmişti. Yanındaki Suriye subaylarını Türkçe bilmeyenlerden seçtiğini söyledi. Ak saçlı eşi de, kendisi de pek güzel Türkçe biliyorlardı. Atatürk sevgisi sesinden, gözlerinden okunuyordu. Bu ayrılık sebepleri üzerinde birşeyler öğrenme imkanımız olmadı. İbrahim Albay’ın Suriye’deki mevkiini de düşünerek, bu kon üzerinde daha fazla durmak ve soruları uzatmak ta istemediği açık olan bir şey vardı ki, İbrahim Albay Mustafa Kemal Paşa hayranı idi. Onun büyüklüğü hakkında hiçbir kuşku taşımıyordu. Kendisi, Suriye vatandaşı bulunmasına rağmen, asıl vatanının Türkiye olduğu hakkında da hiç bir şüphe bulunmuyordu. İşte, bazı şeyleri böyle yakından görmenize rağmen, onun için de bazı noktalara erişme imkanınız da olmayabiliyor...

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

 






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Gazete Oku


Başlangıç 01.01.2007
Ip Adresiniz: 38.103.63.16

Free Page Rank Tool   Basın ve Yayın