|
Bu başlığı memleketim için koymuş değilim. Biliyorsunuz ki, çok büyük bir kalp ameliyatı geçirdim. Ankara Başkent Üniversitesi Hastahanesi’nde, sayın Behruz Çinici’nin rica ettiği ve sayın Rektör Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın delaleti ile acele hazırlanan yerde ve ameliyathanede Sayın Prof. Dr. Sait Aşlamacı tarafından icra edilen kalp ameliyatını geçirdim. Dr. Oktay Korun, Dr. Mehmet Çelik ve Dr. Tolga Öz yardımcıları idiler. Sayın Doçent Dr. Aylin Yıldırır, ameliyatımıza karar verdi. Bu arada anjiyo da pek mahir bir şekilde, hiç ıstırap duyurulmadan icra edilmiş oldu.
İlk gün bunlar yapıldı. İkinci gün, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Sayın Prof. Dr. Sait Aşlamacı serviste beni görerek durumu anlattı. Ameliyat olmazsam, tehlikenin olduğunu da ilave etti. Kendisine risk derecelerini sordum. 60 yaşına kadar, yüzde bir risk bulunduğunu, mide ve karaciğer ameliyatlarında da bu riskin bulunduğunu bana açık seçik şekilde anlattı. Benim ilerlemiş yaşım için risk derecesinin hesabını da benimle birlikte yaptı. Her beş sene için bir risk derecesi artması vardı. Benim altı derece fazla riskim bulunuyordu. Bir risk te ötekilerin taşıdığı riski katarsak, tam yüzde 7 risk taşımış oluyordum. Ameliyatı kabul ettim.
Operatör için içimde büyük bir itimat uyanmıştı. Sayın Profesör çok açık ve inandırıcı konuşuyordu. Bir doktor babasının olduğunu ve onun da dahiliye mütehassısı bulunduğunu nereden bilebilirdim. İkna kapasitesinin de aileden intikal ettiğini böylece anlamış oluyordum. Sonradan öğrendik ki, rahmetli babası, ben üniversiteye girerken mezun olmuştu. Aramızda, böylece 6 sene fark bulunuyordu. Ben tıp tahsiline başlarken, o da, babası da, Almanya’da ihtisasa başlıyordu. Hitler de savaşı açmış durumda idi.
Meslektaş ağabeyimizin oğlu sayın Prof. Dr. Sait Aşlamacı, böylece bizim gibi, Anadolulu, Adanalı idi. Böylece müşterek noktamız da bulunmuş oluyordu. Ecevit’in ilk Gençlik Bakanı rahmetli Muslihittin Yılmaz Mete dahi Adanalı idi. Bu bakımdan, Adanalı doktor arkadaşlarımı da sayarsanız, ben de Adana’nın yabancısı sayılmazdım. Adana’nın dayanılmaz yaz sıcaklarının da yabancısı sayılmazdım. İnce Memet romanını da bir Adanalı düşüncesi içinde okumuştum. Sonradan, ikinci defa, Fransızca çevirisinden okumuş ve biraz da utanmıştım. Aslı Türkçe yazılmış bir kitap çevirisinden okunur mu?
Ameliyat oldum ve üçüncü günü yoğun bakımdan sevrise taşınmıştım. Sayın operatörüm, yatakta beni tekrar ziyaret ederek, hasta yanımın olmadığını ve artık, yürüyüşlere ehemmiyet vererek, eski durumumu almamı tavsiye ediyordu. Arka üzeri yatma zorunluluğum da vardı. Ben ise, ömrüm boyu yatağımda arka üzeri yatmamıştım. Denilenlere harfiyen dikkat etmeye de kararlı bulunuyordum. 8’inci gün memleketimize gönderildim. Çorum’a gelişimin 2. günü, damar cerrahi servisine, sayın Dr. Hasan Yılmaztürk’ün servisine yatırıldım. Sinüslerden sol kapalı olduğundan Dr. Hasan Yılmaztürk ponktion yaparak, bir litreden fazla kan boşaltmıştı.
12 Mart, Ankara’da kontrol günümüzdü. Çocuklarımla birlikte gittim. Yine sol sinüs kapalı idi. Tekrar boşaltılması yine Çorum hastahanesine bırakılarak gitmemize izin verildi. Ertesi gün tekrar hastahaneye yatırıldım. Bu defa yine boşaltıldı ve bir tüp konuldu. Üç gün bu tüpü taşıdım. 4. gün, artık sinüs tam açık bulunduğundan, tüp alınarak yine taburcu edildim. Şimdi evimde, verilen tedaviyi tatbik ediyorum. Ağrılarım dışında bir şikayetim de yok. Yeniden sinüslere su toplanırsa, artık boşaltılmayacak ve tıbbi tedavi tatbik olunacaktır...
Türkiye’de bu ameliyatlar yapılmıyorken, Londra’ya giden Çorumlu hastalara da ponksiyon yapılmamıştı. Bu birikimlerin sebebi bilinmiyordu. Seröz dokularda bir Rhumatizma depreşmesi olarak düşünülüyordu. Sonradan, bunların hepsi iyileşmişlerdi. Bir kısmına da, ben salisilat vermiş ve iyileştirmiştim. Rahmetli Erdemli de bunlar arasında bulunuyordu. Bunlar, bir ameliyat komplikasyonu olarak alınmamışlardı.
Halen iyi durumumdan bahsedebilirim. Gıda durumumun tamamen değişmiş olduğunu da söylemeliyim. Benden önce ameliyat olanların durumundan farklı bir durum görülüyor değil. Artık, eskiden görülen aritmiler ve hızlı kalp atımları da görünmüyor. Bu sıkıntılara, kalan ömrümüzü boş geçirmek için katlanmış değilim. Yapabildiğim işlere devam edeceğim. İnşallah, size saygı göstereceğiniz bir eseri bitirmiş olmadan da, hayatımın sonu gelmiyecektir. Bütün insanlara saygılarımı iletiyorum.
Sayın Tugay Afat’a ise, geçirdiği ameliyattan dolayı geçmiş olsun dileklerimi iletirim.
|