Anasayfa arrow YAZARLAR arrow MEHMET ÖZATA arrow SORUMLULUK KÜLTÜRÜ
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
SORUMLULUK KÜLTÜRÜ Yazdır E-posta
24 03 2008

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Camii’nin 1990’lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, restorasyon sırasında yaşadıkları olayı bir TV kanalında şöyle anlatmıştı:

“.........

Cami bahçesini çevreleyen ihata duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin de yenilenmesi yer alıyordu.

Biz inşaat fakültesinde, kemerlerin nasıl inşa edildiğini, kuramsal olarak öğrenmiştik. Fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu.

Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda, ustalarla toplantı yaptık.

Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp, yapım teknikleri ile ilgili notlar alacak ve yeniden yaparken de bu notlardan faydalanacaktık.

Kalıbı yerleştirdik, sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.

Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık; Osmanlıca bir şeyler yazıyordu.

Hemen bir uzman bulup okuttuk.

Bu bir mektuptu ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı.

Koca Sinan şunları söylüyordu:

‘Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından, siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden, bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu, ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”

Koca Sinan mektubuna böyle başladıktan sonra, o kemeri inşa ettikleri taşları, Anadolu’nun neresinden getirttiklerini de açıklayarak, bilgilendirmesini sürdürüyor ve ayrıntılı biçimde kemerin inşasını anlatıyordu…”

* * *

Bu mektup, bir insanın yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın, insanüstü bir örneğidir.

Burada şaşırtıcı olan (bence); Koca Sinan’ın, günümüz bilim insanlarının bile bilmekte zorlanacağı bir taşın, ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini öngörmesi ve 400 sene dayanabilecek süreli kâğıt ve mürekkep kullanmasıdır.

Kuşkusuz bu yüksek bilgiler, Koca Mimarın, erişilmez özelliklerindendir.

Ancak, erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha görkemli olan, bu büyük insanın 400 sene sonraya çözüm üreten SORUMLULUK DUYGUSUDUR…

* * *

Şimdi bu olayı anlatmak nereden çıktı diyeceksiniz?

Oraya geleceğim…

Toplum olarak, ne yazık ki, Koca Mimar Sinan’ın “sorumluluk kültürü” gibi bir kültürden yoksunuz.

Günü kurtarmak için yaşıyor ve üretiyoruz. Daha sonra olabilecekler, gelecek kuşaklara yaşatabileceğimiz sıkıntılar umurumuzda bile olmuyor. O nedenle de yaptığımız işleri uydur kaydır yapıyoruz.

* * *

Bir örnek vermek istiyorum.

Alanya Belediyesi, evimin önündeki yeşil alanda, iyileştirme çalışmaları yapıyor.

Serde çevrecilik var ya; her sabah ben de işçilerle birlikte işbaşı yapıyor, gün boyu işçilerin başına tebelleş oluyorum.

Ne de olsa büyük emeğim var o yeşil alanda. 20 yıldır ben ilgilendim. Ben ağaçlandırdım, bedelini kendi cebimden ödeyerek ben kuyu açtırdım, ben suladım (ya da sulattım), ben gübre verdim, ben budadım (ya da budattım), ben derdine tasasına düştüm, ben korudum, ben gözettim, ben sahiplendim.

Bu yeşil alan üzerinde, bir de (TEDAŞ’a ait) trafomuz var. TEDAŞ, zaman içersinde birkaç kez bu trafoyu büyütüp, alt yapı çalışmaları yaptı bu alanda.

Ülkemiz genelinde altyapı çalışmaları yapan kurumların, nasıl çalıştıkları belli.

TEDAŞ da burada böyle çalıştı. Toprağı bir karış kazıp, kablolarını(yüksek gerilim hattını) gelişigüzel toprağın altına boca etti.

Şimdi yeni düzenleme yapılacak bu alanda; bazı ağaçlar sökülüp, başka yerlere nakledilecek, ya da yeni ağaçlar dikilecek.

Kepçe ağaçları sökmeye başladığı zaman, ağaç kökleriyle birlikte kablolar da dışarı fırlıyor. Kazmayı nereye vursanız, altından kablo çıkıyor. Şimdi ayırdına varıyoruz ki; yeşil alan, yeşil alanlıktan çıkmış, mayın tarlasına dönmüş… Her yer elektrik kablosu. Kabloların üzerinde hiçbir koruyucu madde yok. Kum yok, çakıl yok, beton yok…

Tanrı korudu, çalışmalar sırasında bir şey olmadı. Ama olabilirdi de…

Tıpkı İstanbul Gaziosmanpaşa’da olduğu gibi bir facia yaşayabilirdik.

Böyle bir şey olabilir mi?

Oluyor işte.

Türkiye’nin her bir yöresinde, altyapı çalışmaları böyle yapılıyor.

Elektrik tesisatları da, doğalgaz tesisatları da, iletişim tesisatları da, temiz su, pis su tesisatları da bu mantıkla, bu anlayışla döşeniyor.

İşin kolaycılığına kaçılıyor. Bir kanal içinde, yol ya da kaldırım altından geçirilme yerine, en yakın yeşil alan kullanılarak tesisatlar döşeniyor.

Bu kabloların, bu tesisatların üzerine, her an bir kepçenin ya da bir kazmanın inebileceği olasılığını, kimse düşünmüyor.

Bir bakın Koca Mimar Sinan’ın sorumluluk anlayışına, bir bakın günümüz insanın sorumluluk anlayışına…

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK CORSA VE KİRALIK BÜRO
Satmak Istiyorum (03.12.2008)
ACİL SATILIK BAĞ VE YOLA CEPHELİ ARSA HİSSESİ (ÇOK HESAPLI)
Satmak Istiyorum (02.12.2008)
DEVREN SATILIK CD MARKET
Satmak Istiyorum (01.12.2008)
MATEMATİK ÖĞRETMENİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 61 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siyeteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55