Anasayfa arrow YAZARLAR arrow MEHMET ÖZATA arrow KAFAYI SIYIRIYOR BUNLAR
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
KAFAYI SIYIRIYOR BUNLAR Yazdır E-posta
13 03 2008

İktidar, her şeyi bir kenara bırakıp, kendisini ve tüm ülkeyi “türbana” kilitledi.

Günlerdir türbanla yatıyor, türbanla kalkıyoruz.

İktidar partisinin en akil adamlarından biri olarak lanse edilen, Başbakan Danışmanı Cüneyd Zapsu, “Türbanı çıkar demek, sokaktaki bir kadına donunu çıkar demektir” diyor.

İnanamıyorum…

İktidarın, en akil(!) adamının söylemine bakar mısınız?...

Kadının başıyla mahrem yeri bir tutulabilir mi?

Böyle bir şey olabilir mi?

Bir TV programında, “Kadınbudu köfte ve dilberdudağı tatlının, ‘ahlaka mugayir’ olduğu gerekçesiyle, adlarının değiştirilmesi gerektiği…” tartışılıyor.

Diyanet, yargı erkine karışıyor; “Bana danıştın mı?” diyor.

Akıl alır gibi değil.

* * *

“Düştesin…” diyorum, kendi kendime…

“Düş görüyorsun… Korku filmlerinin(!) etkisinde kaldın, kabus görüyorsun… Korkma, şimdi uyanacaksın…” diye kandırmaya çalışıyorum kendimi…

Ama kabuslar bitmek bilmiyor ki… Biri bitiyor, diğeri başlıyor.

Her şeye karşın direniyorum; “düş” diyorum bu, “uyanınca kurtulacağım bu kabuslardan…”

Çimdikliyorum kolumu, heyhat!... Düş değil gördüklerim, duyduklarım ve de okuduklarım… Gerçeğin ta kendisi…

Türkiye, dinci bir iktidarın elinde hızla Vahabileşiyor…

* * *

Arap kadını, “Artık ikinci sınıf insan olarak yaşamak istemiyorum. Ben de özgürlüğümü istiyorum, ben de insanca yaşamak istiyorum!... Çekin yakamızdan elinizi …” diyor Arap erkeğine…

Türk kadını da, “Ben de özgürlüğümü istiyorum; ben de Suudi kadını gibi, Acem kadını gibi, Afgan kadını gibi kapanmak istiyorum. Ben de erkeğin kölesi olmak, ben de (tekrar) ikinci sınıf vatandaş olmak istiyorum…” diyor.

Bakın aşağıdaki fotoğraflara, kadınlar ne hale sokulabiliyor görün…

O arabanın içindekiler, un çuvalı değil… Çuvalsa da içindekiler un değil… Kadın var içinde kadın…

Anamız gibi, bacımız gibi, eşimiz gibi bir kadın…

Yani insan… Senin gibi, benim gibi bir insan, bir Tanrı kulu…

Bilgi çağını yaşayan bir dünyada, AKP iktidarı, kadını (tekrar) bu hale sokmak istiyor.

Şimdi hiç kimse çıkıp ta; “Ne münasebet efendim, niye biz kadını o hale sokmak isteyelim? Biz kadını sadece türbanlamak istiyoruz.” demesin.

Bu vahabileşmenin sonu, ileriki günlerde; kadını, (aynen fotoğraflardaki kadınlar gibi) çarşaflamaya, bohçalamaya kadar gidecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

* * *

Ülke insanına aş bulmaktan, iş bulmaktan, sağlık hizmeti vermekten sorumlu Başbakan; “Doğurun doğurabildiğiniz kadar. Çocuk bereketiyle birlikte gelir. En az üç çocuk doğurun…” diyor.

Böyle bir şey olabilir mi?...

Sürekli çoğalarak, dengeleri bozan bir Doğu nüfusu varken; niteliksiz bu nüfus, albenili kentlerimizde sorun üzerine sorun yaratırken, bir Başbakan böyle bir şey söyler mi?

Bu ülke, nüfus yoğunluğu nedeniyle, yıllardır Doğu’ya yeterli hizmet götüremiyor. Bırakın aşı, işi; Doğu halkına Türkçe’yi (bile) öğretemiyor.

Tek derslikli köy okullarının tek dersliğinde, beş sınıf aynı anda eğitim yapıyor.

Kent okullarında sınıflar, 60 – 70 öğrencinden oluşuyor.

Her yıl 1,5 milyondan fazla çocuğumuz, üniversite kapısından dönüyor.

Üniversitelerimiz her yıl 400 - 450 bin mezun veriyor. Mezun olan çocuklarımız, iş bulamıyor.

Resmi rakamlara göre 2 milyon 300 bin işsiz insanımız var. İş bulmaktan umudunu kesip, iş aramaktan vazgeçen kişi sayısı 2 milyonun üzerinde.

Özelleştirme adı altında, gelecek kuşakların da hakkı olan devletin mal varlığı, yok pahasına satılıyor. Sağlanan gelir, dış borçların faizlerini bile karşılamıyor.

Her doğan çocuk, borçla doğuyor.

TÜİK’in verilerine göre; Ülke nüfusunun 12 milyon 920 bini yoksul; 539 bini aç…

“Doğurun” demesi kolay.

Ne yedirilip, ne içirilecek bu çocuklara?

Uzmanlar, bir bebeğin, yoksul bir aileye maliyetinin 5 bin, varsıl bir aileye maliyetinin ise 100 bin dolar olduğunu söylüyor.

Çocuk yapmak çok basit, önemli olan onu yetiştirip, topluma kazandırabilmek.

Bu toplumun, bu ülkenin öyle bir ekonomik yapısı ve öyle bir ekonomik gücü var mı?

Açlık sınırının altında yaşayan ailelerin çocuklarının durumu ortada. Ya kapkaç çetesine dahil oluyorlar, ya dağa çıkıyorlar.

AKP iktidarı, istihdam yaratma vaadiyle yoksul halktan topladığı vergileri; daha yoksul kitlelere (insaniyet adına değil) SIRF OY UĞRUNA kömür yardımı, gıda yardımı adı altında dağıtıyor.

Başbakan öğünerek açıklıyor; “Şu ana kadar 8 milyon aileye, 6 milyon ton kömür dağıttık…”

Sonra da o ailelere dönüp; “Allah ne verdiyse doğurun…” diyor.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yoksul ülke. İşsizlik oranının en yüksek olduğu, gelir dağılımının en bozuk olduğu, vergi adaletsizliğinin tavan yaptığı bir ülke.

Böyle bir ortamda, böyle bir düzende, potansiyel oy oranını artırmak için; “Allah ne verdiyse doğurun… Ama en az üç çocuk olsun… ” demek bu ülkeye kötülüktür.

İnsanda biraz düşünce olur.

Böyle bir söylemde bulunmaya sıkılır insan…

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KASİYER VE SATIŞ ELEMANLARI
İş Verenler (05.12.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (04.12.2008)
İŞ ARAYANLAR
İş Verenler (04.12.2008)
KİRALIK DAİRE
İş Verenler (04.12.2008)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 66 misafir ve 5 üye bağlı
  • kartalism
  • burcuh
  • BY BAŞKAN
  • demirax
  • CH1

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siyeteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55