|
DÜŞÜNMEDEN KARAR VERMEK VE SONRASI... |
|
|
|
06 01 2007 |
|
Acele, düşünmeden karar vermek veya bir adım öteyi hesaplamadan atılan adımlar ve sonrası…Hayal kırıklıkları, hüzünler, boşluğa düşme…Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermek alışkanlık haline gelmeye başlarsa, tehlike de başlıyor demektir. Oysa bu yol öyle uzun bir yoldur ki, biri biterken yenisi başlar…Bir kapı kapanırken, bir diğeri açılır…Bir hedefe ulaşınca daha yüksek bir hedefin orda olduğu gözükür. Düşünmeden ve erken karar vermek insanı huzursuz yapar. Yeni tanıdığımız insanlar hakkında da düşünmeden ve erken kararlar alır “hıı o mu benim gözüm tutmadı”, “ pek iyi birine benzemiyor ama”, “bu adamla anlaşılacağını sanmıyorum”, “biraz kendini beğenmiş” gibi olumsuz ve acele sözlerle yolunu keseriz. Belki de ileride çok iyi dost olunacak kişiyi başta satarız.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında fikir yürütmeye benzer biraz da.Köyde yaşayan yaşlı bir adam varmış. Çok fakir. Ama öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki kral bile onu kıskanırmış. Kral, at için yaşlı adama dünya kadar hazine teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.“Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylüler yaşlı adamın başına toplanmışlar.“Yaşlı adam, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları kesindi. Satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne atın” demişler.Yaşlı adam; “Karar vermek için acele etmeyin, kimseye suç atmayın. Sadece benim atım kayıp. Ama bu şans mı talihsizlik mi bunu henüz bilmiyoruz. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez” demiş.Köylüler adama kahkahalarla gülmüşler, “yaşlı bunak işte” demişler.Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadiden 15 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Köylüler adamın yanına gelip özür dilemişler.“Babalık” demişler. “sen haklı çıktın. Atının kaybolması talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu sana. Şimdi bir sürü atın var.”“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Bundan ötesinin talih mi şanssızlık mı ne getireceğini bilemeyiz ki.”Köylüler bu defa yaşlı adamla dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden “bu adam sahiden gerzek” demişler.Bir hafta geçmeden vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul, uzun süre yatacakmış.Köylüler gene ihtiyarın yanına gelmişler. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “bu atlar yüzünden oğlun uzun süre yatacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin.” demiş.Birkaç hafta sonra ülkeye düşmanlar saldırmış. Kral eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri toplayıp askere götürmüş. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş. Giden gençlerin ya öleceği ya da esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.Köylüler gene ihtiyarın yanına gelmişler.“Haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer”“Siz erken karar vermeye hala devam ediyorsunuz. Oysa neler olacağını kimse bilemez. Bilinen bir gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin şans, hangisinin talihsizlik olduğunu kim bilebilir ki”İşte hayat…Böyle küçük parçalar halinde gelir. Neler olabileceğini kimseye asla bildirmez.Ne kendimiz ne de çevremizdekiler için düşünmeden acele karar vermeyelim.Her Gününüz Güzel Olsun.
|