Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow BİZ KAFAMIZI İŞLETELİM DERKEN
BİZ KAFAMIZI İŞLETELİM DERKEN Yazdır E-posta
14 02 2007
Biz kafamızı işletelim; şu “derin devlet” sorununa akıl içinde bir tarif buluverelim derken, sayın Başbakanımız “derin devlet”in tarifini kendisince yapıp önümüze koyuverdi. Devletin bütün imkanlarını kullanarak yapılan bu tarife uymak mı gerekir? Halbuki bizim insan haklarımız var. Bu sözleri, bu tarifi sayın Başbakan da yapmış olsa, biz de kendi aklımızı kullanıp düşüncemizi ortaya koymaya çalışacağızdır. Bütün bunlar demokrasinin gereklerindendir. Bu noktada yanıldığımızı da sanmıyoruz.
Ne demişti sayın Başbakanımız? Derin Devlet, memleketimizin bir kurumunun bir adamı veya bir grup adamı, kendi düşüncesini veya bağlı olduğu fikriyatın kutsallarını devletin kanunlarından üstün farzederek çeteleşmesi ve tehdit unsuru olmasıdır.” Bunu görünce, artık bizim kafa yormamıza gerekte kalmamıştır. Demek oluyor ki, Derin Devlet, yabancı bir şey değil, bizim normal devletimizin bir parçasıdır, mensubudur.
Sayın Başbakan’a, Ana Muhalefet Partisi Başkanı sayın Baykal’ın verdiği cevabı kendiniz basından okursunuz. Onu yazıya geçirip te vaktinizi almak niyetinde değilim. Madem ki Derin Devlet anlamının mahiyeti meydana çıkarılmıştır; o zaman bu nosyonun üzerinde fikirlerimizi teksif etmek daha faydalı olacaktır. Derin Devlet sözcüğü başka devletlerde kullanılmıyor. Fakat, Başbakan’ın tarifi istikametinde fiillerin olmadığı anlamı çıkmaz bundan:
Fransa’nın ikinci büyük savaştan sonraki halini düşünmelisiniz. General De Gaull, kendisine göre bir yönetim getirmiş ve kendisi yönetiyordu. En yakın arkadaşları ve bunlar arasında Massiglie General’e karşı bir komplo tertip etmişlerdi. Tertipçiler arasında generaller de vardı.
General De Gaull, bu komplonun bilgilerini tahmin etti ve tam zamanında tertibin karşısına çıktı. Tertipçileri, aynı gece komşu ülkelere firara mecbur etti idi. Sabah ta, bu ülkelere ültimatom vererek yakalanıp teslim edilmelerini istemişti. Kimse teslim işine teşebbüs etmedi ama, firar edenleri de memleketlerinde tutamadı idi. Sizce, buna da bir Derin Devlet anlamı verilmez mi? Burada da, kendisini kanun üstünde gören kimseler, hem de silahlı olarak, De Gaull’ü teslim almaya soyunmuşlardır. Bunlar da, kendilerini Devletin kanunlarının üstünde görmüşlerdir.Başarsalar, De Gaull içeri alınacak ve devlet ele geçirilecekti. Burada De Gaull sadece şikayetçi olarak kalmamış, elindeki Devlet kudretini, kendilerini kanun üstü görenlerin üzerinde tatbik etmiştir. Kısaca, meşru Devlet kudretini kullanmıştır.
Bizim sayın Başbakanımız, şimdiye kadar anlamını ve mahiyetini bilemediğimiz Derin Devlet’in mahiyetini açıklıyor da; bununla başa çıkmanın çok zor olduğunu da itiraf etmekten geri kalmıyor. Bu bela ile, eskilerin de başa çıkamadıklarını itiraf ediyor. Bu demektir ki, ben de eskiler gibiyim, unlarla başa çıkacak kudretim yoktur. Ancak, duruma işaret etmek kadar kudretim vardır. Hiç olmazsa, çomak olayını, çomak sokmak olayını ortaya getirebilirim. Bu konuşmalardan bunları çıkarabiliyoruz.
Benim, Türkiye Başbakanlarından oldukça iyi tanıdıklarım, tanıştırıldıklarım oldu. Dış devlet başbakanlarından da okuduklarımı hatırlıyorum. Hiç birinin böyle bir beyanat verdiğini hatırlamıyorum. Bir Başbakan, kudret ve yetki eksikliğinden bahsetmek durumunda değildir. İktidara talip olduğunda, Devletimizin durumunu bilirdi. Kanunlar içinde devleti yöneteceğini de kabul etmişti. Ayrıca, iktidarının beşinci senesine girdiği halde, mevcut olması muhtemel eksikliklerin hiç birisini de düzeltme teşebbüsüne girişmedi. Şimdi sıkışınca, yetkisinin eksikliğinden bahsediyor. Ötekiler de yapamamışlardı diyor.
Devletin bütün kadrosu üzerinde oynanmıştır. Devlet bürokrasisi siyasi parti demokrasisine irca edilmiştir. Yüzlerce yetkili makam vekillerle idare edilmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü öyle değil midir? Niçin asıl müdür tayininden çekinilir? Her kademede yapılmış olan tayinlerin Başbakanımıza bir itaatsızlığı görülmemiştir. Mahkemelerin itaatsızlığı söz konusu ediliyorsa, oraya karışmaya iktidarın da, Başbakanımızın da hakkı yoktur.
Oynamayan gelin, yerim dar, demiş. Beşinci iktidar senesinin içinde, Başbakanın sızlanma hakkı olamaz. Seçimler, kanundaki beş sene kaydına rağmen, dört senede yapılmış olsa, Başbakan bu sıkıntıları görmemiş olacaktı. Zaman uzadıkça, işler daha da kötüleşecektir. Millet te, bütün Devlet kurumları da, ben de, iktidarı seçimle uzaklaştırmak fikrinde birleşiyoruz. Sayın Başbakanımız, bu badireden, başka kurtuluş yolu aramamalıdır. Çeteleşmişleri de açıklamalıdır. Orada, herkes kendisine yardımcı olacaktır. Çeteleşenler varsa, sanılan kudretleri aşılmaz değildir. Bu düşünce bir yanılgının ifadesidir.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (06.09.2008)
KSS'DE SATILIK DEĞERLİ DÜKKAN
Satmak Istiyorum (05.09.2008)
ÇOK KIYMETLİ SATILIK ARSA
Satmak Istiyorum (05.09.2008)
AVUKATLIK BÜROSUNA BAYAN ELEMAN
İş Verenler (05.09.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 8 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61