Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow BUNUN ADI DEMOKRASİ OLAMAZ...
 
BUNUN ADI DEMOKRASİ OLAMAZ... Yazdır E-posta
11 02 2008

Yürütme, yasama, yargı, din, eşitlik, özgürlük, insan hakları, demokrasi… gibi kavramları, birbirine karıştıran eğitim yoksunu siyasetçi(!) ve aydınımsılarımız, kendilerini de ülkeyi de rezil ettiler.

Kerameti kendilerinden menkul lidercikler,  85 yıllık ülkeyi üç kutba ayırdı.

Büyük Atatürk’ün küllerinden yarattığı bu ülke; ehil olmayan ellerde, bölünmenin, parçalanmanın eşiğine geldi.

*  *  *

Demokrasiyi “araç” olarak kullananlar, ülkenin “kırmızı çizgileriyle” yazboz tahtası gibi oynayanlar, bütün bunların hesabını bir gün verecekler ama nasıl verecekler bilemiyorum.

Bu gidişat, iyi bir gidişat değil.

Ülkeye maliyeti ne olursa olsun, birilerinin buna (hem de biran önce) dur demesi gerekiyor.

*  *  *

Kürt Milletvekillerinin öncülüğünde  yaklaşık beş bin kişilik bir Kürt grubu, ülke bütünlüğünün temeline dinamit koyan PKK’lılarla savaşan Türk ordusuna karşı “kalkan olmak için”  Cudi Dağlarına gitti, orada kamp kurdu.

Kafası karışık kişiler, bu başkaldırının adına “demokrasi” diyor.

*  *  *

Tanrı buyruğunda (Kur’an)  böyle bir buyruk olmamasına karşın; Müslümanlıkta ruhban sınıfı yaratarak, dinden nemalanmak isteyen birileri; kendisini Tanrı’ya ortak koşup, “türban, Allah kelamıdır” diye ortalığa döküldü.

“Türbana özgürlük” bahanesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelini teşkil eden laikliğin içi boşaltılarak, Türkiye Cumhuriyeti, bir din devletine dönüştürülmek isteniyor.

Kafası karışık kişiler, bunun adına da “demokrasi” diyor.

*  *  *

Önce bir şeyi, açık ve net bir biçimde ortaya koyalım.

Bunun adı “demokrasi” değildir.

Bunun adı “demokrasiyi kullanarak, demokrasiyi yok etme yöntemidir.”

Bunun adı “demokrasi yobazlığı”dır…

Bunun adı, “karşısındakini de kendisi gibi kör ve aptal sanma” salaklığıdır.

*  *  *

PKK’lı itlere,  moral verme amacıyla yapılan  sembolik “kalkan olma eylemi”; vatanı bölmek, parçalamak için yapılan  bir eylemdir. Bir tür ayaklanmadır. PKK’nın görüş ve düşüncelerine arka çıkmak, o düşünceleri savunmaktır. Bunun özrü,  bunun açıklanabilir  bir yanı olamaz.

Sen, 25 yıldır bu ülkenin birliğinin ve dirliğinin altına dinamit koyacaksın, ülkeyi bölmek, parçalamak isteyeceksin, tüyü bitmedik yetimin hakkını bu uğurda harcatacaksın; sonra da “Biz de anayız, biz de babayız… Dokunmayın bizim PKK’lı bebeklerimize!...” diyeceksin.

Sen terörist çocuklarının eylemlerini “hak”; yurdunu korumaya ve savunmaya  çalışan güvenlik güçlerini  “hasım” olarak göreceksin, bu düşünceni de “demokratik hakkımızı kullanıyoruz” zırvalığıyla açıklayacaksın.

Senin  terörist çocukların, bu ülkenin polisine, askerine, öğretmenine kurşun yağdırırken; bu ülkenin güvenlik güçleri , senin terörist çocuklarına gül mü atacaktı!?...

Böyle bir düşünce, böyle bir mantık olabilir mi?

Bu nasıl bir özgürlük anlayışı ya da özgürlük beklentisi?…

Bu nasıl bir demokrasi anlayışı?

Böyle demokrasi mi olur?

*  *  *

Türban konusuna  tekrar dönelim…

Tanrı buyruğunda  örtünmeyle ilgili ayetler belli.

Aklı başında, aydın din adamları defalarca açıkladı.  Bu ayetlerin Türkçe tercümesini, bu köşede, (hem de birkaç din adamının kitaplarından, ayrı ayrı)  biz de defalarca yazdık.

Tanrı buyruğunun hiçbir yerinde “saçını  örteceksin” diye bir kelam yok.

Türban, Tanrı buyruğundan değil; akılları fikirleri bacak arasında olan erkeklerin beyinlerinin kıvrımları arasından çıkmıştır.

Efendim, siz öyle yorumluyorsunuz ama biz de böyle yorumluyoruz…

Olabilir. Ona da saygı duyar, ona da anlayış gösteririm.

Ama… “Ben örtünüyorum, sen de örtüneceksin, herkes bizim gibi örtünecek…Bu türbana selam duracaksınız…” derseniz de ona da karşı çıkarım.

Ama efendim… benim/bizim öyle bir isteğim (iz) yok ki…

…..

İşte orada dur canım kardeşim, orada dur.

Bu coğrafya, bu tür masum isteklerle ortaya  çıkıp da; daha sonra  bu isteklerin, hangi boyutlara ulaştırıldığını çok iyi bilir.

Ulu Önder Büyük Atatürk, bu konuda bizi çok iyi eğitti. Doğruyu yanlışı, çok iyi gösterdi.              

Uzaklara gitmeye hiç gerek yok… Biz İran’ın, Cezayir’in, Sudan’ın, nereden nereye, nasıl ve hangi koşullarda geldiğini çok iyi biliriz canım kardeşim.

Şu anki AKP iktidarı da, stepnesi MHP ile birlikte,  bizi o noktaya doğru götürüyor.

Bunun ayırdına varılmadı mı sanıyorsunuz?

AKP iktidarı ve stepnesi; Çankaya, YÖK Başkanı, YÖK’ a yapılan  yeni yönetim kurulu üyeleri atamaları, yüksek yargı organlarına yapılan atamalar, emniyet güçleri içinde kadrolaşma… derken; Türkiye’yi, yavaş yavaş din devleti olmaya doğru sürüklüyor.

Bunun adı demokrasi değildir  güzel kardeşim.

Özgürlük de değildir.

Demokrasinin sürekliliği için; demokrasinin, kendisini koruması gerekir.

Hiçbir demokraside hiçbir özgürlük, sınırsız değildir. Demokrasinin de sınırları vardır. Kuralları, olmazsa olmazları vardır.

Demokrasileri  halkları korur. Sivil toplum örgütleri korur, eğitimli siyasetçileri korur. Anayasal kurumları korur…Olmadı, silahlı kuvvetleri korur…

AKP iktidarı, demokrasi savunuculuğu altında, demokrasi düşmanlığı, ulus devlet düşmanlığı yapıyor. Kavramların içini boşaltıyor.

Bunun adı demokrasi değildir canım kardeşim.

Bunun adı demokrasi değildir.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

 






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Gazete Oku


Başlangıç 01.01.2007
Ip Adresiniz: 38.103.63.16

Free Page Rank Tool   Basın ve Yayın