|
Siyasette “Ankara Rüzgarı” diye bir tabir vardır.
O meşhur, her görenin kalbini bağladığı Ankara rüzgarı işte…
Ankara’dan yani genel merkezlerden esen rüzgarlar olmayınca, teşkilatların yelkenlerinin şişmeyeceğini anlatır bu söz.
Engin denizlere istedikleri gibi açılamazlar pek…
Bir çoğunuz şimdi “siyasette her şey genel merkez değildir” diyecektir.
Tavan var…
Taban var…
Bunlar yıllardır hep tartışma konusu olmuştur.
Kimileri, tavanın öncelikli olduğunu söylemiştir sürekli.
Kimileri de taban ne diyorsa doğrudur diye düşünmüştür her zaman.
Pratikte bu böyle midir?
Birbirinden kopuk olan ne tavanın ne de tabanın başarılı olduğu görülmemiştir.
Yaşamış ve görmüşüzdür bunları.
Çok meşhur isimlerin kurduğu partilerin sürekliliğinin olmadığını da görmüşüzdür.
Rahmetli Turgut Özal başkanlığındaki ANAP bunun örneği değil midir?
Kısa sürede iktidar olmayı başarmıştı.
Bunun özünde, Ankara’dan esen rüzgarın tabanda yarattığı heyecan vardı.
Bugün gelinen noktada ise ANAP’ın esamesi bile okunmuyor.
Parti tabandan koptu diyebilir miyiz?
Hayır.
Çünkü, partinin bir tabanı kaldığından bahsetmek biraz zor.
Tavanda süreklilik yok desek, bir tavandan bahsetmek mümkün değil.
Erkan Mumcu köşesine çekildi. Parti mum gibi eridi.
Lideri olmayan, varlığı yokluğu anlaşılamayan bir partinin teşkilatı ne kadar kaliteli olursa olsun yaratacağı etki bellidir.
Ülkemizde siyasette enteresan şeyler olur.
Şaşırmamak, hayrete düşmemek imkansızdır.
Siyasette, kara mizah öykülerinin EN BABASI yaşanır.
Demek ki siyasette antrenmanlı olmak gerekiyor.
Antrenmanlı olmayanın nefesi yarı yolda kesiliyor zaten.
Bazı gözü doymazlar da “siyasi obezite” hastalığına yakalanır.
İştahları o kadar açık olur ki, her yere göz dikerler.
Herkesi yemek isterler.
Önüne çıkan herkesi yemek, iştahlarını biraz bastırır..
Bu hastalık yüzünden o kadar şişer ve başkaları tarafından o kadar şişirilirler ki.
Ankara’dan esen rüzgar onu yerinden bile kıpırdatamaz.
Hantallaşmıştır.
Bir zamanlar kale gibi güçlü olup da, hiç bitmeyeceği sanılan bu siyasi gücün tespih taneleri gibi etrafa yayılıp yok olduğunu gerebilecek kaç kişi var aralarında?
Kaliteli hizmete talip kaç kişi var?
Kaliteli hizmetin yol haritasında “Doğru tercih” ne olmalı? Kim olmalı?
Yine aynı şey işte!
Fısıltı gazetesi, “Ankara rüzgarının” içine alınmasını istedikleri muhtemel adayların, genel merkezde birilerinin kulaklarına söylendiğini duyuruyor.
Otoriteler birilerinin kulaklarını çınlatmaya başladı.
Başka birileri “kaşım-gözüm” derken, otoritenin sayesinde “Atı alan Üsküdar’ı” geçecek bile…
Aman otoriteyi pek boş bırakmayın.
Her Gününüz Güzel Olsun.
|