Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow BİR DAHA DÜŞÜNELİM
 
BİR DAHA DÜŞÜNELİM Yazdır E-posta
29 01 2008

Türban sorunu değil, türban inadı devam ettiği müddetçe rahat yüzü görmeyeceğimiz anlaşılıyor. Bu inat tek taraflı değildir. 70 milyonluk bir millet, bütün güçlüklerini bir yana bırakarak, türban sorunu ile uğraşamaz.

Konuşmacılardan türban taraftarı olanlar, hiç bir Avrup üniversitesinde türban yasağının olmadığını iddia ediyorlar. Türban takan kimse olmayınca, türban sorunu da olmaz, türban yasağı da bulunmaz.

Ben üniversiteli iken, kız arkadaşlarımızda başörtüsü taşıyanlar vardı. Kışın soğuktan, yazın sıcaktan başka türlü korunulmaz. Bu başörtülü arkadaşlarımız, kapalı salona girerken, başörtülerini başlarından boyunlarına indirirler, yahut, çantalarına korlardı. Kapalı yerlere, hele resmi bir makama başörtüleri ile girmeyi düşünmezlerdi. Dünyada da düşünen yok. Bizim kadınlarımızın illa dünya kadınlarından başka türlü, bir cins işaretli olması mı gerekir? Açıkça, bu türban garip sorununu biz yaşamadık.

1980’den beri yaşıyoruz. Kimi moda diyor; kimi, dini inançtan bahsediyor. Yerli mahkemelerimiz ve Anayasa Mahkememiz simge sıfatını münasip gördü. Sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, dini simge kabul etti, ve yasak olması hakkında son noktayı koydu. Fransa’da da müslüman kadın veya kızların ayak diremeleri, Türkiye’de olduğu gibi neticelendi. Konuşmacılar, Dünyada yasak yoktur, derken, bizim bu yazdıklarımızın olmadığını kabul ediyor gibi bir halleri var. Fransa mahkemeleri mahkme değil midir?

Bir iktidar, iktidarının altıncı senesini yaşıyor. Türban sorununu halledeceği sözünü seçmenlerine verdi. Şimdi de yapmıyor, yapamadı. Çünki, bu siyasi vaatlar, yapılacak cinsten değildi. İktidarımız, kuşların yaptıklarını bile yapamadı. Anayasayı yeniden yaparak, bu işi yapabileceğini sanıyor. Karşı tarafın sesi de, bu sahada yükseliyor. Yapma, gittiğin yol doğru değil; Anayasa yapma hakkın yok; yönetim için seçilmiş bir meclis, Anayasa’yı yeniden yapıp, kendi yaptığı anayasa ile devlet yönetemez, diyor. Bunlara muhalefetin hakkı yok mudur? Muhalefeti millet seçmemiş midir? Muhalefetsiz milli irade teşekkül eder mi?

Türkiye Cumhuriyeti devleti üç erk üzerine dayandırılmıştır. Bu üç erk’in birbirinden üstünlüğü yoktur. Millet meclisi yasama görevini millet adına yapar. Hakim de, kararını millet adına verir. Yürütme kontrol altında değil midir? Yürütme, yani Hükümet, meclise karşı sorumlu değil midir?

Öğrendiklerimize göre, yukarıya yazdığımız üç esas erk eşittirler. Bunların birbirine üstünlüğü söz konusu olamaz. Şimdiye kadar da, bu üç erkten herhangi birisinin üstünlük iddia ettiğini gören olmadı. Bir defa, yasama organı, sayın Cindoruk’un hatırlattığı gibi, yetkilerini aşıp, içinde tahkikat komisyonu kurduğu için; yani adaletin hudutlarını aştığı ve onun görevine tecavüz ettiği için ihtilal bile olmuştu. Sayın Cindoruk demedi mi ki, bu tahkikat komisyonu kurulmasa, ihtilal olmazdı? Bu işi, muhalefet lideri hatırlatmadığı için, ağır eleştirilere muhatap olmadı mı? İsmet Paşa bu ikazları yapmamış mı idi? İnanan oldu mu ismet Paşa’ya?

Cumhuriyet Başsavcısı’nın ikaz etmesi, yazması, hatta, siyasi partileri kapatmak için prosedür başlatması görevidir. Partilerin kapatılması taraftarı değiliz. Partilerin kendilerini kapattıracak işlemleri yapmamaları gerekmez mi? Kanunlara bu maddeler süs olarak mı konmuş? İktidar partisinin ezelliği var mıdır?

Yüksek mahkemelerden gelen ikazlar, “İhsas-ı rey” olarak kabul edilemezler. İhsas-ı rey, önlerine gelen bir davada, verilecek kararın ihsas ettirilmesi söz konusudur. Burada öne gelen bir dava yok. Daha önce yapılmış işlemler ve onlar hakkında verilmiş kararlar hatırlatılıyor. Bunları iktidar partisi bilmiş ve uymuş olsa, bu ikazları yapmaya da ihtiyaç kalmayacaktı. Geçmiş prosedürün hatırlatılması, ihsas-ı rey sayılamaz. Bu yüksek hakimlerin vatandaş hakları yok mudur? Bu ikazlar, Cumhuriyet kurulalıdan beri hep yapılıp gelmektedir.

Bilgimiz içinde, ülke yönetimi için teşekkül etmiş bir meclis, bir yasama meclisi, yeni Anayasa yapmamıştır. Bilen varsa, yazmalıdır; yazmalıdır ki, biz de öğrenmiş olalım.

General De Gaull, bir gün ortaya çıktı ve Fransa’nın yönetimine, tek başına talip oldu. Bu istek kabul gördü. General, partileri fonksiyondan durdurdu. Başkanlarıyla, onların oluşturduğu eşit üyelerden, bir cins kurucu meclis oluşturdu. Anayasayı, Anayasa taslağını bunlara yaptırdı ve referanduma sundu.

Biz ne yapıyoruz? Biz, ülkeyi yönetmek için seçtiğimiz meclise, ekseriyet partisi Anayasa taslağı hazırlatıyor. Bu meclisin ekseriyet partisi, başlangıçta bulduğu gaye arkadaşlarıyla, müşterek hareket ediyor. Anamuhalefet partisini dinleyen yok. İkaz eden hukukçular da itham altında. “Herkes yerinde otursun!” deniyor. Rektörler için de küçültücü tabirler kullanılıyor. Bunlar görmemezlikten gelinemez. Rektörlerden birisi kalkar da aynı eda ile cevap verirse, benim de başbakanıma yapılan bu muameleden ben üzülürüm.

Bu tansiyon inmeli. Türban sorununun yarattığı hava, bizi ilerde müşkül duruma getirecektir. Bir daha demiştik, Lale devrini, türban devri olarak tekrar ortaya getirmemek gerekir.

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

 






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Gazete Oku


Başlangıç 01.01.2007
Ip Adresiniz: 38.103.63.16
Şuanda 19 misafir ve 1 üye bağlı
  • itahtasiz

Free Page Rank Tool   Basın ve Yayın