|
Başbakan Erdoğan, partisinin Ümraniye Kadın Kolları Toplantısında, “Herkes yerini bilecek!...” dedi; kendisinin “yerini” bilmediğini unutarak.
Sayın Başbakan gibi düşünmeyen, onunla aynı görüşleri paylaşmayan pek çok aydın gibi, ben de Sayın Başbakanı anlamakta zorlanıyorum.
Köşe yazarlarının saptaması doğru; 46.5, Sayın Başbakan ve arkadaşlarının kimyasını bozdu. Ayakları yerden kesildi, bir hayal aleminde uçuyorlar. Ağızlarından çıkanları, kulakları duymuyor.
Son günlerdeki çıkışları, demeç ve söylemleri; kendilerine kuşku ve endişeyle bakanları, haklı çıkarır boyutlara ulaştı.
Sayın Başbakan, toy değil; beş yılı aşkın bir süredir, devletin en yetkili konumunda. Artık devlet adamı ağırlığını ve kültürünü içselleştirmiş olması lazım ama Sayın Başbakan, hâlâ bu tür hasletlerden çok uzak.
Kendilerinin, kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirdikleri bir demokrasi tanımları var.
“AKP Demokrasisi” ağzıyla konuşursan, demokratsın; karşı görüş getirirsen, demokrat falan değil, darbe yanlısısın.
“Ne münasebet!... Ben darbe yanlısı falan değilim. Benim sizin gidişatınız konusunda, ciddi endişelerim var. Ülkeyi, Araplaştırıyor, Vahabileştiriyorsunuz…Ülkenin varını yoğunu pazarlıyor, satıyorsunuz!...Sattıklarınız, aldığınız dış borçların faizini bile karşılamıyor. Yarın satacak bir şey kalmadığı zaman ne yapacaksınız?...” dediğiniz an; anında tepki görüyorsunuz.
Sayın Başbakan çıkıyor, diyor ki; “Efendi, efendi haddini ve yerini bil… Ben 46.5’im…”
Böyle bir şey olabilir mi?
* * *
Oy çokluğu, her şey demek değildir.
Bu ülkede, değil 46.5’le, yüzde yüz oy çokluğuyla bile yapılamayacak şeyler vardır.
Devletin anayasal kurumlarının yöneticilerine, “Otur oturduğun yerde, haddini bil!...” demek, kimsenin, ama kimsenin haddi değildir.
Demokrasilerde, “Velev ki” diye başlayan sözlere, “Siyasi simge olsa ne yazar…” diye devam eden söylemlere yer yoktur.
* * *
Sayın Başbakanın bu ani çıkışını anlamak mümkün değil.
“İhsas-ı rey”de bulunduğunu (görüşünü önceden belli ettiğini) söylediği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, siyasi partilerin faaliyetlerini izlemekle ve anayasal sınırların aşılıp, aşılmadığını denetlemekle görevli bir makamdır. Görevi budur, nitekim de bu görevini yerine getirmiştir.
Benzeri bir uyarı görevini de Danıştay Başkanlar Kurulu yapmış; türban serbestisinin, ‘toplumsal barışı’ zedeleyeceğini açıklamıştır.
Her iki yüksek yargı kurumumuz da; “kuvvetler ayrılığı” ilkesinden hareketle, uyarı görevlerini yerine getirmişlerdir.
* * *
Sayın Başbakan’ın kendine göre bir “kuvvetler ayrılığı” anlayışı var. Sayın Başbakan’a göre, yasama, yürütme ve yargı üçlüsü, birbirinin işine karışmamalı imiş.
Böyle bir şey olabilir mi?
Sayın Başbakan, devlet yönetimiyle, belediye yönetimini birbirine karıştırıyor herhalde.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, demokrasilerde, üç ana kuvvetin (yani yasamanın, yürütmenin ve yargının) birbirini denetlemesini ve herhangi birinin, ‘mutlak iktidar’ sahibi olmasını engellemek üzere oluşturulmuş bir ilkedir.
* * *
Bu ülkeyi hiç kimse kendi başına yönetemez.
Konumu ne olursa olsun, demokrasilerde, hiç kimse, “Biz bu işi, Allah’ın izniyle bir cümleyle çözeriz, X partisi de bize yardımcı olur…” diyemez.
Bu topraklar üzerine krallık da, padişahlık da, halifelik de Atatürk’le birlikte öldü.
“Efendim ben 46.5’im. Beni kimsenin denetlemeye, uyarmaya hakkı yok. Herkes otursun oturduğu yerde!... Haddini bilsin!” derseniz; birileri de çıkar, “Sen haddin bil!...” der.
Nitekim de diyen dedi.
Eğer işler iyice sarpa sararsa, şu an susanlar da elbet bir gün diyeceğini diyecektir.
|