|
Havasına, suyuna…
Etrafına…
Doğasına…
Güvenilirliğine…
Kardeşliğine…
Dedikodusuna…
Dostluğuna…
Düşmanlığına…
Tanıdığımız, sevdiğimiz bu şehirden hiç korkmayalım.
Gidelim ama terk etmeyelim.
Dönelim ama şikayet etmeyelim.
Sevelim bu şehri ki, o da bizi sevsin.
Elbette bizim gibi o da değişti.
Zaman zaman “Deli kızın bohçası gibi” oldu hayatı.
Kaderinde çoğu zaman hep yeniden inşa edilmek vardı.
Anayolları…Kaldırımları…
Kazıldı…Yapıldı…
Yeniden kazıldı…Yeniden yapıldı…
Bu yeni yollarla yabancılaştık, ikimize de terkedilmişiz gibi geldi.
Sanki yabancı ellerdeydik.
Baktım üzgün duruyor.
Neden? Dedim. Neden üzgünsün?
“Bıktım artık” dedi “İSTEMEDEN DEĞİŞTİRİLMEKTEN BIKTIM!”
“Kesilen ağaçlarım yüzünden öksüz kaldım.
Sanki hiç kapatılmayan bir şantiye gibi olmaktan bıktım!
Bir kurtulsam, bir kaçsam!”
Hoopppp…. Dedim. Yok öyle yağma. Ben kaçıyor muyum bak.
Boş ver.
Dışımız değiştirilse de, değişse de içimiz aynı ya sen ona bak…
Üstelik haritadaki yerin bile aynı nasılsa.
Olsun saat kulesinin çanları duyulmasın eskisi gibi, olsun.
Ağlama lütfen ya, güzel şehrim.
Yukarı mahallede, hani bağların orda kalan birkaç ağaç var ya…
Bizi çağırıyor.
Hayat işte. Sen ne yaparsan yap, birileri hükmünü sürdürüyor.
Nuh’un gemisi de yok ki artık, “Su isteyelim, ağaç isteyelim, kuş isteyelim”
Sadece insan var!
Yok eden insan!
Bir hasta gibi yorgun, solgun, yılgın olma sakın.
“İyileşemem ben artık” da deme.
Sana yapılanları unutma, yeter.
Seni seviyoruz güzel şehrim.
Her Gününüz Güzel Olsun.
|