Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow ÖTELEDİĞİMİZ SADECE KÜRT SORUNU MU?
 
ÖTELEDİĞİMİZ SADECE KÜRT SORUNU MU? Yazdır E-posta
17 01 2008

Dünkü “Ödün, ödün de nereye kadar!?” adlı köşe yazımda; Kürt sorunu konusunda, donanımsız olan siyasetçilerimizin ve de devlet adamlarımızın, deyim yerindeyse Kürt Halkının gazını almak için, olayın heyecanı  ve telaşıyla, yanlış vaatlerde, yanlış söylemlerde bulunduklarından dem vurmuş, önü ardı düşünülmeden yapılan bu vaatlerin ve söylemlerin yol açacağı sakıncalardan söz etmiştim.

Gazetemizi Almanya’dan (Hannover) izleyen okurum Vural Karakaya, bu konuya ilişkin düşünce ve görüşlerini iletmiş.

Vural Karakaya, ülkesine bağlı her yurttaşımız gibi, son gelişmeler karşısında  belli ki çok dolmuş. Endişeleri, korkuları var.

Şöyle diyor iletisinde.

“Sayın Haboğlu,

Bu yazınız ve  Kürt Sorunuyla ilgili önceki yazılarınız için size teşekkür etmek istiyorum.

Yerden göğe haklısınız. 

85 yıllık bir ülke, yurttaşım dediği insanına, 85 yılda Türkçe öğretemez mi?

Dış güçlerin de telkinleriyle köklerine yabancılaşan, kendisinin başka bir soydan olduğunu sanan insanına,  bu konudaki yanılgılarını 85 yılda, anlatamaz mı? Bu insanları eğitemez mi?

Ama maalesef beceriksiz yöneticiler, bu tür sorunları öteleye öteleye  ülkeyi bu hale getirdiler.

Öteledikleri, sadece Kürt Sorunu mu?

Beceremeyecekleri,  altından kalkamayacakları tüm sorunları erteleye, öteleye ülkenin geleceğini riske ettiler.

Atatürk’ün ölümüyle birlikte, Atatürk’ün tüm devrimleri ters yüz edildi.

Atatürk’ün ölümüyle birlikte, fırsat bu fırsat mantığıyla, tüm gerici talepler yerine getirildi. Tüm gerici unsurlar ön plana çıkarıldı. Anadille kulluk hakkı ve Türkçe ezan yasaklandı. Yobaz ve gerici ortamın güçlenmesine imkan sağlandı.

Doğulu insanımızı aydınlatıp, eğitecek, onu üretici hale getirecek, ona  aş olacak, iş olacak Köy Enstitüleri ve Halkevleri kapatıldı. Doğulu insanımız kendi kaderiyle baş başa bırakıldı.

Atatürk çok değil 10 yıl daha yaşasaydı eğer; bu gün ne Kürt sorunu olur, ne de bu ülke, bu denli Vahabileşirdi.

Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı eğer; beceriksiz ardıllarının yapamadığını yapar, Etilerin, Sümerlerin, Akadların, İskitlerin, Sakaların Türk olduğunu nasıl kanıtladıysa (ya da kanıtlanmasını nasıl sağladıysa) bu adamların da Türk soyundan geldiklerini, belgeleriyle birlikte  kanıtlar, ikna eder, bu tür ayrılıkçı aykırı düşünleri eritir, yok ederdi. Nitekim de yaşadığı dönemde, bunların çoğunu yaptı. Bugün bu ülkeye hizmet eden, benim diyen Türk’den çok daha fazla Türk olan Kürtler, bu büyük insanın eseridir. (Bu toplum tarafından Kürt kökenli oldukları  bile bilinmeyen, bu muhterem insanları burada deşifre etmeye gerek var mı, bilmiyorum...)

Haklısınız Sayın Haboğlu. Bunlar devlet adamı değil. Bunlar, günü kurtarmak için siyaset yapan siyasetçiler(!). Bunlar nabza göre şerbet veren insanlar. Gelecek, bunların umurlarında değil.

Yazınızda da buyurduğunuz gibi, güya tansiyonu düşürmek için, öyle sözler sarf ediyor, öyle tavizler veriyorlar ki, farkına varmadan ayrılıkçı güçlerin  kozlarını güçlendiriyor, önlerini açıyorlar.

Oysa çözüm, farklılıklarımızı asgariye indirmekten, hatta mümkünse farklılıklarımızı yok etmekten geçiyor.

“Farklılıklarımız zenginliğimizmiş, biz mozaikmişiz….” falan filan…

Yok böyle bir şey!...

Farklılıklarımız nasıl zenginliğimiz olabilir? 

Neden birbirimizi bu tür içi boş sözlerle oyalıyor ve  aldatıyoruz ki?

Bazılarımız, “farklı kültür” deyiminden, herhalde “folklorik zenginliklerimizi” algılıyor; ya da “farklı kültürü”, şarkı türkü, yiyecek içecek kültürü sanıyor, sosyal etkinlik sanıyor.

Adamların dillendirdikleri farklı kültür, bunlar değil ki…

Al işte sana bir dolu farklı zenginlik!... Hani kime ne yararı var? Kimin karnı ya da gözü doyuyor? Kim tatmin oluyor? Kim huzur buluyor? Kim rahat uyuyor? Kim geleceğe umutla ve güvenle bakıyor?

Her farklı kültür, ülkenin başına bela oldu, bela olmaya da devam ediyor.

Çünkü her farklı kültür, kendi kültürü için ayrıcalık bekliyor. Kendi kendini yönetmek istiyor, eyalet olmak istiyor, federasyon istiyor, devlet içinde devlet olmak istiyor, bağımsızlık istiyor. Kendi dilinde(!) eğitim hakkı istiyor. Kendi diliyle hizmet vermek, kendi diliyle hizmet almak istiyor. Bunun için yanıp tutuşuyor.

Siyasilerin ağzına bakınca da, bu hayallerinin gerçekleşebileceğini sanıyor. Daha çok cesaretleniyor, daha çok istiyor, daha çok azıyor.

Böyle bir şey olabilir mi?

İki hatta üç, dört  farklı dilde yapılacak eğitim, bu insanlara götürülecek hizmet, nasıl olur, neye mal olur, bunu düşünen var mı? Bu işlerin organizesi kolay mı?

Bu ülke, halkını, tek dille 85 yılda  eğitemedi, yüzüne gözüne bulaştırdı. Üç dört farklı dille, bu eğitimin altından nasıl kalkacak?

Bunlar abesle iştigal işler.

Böyle boş hayallerle avunacağımıza ya da birilerini avutacağımıza; 70 milyonluk bu ülke insanına,  “nasıl iş ve aş sağlarız, bu insanları sadaka siyasetinden, sadaka kültüründen

nasıl kurtarırız…” bunlara yoğunlaşmalıyız.

“Batı’nın sahip olduğu imkanlara, Doğu’nun da sahip olmasını nasıl sağlarız…” bunlara yoğunlaşmalıyız.

“Tüm ülke genelinde, farklılıklarımızı nasıl asgariye indirebiliriz” bunlara yoğunlaşmalıyız.

“Ses bayrağımız Türkçe’yi, ülkemizin dört bir köşesinde, aynı güzellikte, aynı akıcılıkta konuşma ve yazı dili olarak   nasıl kullandırabiliriz” bunlara yoğunlaşmalıyız.

“Ülkemizin doğusunda da batısında da; eğitim, sağlık, ulaşım… gibi hizmetleri, olabildiği ölçüde aynı düzeyde ve de aynı imkanlarla nasıl yayabiliriz” bunlara yoğunlaşmalıyız.

Buna mecburuz.

Hizmet almayı ve vermeyi basitleştirmek, yaymak, ülkenin her bir noktasında tek tipleştirmek zorundayız.

Bir siyasinin ya da bir devlet adamının, ülkesinin doğusunda da, batısında da söyleyeceği, vaat edeceği  şeyler, bunlar olmalı.

Aksi tavırlar bu ülkeye ihanettir.

……

Coştuk, ölçüyü  kaçırdık, haddimizi aştık galiba.

Bağışlayın beni ama çok doluyum.

Bu ülke öyle kolay kurulmadı Sayın Haboğlu. Büyük Atatürk ve arkadaşları, bu ülkeyi küllerinden yarattı.

Ülkemi, uzaktan uzağa izliyorum da, endişeleniyorum, elimizden kayıp gidecek diye korkuyorum.

Bu satırları yazarken, tüm vücudum titriyor, ağlıyorum.

(…)

Vural Karakaya/Hannover

*  *  *

Vural Karakaya’nın, en baba köşe yazarlarının bile kaleme alamayacağı duyarlılıkta, yüreklilikte ve güzellikteki iletisi böyle.

Sayın Karakaya’ya katılmamak olası mı?

 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

 






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Gazete Oku


Başlangıç 01.01.2007
Ip Adresiniz: 38.103.63.16

Free Page Rank Tool   Basın ve Yayın