|
Tek sorunda değil, bir çok sorunda, ben şahsen, kafamda uyananları dışarı vurmak istersem, AB ülkelerindeki sorumlulardan gelen eleştirilere inanmak isteğimin olmadığını açıkça söyleyebilirim.
Avrupa medeniyetinin bazı kıymetleri ortaya koyduğu ve onlara sahip çıktığı hakikatını ben de kabul edenlerdenim. Ancak, Avrupa devlet ve milletleri, kendisinin ortaya çıkardığı bu kıymetlere yalnız kendisinin, kendi insanlarının layık olduğunu düşünüyor. Hatta, insan sözcüğünü kullanırken, bu insan sözcüğünün sadece Avrupalı için olabileceğini düşünüyor. Avrupalı, Amerikalı’yı da birazcık kendisinden sayabiliyor. Avrupalı’nın Amerikalı’yı sevmiş olacağı düşünülemez. Zorunluluklar bunu imkan içinde gösteriyor. Bizim nasıl Amerika’nın önünde boynumuz eğri ise, Avrupalı’nın da durumu bizimki ile paralellik gösteriyor. Amerika, Avrupa Birliği için hep kurtarıcı olarak kalacaktır.
Şu meşhur 301 numaralı ceza yasası maddesini ben Cumhuriyetin Mustafa Balbay tarafından yazılmış baş yazısında okudum. Burada, Meclisimize, Cumhurbaşkanına, ordumuza yapılacak alenen tahkir fiili söz konusu. Hükümet sözcüğü geçmiyor bile. Millet sözcüğü unutulmamış. Bu alenen hareketi yapanlara verilecek cezalara da işaret edilmiş.
AB ülkelerinin hemen hepsinin ceza kanunlarında, bizimkine benzeyen maddeler varmış. Bu maddenin ceza kanunlarında bulunmasından daha mantıklı bir şey olamaz. Bir millete, bir meclise, bir devletin Cumhurbaşkanına alenen hakaret etmekten insanların çıkarı olamaz. Akıl hastalarına diyeceğimiz yok. Ama, demek ki, her memlekette bunu yapacak insanların bulunması imkan içinde düşünülmüş ki, böyle maddelerle tedbirler alınmış.
Bizim Adalet Bakanımız hukukçudur. Bu maddenin anlamını bilir. Bu maddenin Avrupa devletlerinin kanunlarında da olduğunu bilir. Kendisi de açıkça bunu ifade ediyor. Bu maddenin Avrupa kanunlarında ayıp olmadığını da biliyor. Fakat, bu maddenin Türkiye kanunlarında bulunmasının niçin ayıp sayıldığına akıl erdiremiyor.
Avrupa’nın yetkili adamları ise, bu maddenin kendi kanunlarında bulunmasının insan haklarıyla bağdaşık olduğunu söylüyorlar. İşte buna akıl erdirmek zor. Bir kanun, Avrupa devletlerinde olunca başka anlam taşıyor; aynı kanun aynı anlamda, Türkiye kanunlarında yer alınca insan haklarıyla bağdaşamıyor. Anlam değişikliği olmadığı üzerinde, sayın Adalet Bakanımız da, biz de ittifak halindeyiz.
İşte Avrupalı bu! Avrupa medeniyetine büyük saygı ve heves duyduğumuz için biz Türkler, bu anlayış farkını hep görmemezlikten gelmişizdir. Her zaman Avrupa’yı ve Avrupalı’yı haklı görmek istemişizdir. Bu duygularımızın, bizi, bir cins aşağılık duygusu içine sürüklemiş olduğunun farkına da varmamışızdır. Öyle olmasa, ben, Dr. Ali Emiroğlu, Anadolu kırlarında, 2.5 liraya hasta bakarak topladığım 9000 lirayı, Avrupa kültürü öğrenmek için sarfetmeyi ister miydim!
Şunu da itiraf edeyim ki, benim ihtisas senelerimde, Türkiye’nin ve Türklerin itibarı pek te yadırganacak durumda değildi. Nereye gitsek iyi karşılanıyorduk. Kahve, lokum, şişkebap, Atatürk ve İsmet Paşa sözcükleriyle karşılanıyorduk. Atatürk inkılaplarının methedilmediği yer hiç görmüyorduk. Atatürk, biz Türklere, gittiğimiz her toplulukta itibar temin ediyordu.
Avrupalı’nın biz Türkler hakkında düşünceleri değişmiştir. Acaba, bu değişiklikte, bizim tarafımızdan yapılmış olabilecek kötü durumların rolü olmuş mudur? Genç Türkler’den beri Avrupalı ile ilgimiz olduğuna göre, sonradan Avrupa’ya gidenlerin kötülük gördüğü düşüncesi kabul edilemez. Hocalarımızın bir çoğunun Avrupa’da edindiği hocaları memleketimize gelmişler ve memnuniyetlerini hatıratlarına geçirmişlerdir. Bunların bazılarını da ben okudum. Bizim için hep iyi şeyler, iyi intibalar yazmışlardır.
İşçi adedinin artmasından bir şüpheye düşüyor değilim. Bizim işçilerimiz vasıfsız işçilerdir ama, Avrupa’ya başka ülkelerden gelen işçiler, bizimkilerden daha vasıflı da değildirler. Avrupa’da bizim için tiksinti, o ülkeler için yok. Geriye iki ihtimal kalıyor:
Ya, Avrupalı karşısında, onların vasıflarında yöneticimiz bulunmuyor;
Veya, Avrupalı bizi parçalamaya karar vermiş durumda.
Osmanlı İmparatorluğunun tabi olduğu anlayışa karşı olduğumuzu görüyoruz. Bu zihniyeti taşıyan Avrupalı ile anlaşılamaz. Pek erken oluyor ama, Türkler kendilerini yeni bazı anlayışlara hazırlamalıdırlar.
|