Anasayfa arrow YAZARLAR arrow İSMAİL HABOĞLU arrow BİR BÜYÜK BOŞLUKTA BOZULDU BÜYÜ...
BİR BÜYÜK BOŞLUKTA BOZULDU BÜYÜ... Yazdır E-posta
06 02 2007
Bu başlık, Sabah Gazetesi Başyazarı Mehmet Barlas’a ait. Aynı başlığı daha sonra aynı gazetenin yazarlarından Hıncal Uluç kullandı.
Her iki yazarımızın birbirinden güzel bu iki yazısını, potamda eritip, tek bir yazı olarak size sunmak için; şimdi de ben kullanıyorum bu başlığı.
Barlas; “Bütün birikimlerini, birlikteliklerini, anılarını ve mutluluklarını bir anda sonsuza değin uzak bir geçmişte bırakan toplumların ölümünü” anlatıyor anılan yazısında.
Irak’ın içler acısı durumunu anlatıyor Barlas... Kardeşin kardeşi boğazladığı Irak’ı anlatıyor... Üstelik hepsi Müslüman, hepsi aynı tanrı, aynı peygamber, aynı kitaba inanan, hepsi aynı milletten insanlar. Ama sırf mezhep farkı yüzünden, birbirlerini boğazlıyorlar Iraklılar...
Güya Irak’ı anlatıyor Barlas.
“Güya” diyorum, çünkü o Irak’ı anlatıyor ama anlattıkları bana çok bildik, çok tanıdık geliyor.
Güya Irak’ı anlatıyor Barlas.
Yüreğim ağzımda okuyorum yazdıklarını. Okudukça sarsılıyor, okudukça sersemliyorum.
Genç bir Iraklının anlattıklarını okurlarının beynine çivi çakar gibi aktarıyor.
Diyor (muş) ki o Iraklı genç;
“Bağdat’ta doğdum büyüdüm. Aynı sokakta yaşadığımız, aynı okula gittiğimiz, her şeyimizi birbirimizle paylaştığımız arkadaşlarım vardı. Hangimizin Şii, hangimizin Sünni olduğunu bilmezdik. Biz Iraklı çocuklardık.
Geçenlerde bu arkadaşlarımızdan birini telefonla arayıp; kendisinin, ve ailesinin nasıl olduğunu sordum. Birlikte büyüdüğümüz, aynı kaptan yemek yediğimiz arkadaşım bana öfkeyle ‘... Sen Sünni’sin, ben Şii’yim. Seninle arkadaşlığımı sürdürmem mümkün değil’ dedi. Sonra bağlı olduğu bir imamdan cümleler yineleyip, telefonu yüzüme kapattı.
O gün çok ağladım. O gün anladım ki, artık Irak’ın geçmişi yok. Irak gibi benim de geçmişim yok. Benim geçmişim de silindi o gün. Ne Irak’ın, ne bizim, geriye dönüşümüz mümkün değil artık...”
* * *
Güya Irak’ı anlatıyor Barlas.
Irak’ta aynı hastanede çalışan doktorları toplamışlar. “Bu hastane Şii’lerin. Sünni olan doktorlar, çıkıp gitsin aramızdan” demiş, Şii başhekim.
Dört Sünni doktordan üçü hemen terk etmiş hastaneyi. Kalmakta direnen dördüncü doktor, ertesi günü vurulmuş hastane koridorunda. Cinayet de ‘faili meçhul’ olarak geçmiş kayıtlara...
Güya Irak’ı anlatıyor Barlas.
Bir türlü konduramıyorum ama biliyorum ki, (gidişata bakarak) ülkemizin geleceğini anlatıyor aslında Barlas. Çatlamaya, çatlatmaya başladığımız mozaiği anlatıyor.
Okurken yüreğim sızlıyor, vücudumun titremesini engelleyemiyorum.
“Bu duruma düşüp de, eski günlerine dönmeyi başaran bir ülke var mı dünyada?” diyor yazısının bir yerinde.
Diğer dünya devletleri için, “Iraklı” diye bir kavram yok artık.
Güya Irak’ı anlatıyor Barlas.
* * *
Hıncal Uluç da; “Yugoslavya’yı anımsayın...” diyor... “Tito’nun Yugoslavya’sını...”
Uluç da güya Yugoslavya’yı anlatıyor.
“Sırp Tito, Hırvat kenti Split’te şeref tribününde konuşurken, çevresindeki Hırvatların genci, yaşlısı, kadını, erkeği; Tito’yu görmenin, Tito’yu dinlemenin coşkusuyla hüngür hüngür ağlıyorlardı...” diyor.
“Tito öldü; işgalci Almanlara karşı omuz omuza savaşıp, Yugoslavya’yı kuran Sırplar ve Hırvatlar birbirlerini boğazlamaya başladılar. Şimdi o Yugoslavya’nın yerinde yeller esiyor. Orada artık tek başlarına esamisi okunmayan bir yığın devlet var, ayakta durmaya çalışan... Birbirlerini öylesine doğradılar ki; şimdi birbirlerine gereksinimleri var ama dayanışma içine bile giremiyorlar. Avrupa birleşmeye çalışırken, Yugoslavya darmadağın oldu.
Hepsi Slav kökenli bu insanlar, nasıl olmuştu da Tito zamanında güçlü bir birliktelik oluşturmuşlardı? Avrupa’nın en güçlü devletlerinden biri olan Yugoslavya’da, ne oldu da her şey tersine döndü?”
Hıncal Uluç da güya Yugoslavya’yı anlatıyor.
* * *
Korkuyorum. Yaşadıklarım, gördüklerim, okuduklarım, duyduklarım, önsezilerim ürkütüyor beni.
Son günlerde, gözümüz başkasını görmeyecek kadar karardı, ruhumuz başkasını hissetmeyecek kadar yıprandı, vicdanımız hiçbir şeyden incinmeyecek kadar körelip, taşlaştı.
Toplumsal aklımızı yitirdik sanki.
Maçlarda “Ayağa kalkmayan Ermeni olsun” diye bağırıyor gençlerimiz. Buradaki Ermeni sözcüğünün yerini, yakın zamanda başka soylar, başka budunlar alacak.
Bu ülkeyi bu hale, aydın geçinenlerimizin söylemleri getiriyor. Bu ülkeyi, “Hepimiz Ermeni’yiz” söylemi üzerinden siyaset yapanlar geriyor.
Şu günlerde toplumsal dirliğimiz ve birliğimiz uçurumun kıyısında.
Aklı olan, sorumluluk taşıyan, ülkesini seven ve bu topraklara bağlı olan herkes, “Birlikte yaşayabilmek” denilen o “Büyünün”, bir anda “Bir büyük boşlukta” bozulabileceğini hiç aklından çıkarmamalıdır.
Lütfen ağzımızdan çıkanı kulaklarımız duysun artık. Lütfen sorumlu insanlar gibi davranalım. Ağzımızdan çıkan her tümceyi, her davranışımızı, Irak’ı ve Yugoslavya’yı anımsayarak ölçüp biçelim. Dini inançları da, milliyetçiliği de; bölenler değil, birleştirenler olarak görmeye çalışalım.
Ortak birikimlerimiz, birlikteliklerimiz, ortak anılarımız, mutluluklarımız var. Bunlar bir anda yok olabilir, bu büyü bir anda bozulabilir.
Dilim varmıyor söylemeye ama; tıpkı... tıpkı Yugoslavya gibi, Irak gibi...
05 Şubat 2007 Pazartesi
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

BAYAN ELEMANLAR ALINACAK
İş Verenler (30.08.2008)
SATILIK TARLA
Satmak Istiyorum (30.08.2008)
ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 22 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61