|
Mesleğinizi iyi bilmek, büyük olmanızı gerektirmez. Mesleğinizden ekmek yiyorsunuz. Onu iyi bilmezseniz, hayatınız bile tehlikeye girer. Ancak, medeniyete, yeni tabirimizle uygarlığa bir katkınız olursa, bu katkı sizi büyük yapacaktır. Medeniyete katkısız, büyüklük vasfını size vermezler. Büyüklük vasfı, para ile de satın alınamaz.
Benim hocam Froment, Fransızdı ama, Dünyaca bir üne sahipti. Tek şikayet ettiği, yabancı dil bilmemekti. Yabancı dil bilmeden de insan büyük olabilir. Tarifimize göre, medeniyete bir katkıda bulunmak, yabancı dil bilmeden de olabilir.
Hocam bir gün yanıma gelerek; elimi kendi eli içine aldı. Bana, mühim bir şeyler söyleyeceği zaman, hep böyle yapardı. Elinde bir küçük broşür tutuyordu. Broşürü bir veteriner yazmıştı. Veteriner, beygirin boyun venlerinin birinden bir lastik boruyu damar içine sokmuş ve kalp boşluklarının tazyiklerini ölçmüştü. Bunu bir broşürle yayımladığı halde, Fransa’da ve Dünyada ilgi de uyandırmış değildi. Yayında da artık bulunamaz olmuştu. Hocam bunu, bir eski kütüphanede uzun günler arayarak bulmuştu. Bana, bu broşürü göstererek, işte büyük bu, Emiroğlu, demişti. Ben başlangıçta bir şey de anlamış değildim.
Sonradan, bir Fransız doktorunun aynı konu üzerinde kıymetlendirme yaparak, Nobel ödülünü kazandığını, onun gibi ben de biliyordum. Şöyle ki, Kanada’da, bir asistan, veterinerin yaptığı gibi, lastik, steril lastik boruyu kendi kalbine, beygirinkine yapıldığı gibi sokup, yemekhaneye geldiğini ve olayı arkadaşlarına anlattığını hoca da bana bir daha anlattı. Çekilen radiolojik filmler, asistanın söylediklerni doğruluyordu.
Bu olayın tetkiki Fransız olan ve Amerika’da çalışan Dr. Gournand’dan isteniyor. Bu tetkikler yapılıyor ve kalp kataterizm olayı bulunmuş oluyor. Nobel ödülünü alan bu olay, asistanla Prof. Dr. Gournand arasında paylaşılıyor.
Beygirin kalbine boru sokup çok mühim bir keşif yapan Fransız veteriner, bir fakülte mezunudur. Her halde, yaptığı bu işi, fakülte hocalarından bir kaçına söylemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, veterinerin sözlerine kıymet verilmemiştir. Böyle keşif sana mı kaldı? denmiş olması gerekir.
Veteriner bunu, buluşun yazısını fakülte mecmuasına da göndermiş olabilir. O da, veterineri küçümsemiş ve bu yazıyı yazmamış olabilir. Hep tahminden bahsediyoruz, elimizde bir delil yok. Yalnız, elimizde mühim bir keşfin broşürü var. Bu broşürü de, kütüphanelerde haftalarca arayıp bulan ve gün ışığına çıkaran bir doktor profesör. Hem de kendisi kardiolog.
Asistanın, yani, sondayı kendi kalbine ileten asistanın adını iyi hatırlamıyorum. Best olabilir. Gournand da bir fizyoloji profesörü. Hem asistan ve hem de bu olayın kıymetlendirmesini yapma fizyoloji profesörü Gournand yaptıkları işin mükafatını da görmüşlerdir. Her ikisi de hem Nobel tıp ödülünü almışlardır, hem de isimleri bütün dünyada duyulmuş ve saygınlık kazanmıştır. Nobel ödülleri bizden bazılarına verildiği gibi özel maksatlarla verilmiyor ki. Bence, bunu alan insanlar için büyük bir saygınlık hali de teşekkül ediyor.
İşte, benim hocam Prof. Froment, bana şunu sormuştur: Burada büyük kim? Nobel ödülünü alan ve büyük te bir saygınlık kazanan Gornund ve asistanı mı; yoksa, bu keşfi daha önce yapıp ta sesini kimseye duyuramıyan ve yazısını da kimseye okutamayan isimsiz Fransız veterineri mi?
Hocam Prof. Froment, bu hatanın düzeltilmesi için çok çaba sarfetti. Elindeki 20 sayfalık broşürle, isim yapmış pek çok insana başvurdu ve bu broşürü kendilerine okudu. Kimse de itiraz etmedi. İtiraz edilecek bir şey de yoktu. Bu veteriner, hayal etmiş, bir beygirin juguler veninden bir katateri içeri sokmuş ve kalbin sağ oreyyetine kadar da gitmişti. Daha, Dünyada kimsenin haberi yokken, kalp içi tazyikleri ölçmüştü. Oreyyette kalacak değil ya, venürikül içine de girmiştir. Keşif tamdır da, keşfe kayıtsız kalmak ta tam olmuştur. Söylediğimiz gibi, bir veterinerin sesini duyuramamış olması, büyük bir keşfin benimsenmesini önlemiş ve aynı keşfi insan üzerinde yapan başka biri, bir hekimle bir fizyoloji hocası, dünyaca tanınmışlardır. Siz veteriner olsanız, bu işten dolayı üzülmez mi idiniz? Daha böyle bir kaç yazı yazacağım, ondan sonra da, dönüp siz okurlarımın fikrini alacağım. Bakalım ne diyeceksiniz?
|