|
70 milyon insan gördü, okudu geçen hafta…
İstanbul’da işlerini büyütmek, şimdi olduğundan daha rahat bir hayat sürmek adına tefeciden aldığı para yüzünden ödeme güçlüğü içine düşmüş, yiyecek ekmek bulamazken aldığı paranın faizine yetişebilmek için, insan üstü gayret gösterip yine de kendisine para veren adamın bitmek tükenmek bilmez isteklerine yetişemeyen kuaförün hikayesini.
Ödeyecek parası kalmayınca,
Karısını ya da kızını istemişti tefeci kuaförden…
Onuru,
Haysiyeti,
Şerefi,
Ailesinden aldığı terbiye ve ahlakı ağır basan kuaför, böylesi bir isteğe adamın kafasına dört kurşun sıkarak cevap vermişti…
Vermişti ama,
Haberi okuyan yurdum insanının büyük çoğunluğu da üzüntüye boğulmuştu.
Üzüntümüz, bir insan oğlunun dayanma gücünün ne kadar çok zorlandığı ve bir insanı vuracak kadar gözlerinin nasıl karardığı idi…
Ve yine üzüntümüz, haklı da olsa haksız da olsa bir insan oğlunun ölümüneydi tabii ki.
Bu hadiselere sürükleyen nedenler ise asıl üzüntümüz. Nelerin tetiklediğini düşünerek tabii… Fakat asıl yaralayıcı olan,
Tüm iyi niyeti ile tefeciden para alma gafletine düşmüş kuaförün dramıydı.
Ama, olan olmuştu bir kez…
Kuaför, iyi niyetle çıktığı yolda hem insanlık onurunu kaybetmişti, hem de bundan sonraki yaşamını bir sabıkalı olarak dört duvar arasında geçirecekti.
Bize düşen temenni;
Ömrü varsa eğer, cezasını tamamlayıp damdan çıktığında kendisinin insanlığa yaraşır bir hayatı olur inşallah…
Şeytan azapta gerek derler ya hani, ben de Amerika ve onun yan kuruluşu IMF’yi kuaförün borç para aldığı tefecinin yerine koydum ve düşündüm.
Çağdaş, modern, lüks ve zenginlik içerisinde yaşamını sürdürmek isteyenler ile borçlarını ödemek için sürekli borç para alanları düşündüm…
Niyet hep aynı!..
Bir tarafta aile içindeki refah, diğer tarafta vatandaşın rahat ve refahı…
Hepsi gerektiği için, refah için ve geri ödenmek şartı ile alınmış borçlar…
Fakat değişen zamanla birlikte iyi niyetlerin yerini “baba” lar aldı ve kendine, ya da kendinden olana doğru yontmaya başladı.
Evlatlarından birini ihya ederken, borçları diğerinin üzerine yıktı…
Elbette alacaklı, aile içerisindeki ikilikle alakadar olacak değil ya…
Ödeme zorluğu çekmeniz onun işine geliyor zaten.
Borç katlanıp gidiyor, avuç kapanmıyor…
Sonuçta, elde avuçta para edecek neyimiz varsa satıp aldığımız borcu ödemeye çalışsak da faizine bile yetişemez oluyoruz.
Peki,
Alınan borçlar ödenemeyince son hep İstanbullu kuaför gibi mi olmalı?
Her insanın da bir dayanma gücünün olduğunu bu şekilde göstermek mi olmalı?
Sizce hangisi olmalı…?
Her Gününüz Güzel Olsun.
|