Anasayfa arrow YAZARLAR arrow İSMAİL HABOĞLU arrow GELECEĞİ TÜKETMEK
GELECEĞİ TÜKETMEK Yazdır E-posta
04 12 2007

Bizim şehrin ana caddesinde yürüyorum.

Ana caddenin gösterişli vitrinleri dikkat çekici.

Vitrinler yabancı markalarla dolu.

Dükkânların tabelalarında artık Türkçe sözcükler kullanılmıyor.

Giysilerin üzerinde anlamsız, manasız İngilizce kelimeler. En çok da o tür giysiler gençlerin ilgisini çekiyor.

O giysilere Türkçe karşılıkları yazılsaydı, o gençler, o giysileri, o kadar hevesle giyinir miydiler? Bir marka hayranlığı, bir özenti…

Bir furyadır gidiyor; yabancı ürünler, yabancı sözcükler…

Türkçe bozuluyor, yabancı kelimelerin istilasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Bırakın malı, ürünü bir kısım zavallı insanlar, mankencikler “marka” olmaya heves ediyor. Bir mal gibi…

Bir zavallılıktır gidiyor, dil eğiliyor, bükülüyor, çekiştiriliyor, gençlerde bir özenti; “kahkaha oldum abi” lafları dillerinden dökülüyor. Eğlenin gençler! Ey Lenin! Eğleniyorlar

Lenin’in şu sözü düşünülmeye değer: “Bir toplumu bozmak mı istiyorsunuz, önce dilini bozunuz”

Türkçeyi bozmak adeta bir politika olarak dayatılıyor.

Okullarda bozuluyor, televizyonlarda… Her yerde.

Elin bozuk diline hayran, bozuyoruz güzel Türkçemizi.

Prof Dr. Talat S. Halman bir sunumunda, “Yüzyıllarca ihanet ettik sana. Bu gün berbat ediyoruz seni… Affet bizi, Türkçem” diye haykırıyor.

Amerika’da Princeton Üniversitesinde uzun yıllar hocalık yapmış Halman.

Anlatıyor Hamlan: “Bana verilen 175 sınav kağıdından sadece beş tanesi kusursuz İngilizce ile yazılmıştı, ötekilerde değişik ölçülerde fahiş, adeta inanılması zor gramer, imla, kelime kullanımı hataları vardı. Princton üniversitesi, Amerika’nın en önemli üç, dört üniversitesinden biri.”

Olsa olsa Amerikan eğitim sisteminin marifetidir bu.

Ne yazık ki Amerika’nın Türkiye’ye ihraç ettiği de bu.

Halman Hoca devamla, “Amerika’nın Harvard mezunu ve avukat olmuş Cumhurbaşkanı John F. Kennedy’nin el yazısıyla yazdığı belgeleri, mektupları yahut notları görseniz inanamazsınız, belki 100 kelimelik bir yazıda 20 tane imla hatası var.”

Bir de  Buş’u düşününüz. Yüz kelimeyi bir araya getirebilse hatası kaç olurdu?

Niye taklit ediyoruz? Neye özeniyoruz?

Türkçe’nin en az dört bin yıllık bir geçmişi var.

Hiçbir dil bu kadar köklü değil.

Matematik bir dil. Okunduğu gibi yazılan, bilim yapmaya yatkın. Bitip tükenmez bir enerjiyle, özellikle bilimsel terim üretmeliyiz diyor uzmanlar.

Atatürk “Türk demek, Türkçe demektir” demişti.

Göte Üniversitesindeki Dil Enstitüsü Müdürü Prof. Grisbah, dokuz dil konuşan bir adammış. Şöyle demiş: “Sizin diliniz dünyanın en mantıklı ve matematiksel dilidir.”

Türkçemizin değerini kaçımız biliyoruz?

Kürtçe diye bir dil icat edilmeye çalışılıyor, kendini Kürt olarak ifade eden kardeşlerimizin bilim, sanat, edebiyat yapması engellenmek isteniyor, tuzağın farkında değiliz.

Kimileri de bunu demokrasi zannediyor!

Türkçe bizin ortak dilimiz, bir matematik dil, sonsuzluğa uzanan…

Bir o kadar da öğrenilmesi kolay.

Bir Kızılderili şefinin sözünü anımsıyorum; “ Biz bu dilimizi atalarımızdan miras aldığımız kadar, gelecek kuşaklardan da ödünç aldık.”

Gelecek kuşaklara kimin ne dediği anlaşılmayan bir tarzanca bırakmak mı niyet?

Bilgisayar dili var, televole dili var, pembe dizi dili, cep telefonu dili, çet dili, dublaj dili, reklâm dili… Vurgular, hece yutmalar…

Yol boyunca işte bunları düşünüyorum.

Yabancı ürünler, yabancı markalar, yabancı kelimeler kendi memleketimde, kendi şehrimde kendimi bir yabancı gibi hissediyorum bir an.

Bir kırtasiye dükkânına uğruyorum; Elimde 1932’de liselerde okutulmaya başlanan, 1939’da müfredattan kaldırılma kararı verilen “tarih” kitabının arkasındaki haritalardan kopyaladığım bir dosya var. Ciltlemesini rica ediyorum.

Ciltlemeyi yaparken kırtasiyeci gence, kırtasiyeciliğin ne kadar zevkli bir iş olduğundan söz ediyorum.

Kırtasiyecilik öldü, eskidenmiş o zevkli iş, eskiden bir dükkân satılmak istendiğinde altı yedi kişi alıcı olurdu. Şimdi benim bildiğim üç dükkân satılık, alan yok.

Büyük marketlerde yapılan kırtasiye satışları, tamamen haksız rekabet. Toptancılar, artık büyük şirketlerin elinde, bize farklı, onlara farklı fiyat veriyor. Marketlerin sattığı fiyatla satma şansı bize verilmiyor. Kırtasiyecilik ölüyor.

Kırtasiye artık yabancıların elinde, tabelalara bakın hep yabancı. Yabancılaşmadan rekabet yapmak şansı yok.

Market satışları, markalı ürünler teşvik ediliyor, destekleniyor.

Dünya, sadece çok uluslu şirketlerin mallarını tüketmeye zorlanıyor.

Daha kalitelidir deniyor. Fiyatlar pahalı! Çalışana, emekliye verilen zam 2+2, ama kredi, taksit kolaylığı…

Bir tüketim kültürüdür yaratılan.

Dili, dini, kökleri, geleceği unutturan…

Sadece bu günün hazlarıyla yaşatan, bu günün varlıklarını tüketen.

Geleceğe bir şey bırakmayan…

Vitrinler yabancı malla, tabelalar yabancı sözcüklerle dolu.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 37 misafir ve 2 üye bağlı
  • Veysel_b
  • faikaykac

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61