Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow BAZAN BAŞLIK BULUNMUYOR
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
BAZAN BAŞLIK BULUNMUYOR Yazdır E-posta
04 12 2007

Eskiler, “Tarih tekerrürden ibarettir” derlerdi. Şimdi, bu sözü doğrulayan bir durum yaşıyoruz. Şöyle ki:

İkinci Cihan Savaşı’na girmek üzere olduğumuz zamanlarda, Sadrazam Sait Halim Paşa’nın yalısında, İttihatçılardan bir kaç kişi müzakere ediyorlar. Bir kaç kişiden birisi Talat Paşa. Öteki İttihatçı ileri gelenleri de, birer ikişer, Paşa’nın yalısına gelmeye başlıyorlar.

O sırada, bir de beklenmeyen misafir var. Alman elçisi de ziyarete gelmiş. Elçi başka bir salona alınıyor ve biraz beklemesi kendisine söyleniyor.

Elçi telaşlı. Yerinde rahat oturamıyor. Birkaç dakika sonra ayağa kalkıp salonda dolaşmaya ve çok sinirli olarak, kendi kendine konuşmaya başlıyor. “Nerede bunlar, neden bu kadar geç kaldılar?” diyor. Diyor değil, elçi, adeta bağırıyor. Kimse, Alman Büyükelçisi’ne “Yerine otur, bağırma” diyemiyor.

İçerdeki bir kaç kişinin müzakeresi, savaşa, Almanlarla birlikte girme müzakeresidir. O sırada da, hazır olmayan Enver Paşa yalıya gelip, bir oğullarının olduğunu söyleyiveriyor. Savaşa girilmiştir. Bu girişten, devletin Sadrazamının bile haberi yoktur. Bu habersizlikten, Sait Halim Paşa’nın canı sıkılmış olacak ki, kısa zaman sonra, görevinden istifa etmiştir. Yani, yaşlı sadrazamın haysiyeti kırılmıştır. Sadrazam paşa, bu kanaata gelmiştir. Paşa’nın haysiyeti de vardır. Aksi olsa, koskoca sadrazam görevinden istifa eder mi idi!

Osmanlı’nın o zamanında, büyük devletlerin sefirleri, yani, Rusya, Fransa ve İngiltere sefirleri, istedikleri zaman, ya ikişer veya üçer olarak, aldıkları kararları Osmanlı Sadrazamına bildirirler ve kısa zamanda da istedikleriinn yapılmış olmasını görmek isterlerdi. Osmanlı yönetimi bu rezil duruma alışmış olduğundan, hiç itiraz eden olmazdı. Osmanlı yönetimine yabancıların müdahelesi, artık bir haysiyet meselesi değildi. Osmanlı yapmaz, savsaklarsa, sorun o zaman, yabancı elçiler için bir haysiyet meselesi yapılırdı. Bu yazdıklarımı bir hikaye olarak okuyorsunuz. 90 sene önce, bu yazdıklarım birer vakıa idiler.

Cumhuriyet devri başlayınca, yabancı büyükelçiler, terbiyeli maymunlar gibi görgülenmişlerdi. Kendi aralarında nasıl iseler, Türk yöneticileriyle de öyle idiler. Karşılarında, kendi devletleri gibi, haysiyetin ne olduğunu bilen Cumhuriyet yönetimi vardı. Mustafa Kemal, bir defasında, yanına saygısız giren bir büyükelçiyi köşkten kovmuştu.

Şimdi bakıyoruz, durum toptan değişmiş. Amerika devletinin büyükelçisi, Parlamento’da bulunan Kürt asıllı milletvekillerini yemek için davet ediyor. Bunlarla, terör olaylarını değil, Kürt sorununu görüşmek istiyor. Büyükelçi, Türkiye’de, Türkiye’nin iç işi olan bir osrunu, bir soydan gelmiş milletvekilleriyle konuşmak istiyor. Büyükelçi, bu işin bir iç ülke sorunu olduğunu düşünmüyor. Davet edilenlerden hiç biri, bu işin, bir iç sorun olduğunu ve bu iç sorunun kendileri arasında konuşulabileceğini, bir yabancı büyükelçi ile bunu konuşmaya yetkili olmadıklarını, bu konuşmanın, uluslararası geleneklere uygun olmadığını söylemiyor. Dıştan reaksiyon olmasa ve büyükelçi işlemine devam etmiş olsa, bizim milletvekillerimiz sorunu konuşmaktan memnun olacaklar. Belki de bu toplantıyı, bir fırsat sayarak, iç sorunlarını, büyük bir devletin büyükelçisine aktarmaktan mutlu da olacaklar. Yıkılası dünya! Biz bu günleri görecek miydik!

Bu yazıyı başka türlü ve bizim güzel ve anlayışlı Türkçemizle anlaşılır şekilde yazmak ta mümkün idi. Ancak, ben pek yaşlıyım, yanlış anlayışları karşılayacak çağda değilim. Bunları düşünerek, bu yazıyı, başka türlü de yazılma imkanı olan bu yazıyı, ancak böyle yazdım. Siz de, şimdilik, bu yazı ile iktifa etmek zorundasınız. Geleceğin ne getireceğini bizi yaratanın dışında kimse bilmez.

Büyük Dünya savaşına girerken, Sadrazama bağıran Alman Büyükelçisi ile dostumuz Amerikan Büyükelçisi arasında ne fark vardır? Atatürk’ü bir kenara bıraktık, bu büyükelçi, bu yaptıklarını İsmet Paşa yaşarken yapabilir mi idi? Lyndon Johnson, İsmet Paşa’ya yazdığı mektubunu, şimdiki başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yazmış  olsa idi, acaba sayın Başbakanımız nasıl cins bir cevap verirdi? Diyorum ki, bu devlet sokakta bulunmamıştır. Bu devletin emanet edildiği bir de gençlik vardır. Atatürk de insandır ve yanılmış ta olabilir. Eğer, Atatürk’ün yanıldığı sabitleşirse, bu milletin içinden, emaneti sahiplenenler de çıkacaktır. Öküz altında buzağı arayıp ta, ihtilal istediğim zehabına düşen olmamalıdır.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK OTOMOBİL
Satmak Istiyorum (14.10.2008)
SATILIK ATÖLYE
Satmak Istiyorum (14.10.2008)
KOMPLE KİRALIK BİNA
Satmak Istiyorum (14.10.2008)
İş yerlerine ev yemeği
İş Arayanlar (14.10.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 70 misafir ve 6 üye bağlı
  • bonusss
  • Nevkan
  • serdarkırış
  • boradk
  • Veysel_b
  • karadeniztakasi

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61