|
Nesiller değiştikçe dünyanın da değiştiği söylenir. Ancak şöyle bir baktığımızda insanların bazı konularda hala ilk çağlardaki alışkanlıklarına sadık kaldıklarını görebiliyoruz.
İlk çağlarda birbirleriyle anlaşmak için anlamsız sesler çıkaran insanlar, şimdi üç dört dili öğrenip konuşabilmekte. Ama günümüzde sorunları çözebilmek için yine anlamsız sözler çıkararak birbirini dövmeyi de “anlaşmak ve konuşmak” sayanlar da oldukça fazla.
Parlamentoya da bakın, vekiller bile konuşmak yerine birbirleriyle dövüşüyor.
Günümüzde bağırarak, kavga ederek konuşmak ve şiddet, kolaya kaçan insanlar tarafından besleniyor.
Hoşgörü, fedakarlık, anlayış, kendini karşısındakinin yerine koymak, öğrenmek ve öğretmeyi yorucu bulan bir çok insan “yaradana kurban, Allah ne verdiyse” deyip, ilk çağ adamları gibi içgüdüsel tavırlarını sergiliyor.
Çünkü, konuşarak anlaşmak için fedakarlık ve hoşgörü gerekiyor.
Peki, “hepimiz insanız” sloganına ne oldu?
Gazete sayfalarında ve ekranlarda; sevgiyi, kendisini izleyen halka saygıyı, siyasette karşı karşıya geldiklerine davranışlarını, çözümsüz eleştirilerini, iktidara haklı haksız yüklenmelerini izlediğimiz siyasiler, bu kötü örnekle rotayı yanlış yöne doğru çevirdiklerinin farkında değiller mi?
Üstelik hepsi de “ülkeyi çok sevdiklerini” söyleyerek yapmıyorlar mı bunları?
Bu konuşmaları ile saldırgan gençler yetiştirmiyorlar mı?
Kim bilir? Belki de bülbül gibi şakıdıklarını düşünüyorlardır?
“Kargalar bülbül gibi şakısaydı eğer, meskenleri altın kafes olmaz mıydı?”
ÜLKEYİ SEVMEK BU MU?
Ülkeyi sevmek, ekranlardan çığırtkanlık yapmak mı?
Ülkeyi sevmek, işine geldiğinde göz yummak mı?
Ülkeyi sevmek, dört bir yanınızda düşmanlar yaratmak mı?
Ülkeyi sevmek, kardeşi kardeşe kırdırmak mı?
Ülkeyi sevmek, din, dil, ırk ayrımı yapmak mı?
Ülkeyi sevmek, Aleviyi, Kürdü seçim zamanları hatırlamak mı?
Ülkeyi sevmek, bayrağın arkasına saklanıp her türlü yolsuzluğu kendisine hak görmek mi?
Ülkeyi sevmek, “Ben Atatürkçüyüm” diyerek, Atatürk’ün düşüncelerini uygulamamak mı?
Ülkeyi sevmek, askerlerimizi şehit edenleri de şehit yerine koymak mı?
Böyle yaparak bizlerin içindeki güzel şeyleri eksiltmeleri, hatta yok etmeleri mi ülkelerini sevmek?
Bu tıpkı, sürekli “ BARIŞTAN” söz ederek çocuğunun adını “SAVAŞ” koyanların tutumuna benzemiyor mu?
Yaşlılarımız bitkin ve yorgun gözüküyor da peki gençlerimiz?
Gençlerimiz de yaşlı, mutsuz ve umutsuz…
İlk çağlardan günümüze ne değişmiş ki?
Mağaralar yerine lüks evlerde yaşamaktan…
Üstümüze değişik kıyafetler giymekten başka!
Konuşurken birbirimize anlamsız kelimeler söylüyoruz. Karnımızı doyurmak için ava bile çıkıyoruz. Ne avladığımızın bile hiç önemi yok artık. Üstelik bunu uygarlık sanıyoruz.
Milattan önce ile Milattan sonra arasında ne fark var?
Ben göremiyorum….
Her Gününüz Güzel Olsun.
|