|
Belki ayırdındayız, belki değiliz… Sevgi, saygı, vefa gibi hasletlerimizi kullandığımız alanımızı daraltıyor, bireyselleştiriyoruz.
Bu yaşam biçimi, bizi, insani değerlerimizden, toplumsal ilişkilerimizden soyutluyor, bencilleştiriyor .
Kentleşme ve yeni dünya düzenine ayak uydurma uğruna, öz değerlerimizi birer birer yitiriyoruz.
Ağırlaşan yaşam koşulları, kapitalizmin acımasız rekabet kuralları ve de baskısı, bizi yozlaştırıyor.
Sevginin, hoşgörünün, duygudaşlığın o yürekleri ısıtan, insana huzur veren güzelliğinin, o uçsuz bucaksız sonsuz derinliğinin anımsatılmasından bile rahatsızlık duyar olduk.
Giderek bencilleşiyor, sevgisizleşiyor, acımasızlaşıyoruz.
Sevmemiz gerekenleri sevmeyi, ihmal ediyoruz. Aile büyüklerimize, yaşlılarımıza göstermemiz gereken özeni, saygıyı ve ilgiyi yeterince göstermiyoruz.
Nasır bağlayan ellerimiz gibi, yüreklerimiz de nasır bağlıyor; artık yüreklerimiz sevgi üretmiyor.
* * *
Bu iç karartan girişi; sözü, senaristliğini ve yönetmenliğini Mahsun Kırmızıgül’ün yaptığı “Beyaz Melek” filmine getirmek için yaptım.
Mahsun Kırmızıgül, bu filminde, kentleşme ile birlikte yitirdiğimiz sevgisizliğin, vefasızlığın ve unutulmuşluğun, yüreklerimizi titreten masalını anlatmış.
Film, yaşamlarının son durakları olan huzurevinde, birbirlerine kenetlenerek aile olmaya çalışan bir grup insanın, yakınlarından göremedikleri sevgi, saygı ve ilgiyi birbirlerine göstermelerini anlatıyor.
Ancak senarist, salt bu ana temayla yetinmemiş; seyircinin, ana konudan ve verilmek istenen ana iletilerden kopabileceği riskini de göze alarak; ana düzlemin dışına taşmış, seyirciyi “ileti bombardımanına” tutmuş.
İyi de yapmış.
Verilmek istenen iletilerde kopukluklar var gibi görünse de; içinde bulunduğumuz şu günlerde, bu iletilerin tümüne gereksinimimiz var…
Verilmek istenen iletilerin tümü, seyircinin gözüne gözüne sokulmuş.
İzlerken, yüreğim kanadı, ezildim, utandım…
Kent yaşamanın, insan yaşamına kattığı güzellikler kadar, ona aşıladığı çirkinliklerin de ayırdına vardım.
Yaşlılığı gördüm.
Vefayı ve vefasızlığı gördüm.
Sevgiyi, sevgisizliği, saygıyı, saygısızlığı gördüm.
Çaresizliği, yetersizliği, aczi, ölümü, inancı, inançsızlığı, dostluğu, aşkı gördüm.
Toplumsal yüreğimizin ne denli kirlendiğini gördüm.
Yıllardır yanından geçip gittiğim, Tuz Gölü’nün eşsiz güzelliğinin ayırdına vardım. Ve de Dicle Nehri’nin gündüz ayrı, gece ayrı güzelliğinin…
Doğu yöremizin insanının, birbirlerine olan tutkusunu, konuklarına olan ilgisini anımsadım.
Filmde Türklerin ata sporu cirite de yer verilmiş. Bu spor, Kürt Aşiretleri arasında da oldukça yaygın. Bu ortak payda, en az Türkler kadar, Kürt kardeşlerimizin de Orta Asya’lı olduklarının, onların da Türk kökenli olduklarının en önemli kanıtı. Mükemmel bir teknikle görüntülenip, sahnelenen bu görüntüler, çok şeyler çağrıştırdı belleğimde… Keyiflendim.
Filmin ana karakterlerinde bir olan (aşiret reisi) baba (Ahmet) ölüm yatağında; çok çocuk yaptığı için, onları okutamadığı, onlarla yeterince ilgilenemediği için, çocuklarından özür diliyor.
“Allah ne verdiyse doğurun” diyecek kadar cahil ve ilkel bir iktidarın döneminde, bir Türk filminde, ilk kez doğru, akılcı ve sağlıklı bir ileti verildi. Mutlu oldum.
Filmin bir yerinde silah ve savaş karşıtlığına ilişkin görüntü de sıkıştırılmış… Kendisi belinde silah taşıyan baba, çocuğunun elinde oyuncak tabancayı görünce,çocuğunun elinden oyuncak tabancayı alıp, kırıyor. Ve eşine, “Bu çocukların elinde bir daha tabanca görmeyeceğim.” diye çıkışıyor. O sahne de yakışmış bu filme.
Bunlar benim, bu yazının başına oturduğum an anımsayabildiklerim. Buna benzer pek çok ileti var bu filmde. Tabii görmek, anlamak isteyene…
* * *
Şimdi bu nokta şu soru sorulabilir.
Peki, bunca ileti, “ruhsal hazımsızlık” yaratmaz mı ya da yaratmıyor mu?
Yaratmıyor.
En azından ben de yaratmadı.
“Beyaz Melek”, artı tarafları ağır basan kalburüstü bir film. Gerek genç oyuncular, gerekse tiyatro kökenli emektarların hepsi birbirinden başarılı.
Görüntü kalitesi ve tekniği yüksek bu filmi, mutlaka ama mutlaka izleyin; film çıkışı siz de aynı duyguları yaşayacak, siz de aynı tepkileri vereceksiniz.
|